Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Dünya Son dakika haberleri! Gözler Moskova'ya çevrildi! ABD'den flaş mesaj | Dış Haberler

        İletişim Başkanlığı'nın düzenlediği "Uluslararası İdlib Konferansı" İstanbul'da başladı. Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde gerçekleşen Konferansa Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkan Yardımcısı Çağatay Özdemir, ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Suriye Ulusal Koalisyon Başkan Yardımcısı Dima Moussa, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Prof. Dr. Gülnur Aybet katıldı.

        ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Washington'ın Türkiye'ye destek sunmayı değerlendirirken, Türkiye'nin S-400 sistemlerini satın almış olmasının 'ciddi bir kaygı sebebi' olduğunu belirtti. Jeffrey ayrıca ABD'nin Avrupalı müttefiklerine Suriye'de varılacak büyük bir anlaşmaya katkı sunmaları için baskı yaptığını sözlerine ekledi.

        REKLAM

        Jeffrey zirveyle ilgili olarak, "Bugün yapılacak tartışma umuyorum gerçek bir ateşkes ile sonuçlanır. Şu ana kadar gerçek bir ateşkes görmedik. Esad rejimi ve Rusya bir ateşkesin altına imza atıp, sonra teröristler diyorlar. Terörist tanımını da geniş tutup ateşkesi bozuyorlar. Umuyorum ki bugün bir şey değişir" dedi.

        "TÜRKİYE'NİN ROLÜNÜ HEPİMİZ BİLİYORUZ"

        Toplantıdaki oturumda konuşan ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, "İdlib halkıyla dayanışma duygularımızı göstermemiz lazım. Bu bölgede 3 milyon kişi var, gerçekten çok zor şartlar altında yaşıyorlar. Bir yandan Esad rejiminin baskısına maruzlar. Söz konusu rejim bir kez daha tamamen kendi vatandaşlarının umurunda olmadığını gösteriyor. Çok acımasız saldırılar düzenliyor sivillere karşı. Bu durum sadece ABD hükümetinin görüşünü yansıtmıyor aynı zamanda başka bağımsız kuruluşlarında hazırladıkları raporlarda aynı durumu görüyoruz. Birleşmiş Milletler yetkililerine sunulacak raporlarda da bu durum tekrar ifade ediliyor. Dayanışma dediğimiz ne anlama geliyor? Öncelikle insani yardım gerekiyor. Burada daha önce görüşmemiş boyutlarda bir insani kriz yaşanıyor, 21. yüzyılın en büyük insani krizi yaşanıyor. Suriye sınırında Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği de bu görüşü tekrar ifade etti. Ancak burada sadece bir insani krizden bahsetmiyoruz, bunu da unutmamamız gerekiyor. Suriye'de kimyasal silah kullanıldığını daha önce gördük. Kimyasal silah kullanımı sadece Birleşmiş Milletler kararlarının ve uluslararası anlaşmaların ihlali, kitle imha silahları kullanımın ötesine geçen bir durum söz konusudur. Esad rejiminin genel olarak attığı adımlar bütününün bir yansımasıdır" dedi.

        "ULUSLARARASI DÜZEN AÇISINDAN CİDDİ BİR RİSK VAR"

        James Jeffrey, "Rusya ve İran gibi Suriye destekçilerinin adımlarının İdlib'de kritik bir noktaya geldiğini görüyoruz. İdlib artık Suriye ihtilafının merkezi haline gelmiştir. Burada yıllarca öncesine, 1930'lu yıllara dönmemiz gerekiyor. O dönemde hatırlayacaksınız uluslararası toplumu zorlayan başka durumlarda vardı. Özellikle Güney Çin denizinde, Kırım'da huzursuzluk yaratan şeyler vardı. Ancak İdlib'de yaşananlar uluslararası sisteme bir meydan okumaktır. Ve birçok başka ülkeyi de etkilemektir. Açık veya kapalı biçimde bu sürece dahil olan bir çok sayıda ülke var. Türkiye'nin rolünün ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Rusya, İran, Lübnan'da Hizbullah koalisyon güçleri ki başında ABD var, kuzeydoğu da ve güneyde çeşitli operasyonlar yapıyor bu güç. Aynı zamanda İsrail hava kuvvetlerinin özellikle İran'a karşı operasyonlarının olduğunu, harekatları olduğunu biliyoruz. Aynı zaman bu güçler arasında bir ihtilaf olması söz konusu. Türkiye ve Rusya'nın mesela İdlib'de böyle bir ihtilaf yaşama olasılığı çok yüksek. Bu yüzden uluslararası düzen açısından ciddi bir risk var. Söz konusu riskin kaynağı kolektif güvenliğe karşı bir tehdit olabilir, Birleşmiş Milletler şartına karşı bir tehdit olabilir ya da doğrudan bir askeri çatışma söz konusu olabilir. Böyle bir riskin yüksek olduğuna inanıyoruz biz. Bu yüzden komşu ülke olarak Türkiye'nin bazı sorumlulukları var tabi. Özellikle güvenlik konusunda Türkiye'nin bazı sorumlulukları var. Suriye'nin bütün diğer komşularının benzer sorumlulukları var. Aynı zamanda ABD'nin sorumlulukları var, Arap dünyasının var, Avrupa Birliği'nin var, NATO'nun var. Yani bütün ilgili tarafların sorumlulukları var" dedi.

        Jeffrey, "Biz bütün bu ülkelerin çözüme dahil olması gerektiğine inanıyorum. Birleşmiş Milletler liderliğinde siyasi bir çözüm olmasını istiyoruz. Bir askeri çözüm kabul etmiyoruz biz. Suriye devletinin İran ile beraber yaptıklarının ne olduğunu hepimiz biliyoruz zaten. Her düzeyde çok hızlı olarak çalışmalarımızı devam ettirmemiz gerekiyor. Başkan Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın direkt olarak insani yardım konusunda ne yapılacağını ele alma konusunda görüşmesi de gündem de tabi. Özellikle de en direkt yanıt olarak yapabileceğimiz şey bu. Ama bunun ötesine geçmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

        "HEDEFİMİZ MÜZAKERE EDİLEN BİR ÇÖZÜM"

        ABD'nin veya başka ülkelerin askeri girişimlerinin asla rejimi devirmek gibi bir amacı olamayacağını belirten Jeffrey, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararını hatırlattı ve "Rus güçlerine yönelik de olduğu düşünülemez. Hedefimiz bu değil. Bizim hedefimiz nedir? Müzakere edilen bir çözüm. Türkiye, hem Rusya ile diyalog hem de caydırıcılık konusunda harika çabalar sarf ediyor. Bunu biz çok takdir ediyoruz" dedi. Jeffrey, şu an Suriye'de kendi ulusal güvenlik çıkarları için meşru bir şekilde olduklarını söylerken, "Suriye'nin komşularının beka endişeleri var. Bunlar uluslararası hukuka göre anlaşılır endişeler. Sadece Türkiye ve ABD'nin değil, NATO'daki müttefiklerimizin özellikle de Avrupalıların bir arada hareket etmesi gerekiyor. Bu konuda Avrupalılara da katkı bulunmaları konusunda baskı yapıyoruz. Ne Rusya ne Türkiye askeri çatışma istemez bence. Ancak Suriye'de iyi niyetlerin hayal kırıklığı ile karşılaşması söz konusu olabiliyor" şekline konuştu.

        OUTZEN: TÜRKİYE KÖTÜ BİR ANLAŞMAYA RAZI OLMAYACAK

        ABD Dışişleri Bakanlığının Suriye Angajmanı Konusunda Kıdemli Danışmanı Richard Outzen, "Türkiye'nin kötü bir anlaşmaya razı olacağı gibi bir olasılık görmüyorum, kaosa sebebiyet verecek bir anlaşmaya 'evet' diyebileceğine sıfır şans veriyorum. Batı dünyasının bunu bilmesi lazım ve bu oyunda mutlaka Türkiye'nin yanında yer alması lazım." dedi.

        Outzen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlenen "Uluslararası İdlib Konferansı" kapsamında gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Aylin Ünver Noi'nin yaptığı "İdlib Krizinin Jeopolitiği" başlıklı oturumda konuştu.

        İdlib'de rejimin hava saldırısında hayatını kaybeden şehitler için Türkiye'ye Türkçe baş sağlığı dileyen Outzen, olaydan ABD olarak büyük üzüntü duyduklarını söyledi.

        Türkiye ile ABD arasında birtakım noktalarda farklılıklar olsa da Suriye ve İdlib konusunda hedeflerin örtüştüğünü vurgulayan Outzen, "Türk-Amerikan ilişkilerinin boyutunu çok güzel örnekleyen bir konu, Suriye ve İdlib. Türkiye'nin İdlib konusunda onurlu duruşu, çok önemli şeylere mal oluyor. Milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor ama Türkiye belli bir çizgi çizdi artık. Çünkü daha fazla mülteci kaldıramıyor. Siyasi, diplomatik ve askeri olarak Türkiye her açıdan en iyisini yapmaya çalışıyor. Şam rejiminin kendi halkına zulmün askeri çözümle çözülemeyeceğini Türkiye de çok iyi biliyor." diye konuştu.

        Outzen, Rusya, İran ve Esed ile ABD ve Türkiye'nin de dahil olduğu Avrupa ülkelerinin amaçlarının hiçbir şekilde örtüşmediğini ifade etti.

        Suriye'de tek çözümün siyasi olacağına vurgu yapan Outzen, şöyle devam etti:

        "Türkiye, tek başına bölgede Batılı değerleri koruyor, mültecileri koruyor, Suriye'deki muhalefeti desteklemeye çalışıyor, askeri bir oldu bittiyi engellemeye çalışıyor, İdlib halkının çıkarlarını savunuyor. Yani Batı dünyasının yapmak istediğini, Türkiye tek başına yapıyor. İdlib halkının katledilmesine, Hizbullah, İran güçlerinin milisleri öldürmesine engel olmaya çalışıyor. Esed ve onu destekleyen Rusya, Batı'da özellikle Türkiye aracılığıyla sivillerin korunması konusunda ciddi bir irade görüyor. Suriye halkının şu ana kadar mağduriyet yaşayanların da dahil olacağı, parçası olacağı bir siyasi çözüm şart."

        İdlib'in Suriye muhalefeti için öneminin çok büyük olduğunu anlatan Outzen, "Muhalefet, askeri yeteneklerini ortaya koyarak Türk desteğiyle birlikte rejime karşı durmaya çalışıyor. Bunu göz ardı edemeyiz. Siyasi anlamda bu önemli bir olgu. Tabii ki Türkiye, silahlı muhalefetin önemli bir destekçisi ama birkaç haftadır gördüğümüz gibi Suriye rejimi oldukça zayıf ve Hizbullah adam gücü ve Rus rejimin hava saldırları sayesinde yaptıklarını yapabiliyor. Kendi başına yapabileceği bir şey değil. Dolayısıyla Suriye'de meşru bir aktör olarak göremeyiz rejimi. Siyasi muhalefetin meşruiyeti aynı zamanda İdlib'in savunması açısından çok önemli." ifadelerini kullandı.

        "REJİMİN ZAFERE ULAŞMASI MÜMKÜN DEĞİL"

        Outzen, Esed rejiminin İdlib'de insan öldürerek zafer ilan edemeyeceğini söyleyerek, "Esed rejiminin hiçbir ödün vermeden 2024'e kadar istediği zafere ulaşması gibi bir olasılık artık söz konusu değil." dedi.

        Türkiye'nin bölgesel ve küresel önemi, sınırların korunmasındaki yeri, muhteşem askeri yetenekleri, operasyonel gücü ve teknolojisi olduğunu aktaran Outzen, "Bu sayede çeşitli tehditlere karşı kendisini korumaya çalışıyor. Bu bölgede devletlerin özellikle provokasyon ve saldırılara karşı kendilerini korumaları çok önemli. Türkiye şu ana kadar Suriye'de meydana gelenler karşısında bu yeteneklerini kullandı ve çok güvenilir adımlar atarak bunu yaptı." diye konuştu.

        Outzen, Türkiye'nin Suriye'de kötü bir anlaşmaya imza atmayacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

        "Türkiye'nin kötü bir anlaşmaya razı olacağı gibi bir olasılık görmüyorum, kaosa sebebiyet verecek bir anlaşmaya 'evet' diyebileceğine sıfır şans veriyorum. Batı dünyasının bunu bilmesi lazım ve bu oyunda mutlaka Türkiye'nin yanında yer alması lazım. Jeopolitik anlamda kırmızı çizgilerini savunabilecek bütün yeteneklere sahip olduğunu, Türkiye bir kere daha gösterdi. İtidallı hareket ediyor, hiçbir şekilde ani kararlar almıyor. Türkiye'nin bu konudaki duruşundan dolayı takdirlerimi ifade etmek istiyorum. Batı ve Rusya ekseninde bunu yapmaya çalışıyor. Türkiye'nin Batı ile ittifakı, Suriye'den dolayı ciddi testlere tabi tutuldu. En güvenli yol Türkiye'nin Batı'ya ait olduğu fikrinin güçlendirilmesidir. Jeopolitik açıdan Türkiye'nin Batı ile yakın olması ve her zaman Batı'nın bir parçası olduğunun vurgulanması çok önemli. Şu anda bunu daha da iyi anlıyoruz. Ruslar her zaman böyleydi. Bu düzeni bozmaya yönelik çabaları olmuştur. Sadece Batı için değil insanlık için maalesef bunu yapmışlardır ve Rusya, Türklerin dostu değildir. Bu hep böyleydi. Bence sözümüzün eri olmalıyız."

        "ULUSLARARASI TOPLUMUN YAPMASINI GEREKENİ TÜRKİYE YAPTI"

        Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Mike Doran ise 11 Eylül sonrasında ABD'deki ulusal güvenlik elitlerinin dostların desteklenmesi düşmanların cezalandırılmasını gerektiğini unuttuklarını söyledi.

        Orta Doğu'da Sünni radikalizmini engelleme düşüncesinin son dönemde ABD'nin stratejik doktrini haline geldiğini anlatan Doran, "Bunun dışındaki mücadeleleri, örneğin İran tehdidini ve benzeri şeyleri unutmuş gibiler. Bu bir sağ sol konusu hiç değil. Bu özellikle eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde zirve yaptı. O dönemde DEAŞ ile mücadele her şeyin önüne geçti. Bundan dolayı geleneksel müttefiklerimizden olan Türkiye'den uzaklaştık maalesef. Burada birçok kişinin farkında olduğu gibi PKK/PYD konusu var. Bu terör grupları DEAŞ'le mücadelede kullanıldı. Washington'da bazı çevreler, ABD'nin aldığı bu kararı anlıyorlar. Bu bir hesaplamaydı. Bu hesaplama sonucunda PYD'yi Türkiye'ye karşı destekleyecektik ama bu çevreler çok küçük. ABD-Türkiye ilişkileri özellikle bu dönemde kötüleşti. Aslında şimdiye kadar hiç bu kadar kötüleşmemişti." diye konuştu.

        Doran, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinin bozulmasından sonra ABD ve NATO'ya biraz baskı yaparak Rusya ile yakınlaştığını, ABD'nin ise Türkiye ile müttefikliğinin ne kadar önemli olduğunu anladığını vurguladı.

        İdlib krizinde uluslararası toplumun yapması gerekeni Türkiye'nin yaptığını ve Washington'ın kabullenmekte zorlandığını dile getiren Doran, "Türkiye, İdlib'de insanı bir iş yapıyor. Diğer büyük güçlerle baş ediyor. İran işin içinde. Bölgeyi istikrara kavuşturmak için Türkiye uğraşıyor. Bu argümanı Washington'da kabul ettirmek zordu ama artık kolaylaşıyor. Aslında ABD-Türkiye ilişkilerini önemseyen herkes herhalde son birkaç aydır olanların farkındadır. ABD ulusal güvenlik elitlerinin aklında soru işaretleri oluşmaya başladı. 'Türkiye İran'ın müttefiki, Türkiye Putin'ın müttefiki' diyen kişiler hala var ama bu çok büyük bir saçmalık. Türkiye için bu artık söylenemez. Bunun değişmesi için uzun bir süreç var ama ışık görünüyor. Başkan Trump, Türkiye ile ilişkileri önemsiyor. Bazı adımlar atacağını düşünüyorum. Attığı adımların da siyasi yansımaları olur." şeklinde konuştu.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ