Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

MURAT BARDAKÇI:

İKİ SENE BEKLEMEYE NE GEREK VAR?

Referandum nihayet yapıldı ve netice belli oldu...

Birkaç aydan buyana şimdiye kadar görmediğimiz, yaşamadığımız, şahit olmadığımız yoğun ve sert bir kampanya ile dolu günler geçirdik. “Evetçi” yahut “Hayırcı” yazarlar referandumu bahane edip bütün mevcudiyetleri ile ortaya atıldılar ve birbirlerine girdiler! Sokakta doğrudan doğruya, yani yüzlerine söylendiği takdirde en azından kafa-göz yarılması ile neticelenecek hakaretler sıradan ifadeler gibi kullanıldı, bazı yazarlar Cumhurbaşkanlığı’na kendileri aday oldukları takdirde bile göstermekten âciz kalacakları çabayı canlarını ortaya koyarcasına sandıktan “Evet” veya “Hayır” çıkması için sarfettiler ve bazı politikacılar da vârolmamış bir tarih yazmaya soyundular!

Netice ortada: Referandumda “Evet” dendi ama basın ve toplum öylesine kamplaştı ki, mevcut dağınıklığı toparlayabilmek için ne kadar zaman gerekeceğini ve toparlanabilmenin mümkün olup olmayacağını sadece Allah bilir!

NEREDE BU MELEKLER?

Akıl ve mantık sınırlarını fena halde zorlamaya başlayan bu kamplaşma dün gece sonuçların belli olmasından sonra bile devam ediyordu: Bazı kişiler çok daha önceden daldıkları ümit deryâsından referandumun “Evet” ile neticelendiğinin kesinlik kazanmasından sonra bile hâlâ çıkamamışlardı! Sanki gökten üç melek inecek, sonuçları tersyüz edip referandumun neticesini “Hayır”a çevireceklerdi...

Bugünden itibaren göreceğiz: Hayal okyanuslarında kulaç atanlar “Evet” ile “Hayır” arasındaki farkın tahminlerden az olmasını dillerine pelesenk edecek, sonucun geçersiz sayılması gerektiğini ve bu oy oranı ile hükmetmenin mümkün olamayacağını söyleyeceklerdir! Zira böyle “dediğimdedikçilere” göre karşı görüştekilerin verdikleri oylar kendi görüşlerindeki oyların yüzde iki yahut üç değil, yüzde yetmiş ve hattâ seksen bile ilerisinde olsa o oylama geçersizdir, zira “demokrasi” denen kavram kendi düşüncelerinin tasdikinden ibarettir!

Dün geceden itibaren artık yepyeni bir yola girdik: Türkiye’de bundan böyle “Cumhurbaşkanlığı” değil, “Başkanlık” vardır ve yeni sistemin isminin açıkça telâffuz edilmesi gerekir.

Önemli olaylara alâkasız ve başka isimler takmaya pek meraklıyızdır. Hatırlarsınız, 1974’te Kıbrıs’a çıkan askerlerimiz sanki mitralyözlerle, toplarla, bombalarla değil de çiçeklerle karşılanmışlar ve hiç şehid vermemişiz gibi savaşın adı “Barış Harekâtı” olmuştu. Hükümetleri deviren ve sıra sıra darağaçları kuran darbeler “Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Talimatnamesi gereği koruma ve kollama görevini yerine getirmesi” idi... Cumhurbaşkanları bir-iki aylığına nefes almak, Ankara’nın dertlerinden kurtulmak ve kafalarını dinlemek için İstanbul’a gelirler ama gelişleri “Beyefendi’nin yaz çalışmalarını İstanbul’da sürdüreceği” gibisinden tuhaf bir resmiyetle duyurulurdu...

ADINI KOYUP UYGULAYALIM!

Referandumda kabul edilen Anayasa değişikliği 2019’da yürürlüğe girecek ve yeni sistem bundan iki sene sonra işlemeye başlayacak... Ama zaten gergin olan iç ve dış siyasetin bu kadar beklemeye tâkati var mı?

Yok! Zira bu iki sene boyunca en başta bürokraside bir şaşkınlık yaşanacak, değişmesi gereken binlerce yönetmelik üzerinde çalışılırken ardarda tartışmalar çıkacak ve iki sene sonra bir sıkıntı ile karşılaşılabileceği endişesi ile birçok bakanlıkta işler belki de durma noktasına gelecek! Meselâ memur aylıklarının hesaplanmasında ölçü kabul edilen “BaşbakanlıkMüsteşarlığı” makamı 2019’dan itibaren mevcut olmayacağı için maaş ödemelerinde bile aksaklıklar yaşanabilecek.

Dolayısı ile bütün bu fena ihtimallerin bertaraf edilebilmesinin tek bir yolu var: Yeni sistemin çalışmaya başlaması için iki sene beklenmemesi, “Başkanlık” ve milletvekili seçimlerinin hemen hazırlanacak hukukî düzenlemelerin ardından bu senenin sonbaharında yahut en geç önümüzdeki ilkbaharda birarada yapılması!

Halkımızın oyları ile kabul edilen “Başkanlıksistemi”, memlekete hayırlı olsun!

 ORAY EĞİN:

EN AZINDAN ÖNÜMÜZÜ GÖRÜYORUZ

Her seçimde olduğu gibi bir kez daha Türkiye’deki seçmenin Erdoğan’ın sözünü dinlediği anlaşıldı. Sahaya indiği, seçmenle temas kurduğu anda seçmeni ikna ediyor. Türkiye’nin çoğunluğu da yıllardır devleti teslim ettiği lidere güveniyor, en kritik kararda bile onun işaretine bakıyor. Tek başına Erdoğan yetiyor çoğunluğa.

Büyük bir sürpriz yok. Referandum sonucunun kıl payı “Evet” yönünde çıkacağına dair birçok işaret vardı. Önemli göstergelerden biri Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oydu. Bu oran aşağı yukarı korundu. Referandumun Anayasa’yla ilgili değil, Erdoğan’a güven tazelemek anlamına geldiği bu sonuçlarla da ortaya çıktı.

Rakamların birbirine yakınlığı bir zafer ya da hezimet çıkarımı yapmayı güçleştiriyor. Ama Erdoğan kazandı, tartışmasız. Sonuç aynı zamanda bir normalleşme fırsatının bir kez daha seçmen tarafından talep edildiğini gösteriyor. Ama bu yakın rakamdan kısa vadede ciddi bir itiraz baskısının oluşacağını öngörmek de aşırı iyimserlik olur. Şu an için önemli olan meşruiyet.

Rakamlar birbirine yakın olsa da, öyle ya da böyle belirsizliğin bitmesi Türkiye için iyi oldu. En azından önümüzü görebiliyoruz artık. Sistemin yürürlüğe girmesine kadar geçecek olan önümüzdeki iki yıl Türkiye için bir nefes alma fırsatı olmalı. Bir seçimden diğerine koşturmanın gerginliği yerine en azından önümüzü görmenin rahatlığıyla yol almalıyız. IŞİD tehlikesinden iç terör FETÖ’ye, ekonomiye, dünyadaki bozulan ilişkilere kadar yapılacak birçok iş var ve sandık yarışı bütün bunlara yoğunlaşılmasına engel oluyordu.

Seçmen bir anlamda istikrardan yana kullandı tercihini. Muhalefet partilerinin yetersizliğini uzun uzadıya tartışmaya gerek yok, ama birtakım sıkıntıları ve itirazları olsa da seçmen en azından bildiği isimlerle ilerlemeyi kifayetsiz alternatiflere tercih etti. Oranlar birbirine yakın olsa da iktidar partisinin hâlâ gücünü ve çekiciliğini koruduğu net.

MHP’lilerin ulusalcı seçmenleri “Hayır” yönünde oy kullandı, muhafazakâr olanlar “Evet”. Muhafazakâr MHP’li seçmenin Erdoğan’ın telkiniyle oy verdiği anlaşılıyor. İktidar partisi oranlarını korurken, MHP’den gelen katkılar “Evet” oylarını artırdı kimi yerlerde. Oran Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine yakın olduğu için MHP’nin etkisinin sınırlı olduğu ilk anda anlaşılıyor.

Türkiye haritası bir yandan 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi “kıyılar” ve “iç bölgeler” diye ikiye ayrıldı. Ancak kıyıların biraz daha da sınırlarını genişlettiği ortaya çıkıyor. İlk kez üç büyük şehirde iktidarın etkisini kaybettiği anlaşılıyor. Bu sefer bir önemli fark da var: Kürt oylarının büyük bir kısmı da kıyılarla aynı eğilimi gösterdi. “Hayır” cephesi hemen hemen hiç Kürtlerle temas etmedi, aksine yıllardır süregelen inkâr ve görmezden gelme politikası devam etti. Buna göre harita organik bir ortaklığı gösteriyor. Belki bu sonuçlar ulusalcı seçmendeki Kürt fobisinin törpülenmesine neden olur. Öte yandan, Kürtlerle pazarlık masası da bir sonraki bahara erteleneceğe benziyor sandık sonuçlarına göre.

Yurtdışından gelen oylar, gurbetçi seçmenin dış devletin Türkiye’nin aleyhindeki adımlarına tepki gösterdiğini, Erdoğan’ın yanında yer aldığını gösteriyor. Dış basındaki felaket senaryoları, diktatörlük tartışmaları ters tepki yaptı. Türkiye’nin seçmeni kendi kararına başkasının müdahale etmesini istemiyor. Ama yurtdışı seçmeninin Türkiye’deki oranlara pek de etkisi olmadığı netleşti.

Hayır” seçmeni sadece ve sadece kendi istediğini duymak, kendi inandığına inanmak istediği için sandıktan çıkan sonucu da önceden tahmin edemedi. Kendi kendilerine inandıkları bir sahte “Hayır” dalgası yüzünden yeteri kadar çalışmadılar. Muhalefetin dağınık mesajının kararsız seçmende olumsuz etki yaptığı da gösteriliyor. “Kontrollüdarbe” gibi yalanlar, sahte belgelere itibar edilerek yaratılan tartışma kirliliği aleyhlerinde işledi. CHP milletvekillerinin rekor “Hayır” sonucu geleceğine dair söylemleri de seçmeni atalete itti. Bu tembellik ve öngörüsüzlük önümüzdeki seçimlerde de devam edecek mi? Harita aslında iç hesaplaşmasını yapmış, yeni ve dinamik bir muhalefet hareketi için umut taşıyor. İki senede bu umut mobilize olacak mı, zor.

 

 MUHARREM SARIKAYA:

SANDIK NE DEDİ?

ÖNCE şunu belirteyim; ortaya çıkan sonucu 15 gün önce “Halkın Sandığı” yazı dizisinde, hem de tam sonucu öngörerek verdik.

Bunu Habertürk’ün Türkiye çapına yayılmış bölge muhabirlerinin katkısıyla yaptık.

Toplam 47 vilayete bizzat giderek tespit ettiğim sonuçları, referandum olması nedeniyle yazı dizisinde vermekten uzak durduk; sadece hangisinin önde gittiğini belirttik.

Ancak yazı işlerimize ilettiğim sonuçlara göre, bir elin parmağını geçmeyecek sayı- daki vilayette artı/eksi 2 puan fark ayrı tutulursa, tamamı tespitimizdeki gibi sonuçlandı.

BÜYÜKŞEHİRLERİN KARARI

Gelelim sonuçlara...

Türkiye dün asırlık parlamenter sistem geleneğini bıraktı, köklü bir değişikliğe gitti.

Bunu da birbirine yakın referandum sonucuyla gerçekleştirdi.

AK Parti, RP’nin 1994’teki kazancından bu yana, eksiksiz sürekli kazandığı İstanbul ile Ankara’nın da arasında bulunduğu 30 büyükşehirden 17’sinde kaybetti.

1989 sonrası ilk kez Ankara, İstanbul ve İzmir’in oyu aynı yönde oldu.

Dikkat çeken, İzmir dışındaki, AK Parti ve MHP’nin belediyelerini kazandığı İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin, Adana, Denizli, Balıkesir, Manisa, Bilecik’in içinde yer aldığı kentlerin “Hayır” demesi.

Unutulmamalı ki sistem değişikliğine karşı çıkan bu vilayetlerin hepsi Türkiye’nin ekonomisinin dinamiğini oluşturan büyük sanayi merkezleri...

Buradan bakıldığında MHP tabanının yanında, AK Parti seçmeninin ciddi fire verdiği anlaşılıyor.

Zaten, Cumhurbaşkanı TayyipErdoğan ve Başbakan BinaliYıldırım’ın yüksek performansıyla dünkü sonuca ulaşılacağına sahada da tanık olmuştum.

İki partinin, bazıları hariç teşkilatları yeterince çalışmadı, değişikliği anlatamadı ya da içselleştiremedi.

Sonuçta iki partinin Türkiye geneli oy toplamı % 61.4 iken, birçok olanağa rağmen 10 puan geriye düştü.

GEÇMİŞ OYLAR

Bu referandumun geçmiştekilerle de farkı var.

Siyasi yasakları kaldıran 1987 referandumu kenara bırakılırsa, hepsinde “Evet”-”Hayır” farkı 10 puanın üzerindeydi; dünkü ise birbirine çok yakın.

Buna bir de Yüksek Seçim Kurulu’nun, kanuna aykırı şekilde mühürsüz oy pusulalarının da geçerli sayılacağına ilişkin gereksiz kararı eklendi.

Kürt seçmenin tavrı da dikkat çekici... Yaşanan onca olaya ve gelişmeye rağmen, Kürt seçmen seçimlerdeki tavrını korudu; yöneticileri tutuklu HDP yönünde “Hayır” dedi.

Ancak Mardin’in aralarında bulunduğu bazı illerde de AK Parti ve MHP’nin toplamından daha fazla ”Evet” oyu kullandı. Referandum, yeni sisteme göre Cumhurbaşkanı’nın seçilecek olması nedeniyle de ittifakları zorunlu hale getirdi.

Bundan böyle de ittifaksız, koalisyonsuz sandık olmayacak.

CHP’NİN DURUMU

Sandığın anamuhalefet CHP açısından da getirisi oldu.

AK Parti’nin sürekli kampanya propagandasını değiştirmesi ve son düzlükte hedefine koyması CHP Lideri KemalKılıçdaroğlu’na yaradı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na seçimde aldığı % 25 oy ile % 49’u forse etme olanağını iki parti elleriyle teslim etti; bundan aldığı güçle “Referandumuyenileyelim” çağrısı yapabildi.

Ayrıca öteki kamptaki seçmene, CHP ile seçim kampanyası yapabileceğini gösterdi.

Bir de bazı anket şirketlerinin bozuk ürün satmayı alışkanlık haline getirdiği gerçeğini tekrar gün yüzüne çıkardı.

Sonuç olarak, % 51.4 ile ”Evet” kazandı; Türkiye dün itibarıyla yeni sisteme geçti.

 

NİHAL BENGİSU KARACA:

NE ZAFER NE HEZİMET

Millet burun farkıyla “Evet” dedi. Evet dedi, lakin ucuna bir “ama” ekledi. “Evet” lehine de, “Hayır” lehine de görkemli bir zafer yok. İyi tarafı şu ki, her iki taraf için ağır bir yenilgi de yok. Hezimete uğrayan anket şirketleri.

İlk tespit: Görülen o ki, Devlet Bahçeli’nin “eyaletsistemi” tartışması üzerine yaptığı son çıkışı zaten kafası karışık olan MHP tabanı için işaret olarak algılandı. Kürtler, beklendiği oranda “Hayır” demedi, beklenmedik oranda “Evet” dedi. Ortaya çıkan “Evet” oranı, Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı yapan oy oranını andırmakta. Bu evet, Erdoğan’ın oyundan ibaret.

Söz konusu “Evet”in, ortaya konulmuş modelden bağımsız, CumhurbaşkanıRecepTayyipErdoğan’ıntoplumungönülhafızasında tekabül ettiği meskene verildiğini düşünüyorum. O mesken, yüz yılı aşkın bir süredir bastırılmış olduğu duygusunu kuşanmış Anadolu coğrafyasının yaralarıyla aynı dalga boyunda. 15 Temmuz’dan beri yurt, memleket ve ülkeyle aynı enlemde hizalanıyor.

Milletinyarıdanazfazlası için “vatan” aynı zamanda “Erdoğan” anlamına geliyor. Yarıya yakını ise böyle düşünmüyor.

Milletin yarıdan az fazlası yeni sistemin, modelin halka ne verdiğinden çok ülkeyi teminat altına alacağı beklentisiyle “Evet” diyor. 15 Temmuz’dan beri de, memleketin kaderi ile Erdoğan’ın kaderinin birbirine bağlı olduğuna inanıyor.

Milletin yarıdan az fazlası, Ortadoğu’nun kaynadığı, büyük liberal demokrasilerin ekseninin kaydığı bir düzlemde ülkenin varlıkyokluk sarmalından çıkmasının tek yolunun güçlü bir devletten geçtiğini, devletin güçlenmesi için demokrasi kaybı yaşanması gerekiyorsa bu bedelin katlanılabilir bir bedel olduğunu düşünüyor.

SONUCU DOĞRU OKUMAK

Avrupa basınındaki anti Erdoğancı yayınlar, Avrupa kentlerindeki anti evet nümayişleri, Erdoğan’a yönelik tehdit içeren sloganlar, pankartlar; sözgelimi Almanya’nın PKK’lı gruplara miting izni vermesine rağmen “Evet” kampanyası için konuşma yapmak isteyen AK Partili bakanlara zorluk çıkarması, yükselen İslamofobi ve Türkofobi, Alman istihbarat teşkilatı BND şefi BrunaKahl’ın, “15 Temmuz darbe girişiminin ardında FETÖ’nün olduğuna dair bir kanıt bulamadık” açıklaması, MichaelRubin’in Türkçe attığı tehdit tweet’leri, hülasa Batılı liberal demokrasilerin süreç boyunca sergilediği çirkeflik “milletin yarıdan az fazlası” için anlamlı bir kuşatmanın tezahürleri. Bu kuşatmayı yarmanın güçlü bir liderlik şemsiyesi altında birleşmekten geçtiğini düşünüyor.

Milletin yarıya yakını, yani “Hayır” verenlerin çoğu ise böyle düşünmüyor.

PKK’lı ya da FETÖ’cü filan oldukları, teröristlerle aynı kaptan yiyip beraber yaşadıkları için değil. Bir kısmı ideolojik nedenlerle ve ontolojik anti Erdoğancılık nedeniyle hayır verdi. Bir kısmı OHAL şartlarından rahatsız. Bir kısmı “haç-hilal” arasında gelişen kavgacı ve çatışmacı siyasetin tutarlı, samimi ve rasyonel olmadığına inandığı için. Bir kısmı devletin hem milli birlik ve bütünlük deyip hem de sürekli yerli ve milli vatan hainleri imal etmeye uğraşan kafalarla dolup taşmasına kızdığı için. Bir kısmı da modeli sahiden vatana, millete hayırlı olacak bir model olarak görmedi; mevcudu riske atmaya değer bir ihtiyaç içinde olunduğuna ikna olmadı.

Milletin yarıdan az fazlası, “Evet dersek ülkemiz ve devletimize karşı kurulan oyunu bozarız” diye düşünüyor. Milletin yarıya yakını bu söylemin retorikten ibaret olduğuna inanıyor.

Ancak bir yarış oldu, sonuçlar sayıldı ve maçı “Evet” aldı. Az farkla kazanmış olması, kazanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ancak az farkla çıkan bu “Evet”, iktidarı bu sonucun ardındaki mesajı okumaya da icbar ediyor.

Mevcut modelin, hayli geniş olduğu görülen “Hayır” kampını da müsterih kılacak düzenlemelerle ilerlemesi, bir seçenek değil artık, zorunluluk.

Süreç başladığından beri hatırlattığım; siyasal partiler ve seçim yasalarının çoğulcu ve parti genel başkanının iradesinden bağımsızlaştırılmış vekillerden müteşekkil bir Meclis’e imkân verecek doğrultuda değiştirilmesi elzem hale gelmiş durumda.

Türkiye’nin yarısından az fazlasının oyunu almış, ama yarıya yakınının onayını almamış model, kendisine esneklik kazandıracak yollarla desteklenmezse, güç ve istikrar ulaşılabilir hedefler olmaktan çıkar. 

 

 

SEVİLAY YILMAN:

KAZANAN HER HALÜKÂRDA TÜRKİYE!

Dün ülke olarak çok kritik bir seçim yaşadık.

Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimi.

Ben bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda açılan sandık sayısı yüzde 96’lardaydı ve “Evet” oylarının oranı da 51.5 seviyesindeydi.

Oranlarda çok büyük bir değişiklik beklemediğim için oturdum klavyemin başına.

Ve gönlümden geçenleri sizinle paylaşmak istedim.

Öncelikle halkın verdiği bu kararın ülkemizin geleceği için hayırlı olmasını diliyorum.

Şahsımın da desteklediği bu sonucun Türkiye’nin ayağı taşa değmeden yol almasına, ilerlemesine vesile olmasını temenni ediyorum.

İnşallah güzel olacak...

Her şey ülkemin geleceği için daha iyi olacak.

SAYGI GÖSTERİLMELİ

Dün sandıklar kapandıktan sonra seçim sonuçlarını bir arkadaş topluluğuyla birlikte takip ettim.

Birkaçımız hariç çoğunluğun “Hayır” dediği arkadaşlarıma da söylediğimi sizlerle de paylaşmak istiyorum:

“Seçim bitti artık! Halkın yüzde 50’sinden fazlası, teklif edilen Anayasa değişikliğine onay verdi.

Halk bu yönde bir irade gösterdi.

Her kim olursa olsun, hangi tarafta yer alırsa alsın bu karara saygı göstermek zorundadır.

Bizim bundan sonra yapmamız gereken, her şeyi, her türlü tartışmayı, kavgayı geride bırakıp birbirimize kenetlenmektir.

Herkes sakin olmalı...”

Bazı arkadaşlarım sağolsunlar onay verdiler bu sözlerime...

Bazıları ise “Eee, sana kolay tabii ‘Sakin ol’ demek” diyerek itiraz etti.

Çünkü onlara göre bu sonuç, Türkiye’yi artık uçurumun kenarına getirmiş bir sonuç. Ülkeyi dönüşü olmayan bir yere doğru sürükleyen bir sonuç.

O yüzdendi bana olan öfkeleri ve kızgınlıkları.

Onun için de kırılmadım, bozulmadım hiç.

Çünkü tamamı vatansever, ülkesine âşık olan bu arkadaşlarımın kaygılarının, üzüntülerinin tamamen ülke sevdasından kaynaklandığına eminim.

Yanılıyorlar... Günü geldiğinde yanıldıkları için de pişman olacaklar, buna eminim, ama ben onların kaygısını da, endişelerini de, öfkelerini de çok iyi anlıyorum.

Hepsini çok seviyorum.

Aynı düşüncede olmasak da, aynı yerde durmasak da baş tacı ediyorum.

Bence bu andan itibaren herkesin yapması gereken de budur.

Benim yaptığımdır!

Başta ülkeyi yönetenler, siyasi liderler ve onların tamamlayıcıları...

Biz artık bir yola girdik.

Bu yol ufkumuzu açacak şüphem yok, ama bu yolu yürürken lütfen kimseyi incitmeyelim.

“Sen ‘Hayır’ dedin, sen itiraz ettin, sen engel olmak istedin” deyip insanları yaftalayıp itmeyelim, horlamayalım...

EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE

Unutmayalım... Türkiye’nin Türkiye’den başka dostu yok.

Tüm düşmanlara karşı güçlü olmak, ayakta dimdik durmak için her daim % 48.5 ile % 51.5’in yan yana, el ele, birlikte olma zorunluluğu vardır.

Her türlü politik ayrımı bir kenara atıp birleşebilir, el ele, gönül gönüle, yürek yüreğe verebilmeliyiz.

Bazılarınızın, “Mümkün değil bu!” dediğinizi duyar gibiyim...

Mümkün... Yeter ki her halükârda kazananın Türkiye olduğuna inanalım...

Bugünlük bu kadar sevgili okur...

Her şeyin daha iyi olması dileğiyle şimdilik hoşçakalın diyorum...

 

SERDAR TURGUT:

ABD, 'BEKLEYELİM GÖRELİM' TAVRINDA

Referandumla ilgili ilk sonuçlar gelmeye başladığında Washington’da hem hafta sonu hem de Paskalya tatili olması nedeniyle bir sessizlik vardı. Ama referandum, haftanın en meşgul gününe denk gelseydi de Washington aynı şekilde sessiz kalacaktı.

Dışişleri Bakanlığı daha önce sonuç üzerine yorum yapılmayacağını zaten açıklamıştı. Bizim “of the record” olarak görüş almaya çalıştığımız hiçbir devlet birimi de sonuçla ilgili bir yorum yapmak istemedi.

Anlayacağınız, devlet birimleri Türkiye hakkında Başkan Trump’ın“Bekleyelim görelim” tavrını aynen benimsemiş durumdalar.

Beyaz Saray’ın iç işleyişini bilen kaynaklar, Trump’ın referandum sonrasında Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde çok daha aktif ve kararlı olabileceğini düşündüğünü ve güçlü bir başkanla işleri götürmenin daha uygun olabileceğini söylüyorlardı.

Trump daha önce Türkiye’yle ilgili bazı konular gündeme geldiğinde referandum sonucunu beklemenin doğru olduğunu söylemişti yakın çevresine.

Büyük ve bağlayıcı stratejilerle çalışmayı sevmeyen Trump’ın eğer Türkiye’yle verimli bir işbirliği oluşturulabilirse bunu mutlaka deneyeceği söyleniyor. Bu yüzden Trump, referandum sonucuyla ilgili bir fikir bildirmeyecek ve danışmanlarının da böyle yapmasını isteyecek.

Türkiye’yi referandum sonucundan bağımsız ve nötr biçimde değerlendirip ortak meselelerde birlikte hareket edilip edilemeyeceğini bekleyip görme kararında Beyaz Saray.

CIA BAŞKANI NE DEDİ?

Beyaz Saray’dan kaynaklanan bu tavrın devletin tüm birimlerinde de benimsendiğini görüyoruz. Örneğin, geçen hafta içinde bünyesinde Washington’da hayli saygınlığı bulunan bir Türkiye birimi yer alan “Center for Strategic and International Studies” (CSIS) adlı düşünce kuruluşunda kamuoyuna açık ilk konuşmasını yapan CIA Başkanı Mike Pompeo, soru-cevap bölümünde Türkiye’yle ilgili bir soruya cevap verirken yine referandum sonuçları hakkında net bir tavır almamaya dikkat etti ve özetle şunları söyledi:

- Türkiye istihbarat paylaştığımız, müttefikimiz olan önemli bir ülke.

- Birçok konuda yardımcı oluyorlar, bazılarında ise yardıma o kadar açık değiller.

- Suriye’ye terörist girişinin durdurulmasında büyük adımlar attılar.

- Türkiye bizim açımızdan çok önemli olan bazı tatbikatlara da katılmamıza izin veriyorlar. - Türkiye bir NATO ülkesi ve bizim onların bu üyeliğe uygun davranacaklarını bilmeye ihtiyacımız var. Türkiye konusunda daha eleştirel olabilen kongre üyeleri ise tatil nedeniyle görevlerinin başında değil. Onlar tatilden döndükten sonra konuşmaya başlayabilir.

MÜKEMMEL SONUÇ

Aylar önce yazdığım bir yazıda “Evet”ten yana olduğumu nedenleriyle açıklamıştım. Bugün tavrımı değiştirmeye nedenim olmadığı gibi gelen sonucu mükemmel bulduğumu da söylemeliyim.

“Evet”ten yana tavır alırken bunun gerekçelerini de şöyle sıralamıştım:

- Dünyanın bugün içinde bulunduğu durum, ülkelerin var olabilmeleri için güçlü liderlere sahip olmalarını gerektiriyor.

- Parlamenter demokrasi, bugünkü dünyanın sorunlarına yeterince güçlü ve hızlı cevap verebilecek mekanizmalara sahip değil.

- ABD’de Trump, Rusya’da Putin, Çin’de Cinping yükselişte ve bu güçlü liderler dünyaya yön verecekler. Türkiye’nin bunların kuracağı yeni global dünyada onlar kadar etkili ve güçlü bir lidere ihtiyacı var. Bu yüzden “Evet”ten yanayım.

Evet o yazımda bunları söylemiştim. Ancak tek bir kuşkum vardı, o da “Evet” oylarının ezici çoğunlukla çıkması durumunda “Hayır” oyu verenlerin kendilerini dışlanmış hissetmeye başlamalarıydı. Bu durumda “başkan” kendini sadece “EvetTürkiye’sininbaşkanı” olarak görebilir ve ona göre davranabilirdi.

Fakat dün gelen sonuçlarla gördük ki, “Hayır” diyenlerin oranı da yüksek. Bu nedenle başkan, ülkeyi yönetirken tüm Türkiye’nin, yani “Evet”çisi ve “Hayır”cısıyla herkesin başkanı olduğu bilinciyle hareket etmek zorunda kalacak. Bu da hem Türkiye hem de dünya açısından çok güzel bir gelişme olabilir.