Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları kampüsündeki salonda görülen duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, avukatları ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da arasında bulunduğu müşteki avukatları ve bazı müştekiler katıldı.

"KAVGAYI AYIRMAYA ÇALIŞIRKEN SOPA YİYEN ADAM KONUMUNA DÜŞTÜM"

Darbenin askeri kanadının bir numarası olduğu iddiasıyla yargılanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk savunmasını yaptı. Öztürk, 46 yıllık pilotluk hayatında bir çok operasyona katıldığını belirterek, "Keşke bu operasyonlardan birinde ölseydim de bugün bu haksız suçlamayla karşı karşıya kalmasaydım" dedi. Öztürk, hakkındaki suçlamaları reddederek, "Hava Kuvvetleri Komutanı üsse gitmemi rica ettiği zaman 'Hayır' deyip gitmeseydim şimdi burada yargılanmayacaktım. Ben bu davada aslında kavgayı ayırmaya çalışırken sopa yiyen adam konumuna düştüm." dedi.

Öztürk, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları kampüsündeki duruşma salonunda görülen davanın dördüncü celsesinde hakim karşısına çıktı.

Savunmasında, Özdere Askeri Kampı'ndaki tatilinin ardından torunlarını görmek için Ankara'ya geldiğini ve Akıncı Üssü'ndeki lojmanda kalan kızının yanına geçtiğini belirten Öztürk, eşinin talebiyle geceyi burada geçirmeye karar verince saat 21.30 sıralarında koruması, emir astsubayı ve şoförünü evlerine gönderdiğini söyledi.

Darbeden haberi olan birinin bu saatte korumalarını göndermesinin olağan karşılanamayacağını dile getiren Öztürk, yine aynı saatlerde İstanbul'da düğün sahibi olan Korgeneral Mehmet Şanver'i telefonla arayarak tebrik ettiğini belirtti.

Koruma ekibi Akıncı üs bölgesinden ayrıldıktan sonra kendisini telefonla arayan koruma astsubayı İsmail Keskin'in, "Genelkurmay'a saldırı oldu" dediğini aktaran Öztürk, bunun üzerine korumalarını tekrar üsse çağırdığını söyledi.

Olayın içeriğini öğrenmek için koruma ekibine Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı harekat merkezlerini aramaları yönünde talimat verdiğini anlatan Öztürk, "Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Merkezine ulaşamayınca Genelkurmay Başkanlığı Harekat Merkezini arattırdım. İlk aramada cevap veren olmayınca ikinci ve üçüncü kez aynı merkezi arattım. Son kez arattığımda telefona çıkan binbaşı, Keskin'e kendisinin konu hakkında bilgi veremeyeceğini, soyismi Partigöç olan bir generalle görüşmemiz gerektiğini söyledi. Bu kişiden Partigöç'ün telefon numarasını alarak Keskin'e arattırdım. Telefona çıkan şahıs, Partigöç'ün emir subayı olması lazım, Partigöç'ün yanında olmadığını, komutanın Akıncı Üssü'ne götürüldüğünü beyan etmiş. Ben Partigöç ile temas etmedim." diye konuştu.

Saat 23.30 sularında Orgeneral Abidin Ünal'ın kendisini arayarak, "Abi Ankara'da uçaklar uçuyormuş, havalanmış. Sen Ankara'dasın üsse geçip bir bakar mısın? Bana bilgi verir misin?" demesi üzerine Akıncı Üs Komutanlığını aradığını belirten Öztürk, şöyle devam etti:

"Telefona yanılmıyorsam Kubilay Selçuk çıktı. Bana, 'Komutanım operasyon var.' dedi. Ben de 'Ne operasyonu?' diye sordum. Selçuk'un, 'Komutan da burada sizi bekliyor' demesi üzerine, 'Tamam' diyerek üssün lojmanlar bölgesinden karargah bölgesine geçtim. Üs bölgesinde beni karşılayan kimse yoktu. Karargah binasının önünde silahlı ve maskeli kişilerce karşılandım, etrafım çevrilerek üs karargahına götürüldüm. Oraya gidince içeride Kubilay Selçuk, Ömer Faruk Harmancık, Mehmet Dişli diyeceğim ama Dişli biraz sonra geldi, bunlar vardı. Doğruca Hulusi Akar'ın yanına gittim. 'Hayırdır komutanım?' diye sorunca, komutanın, odada bulunanları göstererek bana, 'Bunlar bu işi yaptılar. Bunlarla konuş, bunları ikna et. Bunlar darbeye kalkıştı' demesiyle konuya vakıf oldum. Bu sırada odadakiler buradan ayrıldı."

"GÜLER VE ÜNAL'I BEN KURTARDIM"

Genelkurmay Başkanı Akar'ın talimatıyla darbecileri ikna etmek ve olayları önlemek amacıyla darbecilerin bulunduğu 143. Filo'ya geçtiğini öne süren Öztürk, burada Kubilay Selçuk ve Ömer Faruk Harmancık'ı gördüğünü, onlara bu işin yanlış olduğunu, kabul görmeyeceğini anlattığını ancak bu kişilerin kararlı olduğunu anlayınca geri döndüğünü iddia etti.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray'ın "Bu kişilerin kararlılıklarını nasıl anladınız?" sorusu üzerine Öztürk, "Ömer Faruk Harmancık, 'Arkamızda durulsaydı başarılı olurduk' falan, buna benzer şeyler söyledi." diye konuştu.

Öztürk, bu sırada emir subayından can güvenliği endişesiyle bir üniforma istediğini, kendisine ait olmayan bir üniforma getirildiğini belirterek, "Ben hazırlıklı değilim. Bir üniforma bile getirmemişim. Bu da benim hazırlıksız olduğumu gösteriyor." dedi.

Darbecileri ikna etmek için 3-4 kez daha yanlarına gittiğini savunan Öztürk, etrafta silahlı komandolar bulunması nedeniyle darbecilere karşı sert bir üslup kullanamadığını, sakin, mülayim, yatıştırıcı bir üslupla darbecileri iknaya çalıştığını öne sürdü.

Gecenin ilerleyen saatlerinde darbeciler ikna olmaya başlayınca durumu Orgeneral Akar'a arz ettiğini savunan Öztürk, bunun üzerine, Genelkurmay Başkanı Akar'ın Başbakan Binali Yıldırım ile telefonla görüştüğünü, ardından Mehmet Dişli ile helikopterle Başbakanlığa geçtiğini, kendisini de "Akın, sen biraz daha bekle. Bunları ikna et" diyerek üste bıraktığını söyledi.

Komutanın daha sonra kendisini aramadığını dile getiren Öztürk, helikopterle Başbakanlığa geçmeye çalıştığını, ikinci denemede helikopterin ateş aldığını ve bacağından yaralandığını anlattı.

Tekrar karargaha dönüp tıbbi müdahale aldığını dile getiren Öztürk, "Bu sırada Yaşar Güler'in Akıncı Üssü'nde rehin tutulduğunu öğrendim. Karargaha gidip, rehin tutulduğu odada elindeki ve ayağındaki bağları kestim ve kendisini kurtardım. Abidin Ünal'ı buldum ve birlikte diğer generalleri kurtarıp, diğerlerini askeri savcıya teslim edip Hava Kuvvetleri Komutanlığına intikal ettim." dedi.

Hava Kuvvetleri Komutanlığında bir basın bildirisi hazırladıktan sonra Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ile görüşüp, yaşadıklarımı anlattığını belirten Öztürk, bu sırada Hava Kuvvetleri Komutanının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü, bu görüşme sırasında Erdoğan'ın, "Ama onu baş yapmışlar" dediğini duyduğunu söyledi.

Öztürk, konumu itibarıyla sembolik bir görevde bulunduğunu, emir-komuta yetkisi olmayan, Şubat 2016'da emeklilik dilekçesini ilgili makamlara veren, yasal hakkı olan konutunda oturmak için konut talebinde bulunan, 3 koruması, 1 şoförü dışında mahiyeti bulunmayan, YAŞ üyesi olarak görev yapan bir komutan olduğunu vurgulayarak, "Kuvvet Komutanlığından sonra Genelkurmay İkinci Başkanlığına, Genelkurmay Başkanının ikna edilememesi halinde Genelkurmay Başkanlığına getirileceğim ifadesi var. Beni kim nasıl ikna edebilmiş, bunu birisi söyleyebilir mi? Genelkurmay İkinci Başkanlığı benim için tenzili rütbe ama Genelkurmay Başkanlığı yapacakmışım. Beni kim ikna etmiş, ben razı olmuş muyum? Bu da belli değil." diye konuştu.

"VİTRİN SÜSÜ OLARAK KULLANILDIM"

Öztürk, Orgeneral Akar'ı darbeye ikna etme yönünde hiçbir çabasının bulunmadığını, bunun Akar'a da sorulabileceğini savundu.

Haksız bir suçlamayla 13 aydır cezaevinde tutulduğunu iddia eden Akın Öztürk, darbenin sivil yöneticisi olduğu öne sürülen diğer sanıkları tanımadığını, bu kişilerle hiçbir irtibatının olmadığını öne sürdü.

Ülke sevgisi, ulus bilinci, Mustafa Kemal ve eserleri hayranlığıyla yetiştiğini belirten Öztürk, bu değerlerle yetişen birinin, dini istismar edip Cumhuriyetin kazanımlarını tersine çevirmeye çalışan cemaat ve tarikatlara sempatiyle bakmasının mümkün olmadığını söyledi.

Öztürk, şöyle devam etti:

"Yarım asra yaklaşan askeri bilgi ve tecrübemi, komutanları ve devletin verdiği emekleri, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e 'Deccal' diyecek kadar hainliğe ulaşan 3-4 imamın kullanımına verecek bir kişi değilim. Her türlü tarikat ve cemaatin, Cumhuriyetin, demokrasinin altına konmuş tehlikeli bir bomba olduğunu defalarca söylemişimdir. 1960 darbesini, 1971 muhtırasını, 1980 darbesini ve 28 Şubat olaylarını yaşamış, milletin üzerinde olumsuz etkilerini bilen ve en son MGK'da legal görünümlü illegal yapılara karşı alınacak tedbirler konusundaki tavsiye kararına imza atmış bir MGK üyesi olarak, bu darbe girişiminin hiçbir şekilde haklı görecek veya destekleyecek bir kişiliğe sahip değilim. Bu yaftayı üzerime çivileseler tutmaz."

FETÖ ile mücadelesini anlatan Öztürk, en son FETÖ'cü olduğu öne sürülen 60 kişilik bir listeyi MİT Müsteşarına sunduğunu anlattı.

Yurtta Sulh Konseyi üyeliğine seçilmesinin kendi bilgisi, rızası ve iradesi dışında gerçekleştiğini öne süren Öztürk, darbeciler tarafından "vitrini süslemek amacıyla" kullanıldığını savundu.

Genelkurmay Başkanı Akar ve Hava Kuvvetleri Komutanının talimatları doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, "Hava Kuvvetleri Komutanı üsse gitmemi rica ettiği zaman 'Hayır' deyip gitmeseydim şimdi burada yargılanmayacaktım. Suçum sadece 45 yıllık silah arkadaşıma 'Hayır' diyememek ve torunlarımı görmeye gitmek olmuştur. Ben bu davada aslında kavgayı ayırmaya çalışırken, sopa yiyen adam konumuna düştüm." diyen Öztürk, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLERDEN ÖZTÜRK'E TEPKİ

15 Temmuz'un bir gerçek olduğunu ifade eden Öztürk, darbe teşebbüsü ile Türkiye'nin ve milletin bir travma yaşamasına neden olan çok üzücü olayların yaşandığını söyledi. Öztürk'ün savunmasına müşteki sıralarında oturan şehit yakınları ve gaziler tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, ıslık çalan bir vatandaşın salondan çıkarılmasını istedi.

 

KÜÇÜKBAŞ VE BÜYÜKBAŞ HAYVANLARIN BELGESELİNİ YAPACAKMIŞ

Örgütün sivil imamlarından Nurettin Oruç'un çapraz sorgusu yapıldı. Oruç, TBMM avukatının, o akşam Kayseri'de bulunan eşini ya da şu an FETÖ davalarından şüpheli konumdaki, halen firari olan jandarma üsteğmen kardeşini arama gereği duyup duymadığını sorması üzerine, eşi ve kardeşiyle haberleşmediklerini söyledi. Oruç, "Kardeşimle çok görüşmüyoruz zaten." dedi.

Başbakanlık avukatının, savunmasında Kahramankazan'a hayvan belgeseli çekmeye geldiğini öne süren Oruç'a, buraya giderken üzerinde neden pasaport taşıdığını sorması üzerine Oruç, "Uzaktaki Anadolu Projesi" kapsamında 14 ülkede yapacakları çekimlerle ilgili, alınacak izinden sonra şirketin söyleyeceği ülkeye gideceği için yanına pasaportunu aldığını iddia etti.

Müşteki avukatı Alaaddin Varol'un, beyanlarında üniversite döneminde KYK yurdu çıkmayınca arkadaşlarıyla birlikte evde kaldığını söylediğini hatırlatarak yeni gittiği bir şehirde nasıl arkadaş edinip ev kiraladığını sorması üzerine Oruç, o dönemde Kayseri'den bir arkadaşının bulunduğunu, başta onla kalırken başkalarıyla tanıştığını söyledi.

Varol'un, Akıncı civarında hangi tür hayvanlarla ilgili belgesel çekimi yapacağı sorusuna Oruç, "Küçükbaş ve büyükbaş. Öncelikle küçükbaş ağırlıklı olarak." yanıtını verdi.

MİT tırları davasında "Bayrak" isimli gizli tanığın, Oruç'un Güneydoğu Anadolu Jandarma imamı olduğunu söylediğinin hatırlatılması üzerine Oruç, bu konuda bilgisi olmadığını belirtti.

Avukat Varol, bunun üzerine MİT tırlarıyla ilgili İstanbul'da açılan dosyanın da getirilmesini talep etti.

Varol'un, ev arkadaşlarından sadece "Halil" ismini hatırladığını söylediğini anımsatması üzerine Oruç, "Ben çok isim tutamam. Şu anda bile çocuklarımın isimlerini karıştırıyorum." dedi.

"LİMONİ AYRILDIK"

Avukat Varol'un "FETÖ'cü değilim ve bunlardan çok çektim, demişsiniz. Para mı çektiniz, sıkıntı çektiyseniz anlatabilir misiniz? Ne sıkıntısı çektiniz?" sorusu üzerine Oruç, "Ayrılırken limoni ayrıldık biraz." dedi.

Oruç, bunun üzerine Mahkeme Başkanının yönelttiği, "Tazminatınızı mı vermediler, niye ayrıldın?" şeklindeki soruya, "2003-2004'te ayrılma sürecinde biraz sıkıntı yaşadık. Onu da ben çok açmak istemiyorum. Bende kalsın." diye konuştu.

"Fetullah Gülen'in küresel güçlerin kontrolüne girmiş bir vatan haini olduğuna inanıyor musunuz?" sorusunu da Oruç, "Bu soruya cevap vermiyorum. Dün savunmamda da söyledim. Cevap vermeyeceğim, oradan bakılabilir." şeklinde yanıtladı.

AK Parti Vekili Avukat Muammer Cemaloğlu'nun Kahramankazan'da hangi köye gittiği, hangi kasapla görüştüğü şeklindeki soruları üzerine Oruç, köye değil bir kombineye gittiğini ancak buranın ismini hatırlamadığını ifade etti. Oruç, ayrıca bu kombinede görüştüğü kasapların ismini de hatırlamadığını öne sürdü.

ÇALIŞTIĞI YERİN ADRESİNİ HATIRLAYAMADI

TBMM'yi temsil eden avukat Necdet Pakdil'in, hazırlayacakları belgesele ilişkin bir ön araştırma yapıp yapmadığını sorduğu Oruç, böyle bir çalışmalarının olmadığını söyledi. Oruç, belgesel film için Kahramankazan'a belediye otobüsüyle gittiği yönündeki beyanı hatırlatılarak, söz konusu otobüsün Ulus'ta nereden kalktığının sorulması üzerine, "Ulus'ta sorarak öğrendim ama şu an nereden kalktığını hatırlamıyorum." dedi.

Darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz günü nerede olduğu sorulan Oruç, öğleye kadar evde bulunduğunu, öğleden sonra işe gidip akşam geri döndüğünü, telefonunun da evde olduğunu iddia etti. Ev aramasında telefonunun bulunamadığı hatırlatılan Oruç, telefonunun nerede olduğunu bilmediğini öne sürdü.

Nurettin Oruç, "Darbe emrini Fetullah Gülen'den bizzat mı yoksa bir aracıyla mı aldınız, aracı kimdi? Darbenin Akıncı Üssü'nden yönetilmesine Gülen mi karar verdi, yoksa siz toplantılarınızda mı buna karar verdiniz?" sorusuna, "Herhangi bir kimseden emir almadım, darbeye katılmadım. Söylediğiniz tüm sorulara hayır diyorum." karşılığını verdi.

Çalıştığı Soyut Medya adlı firmanın sahibi Fetullah Çatal'ın FETÖ'nün askeri imamlarıyla birlikte yakalandığının hatırlatılması üzerine Oruç, patronunun ilişkilerini bilemeyeceğini söyledi. Oruç, soru üzerine, çalıştığı Soyut Medya'nın tam adresini hatırlayamadığını beyan etti.

Yakalandıktan sonra cebinde bulunan otomobil anahtarına ilişkin soruya karşılık Oruç, aracın çalıştığı firma tarafından kiralandığını, araç firmaya teslim edilmesine rağmen anahtarın kendisinde kaldığını öne sürdü.

Avukat Fatih Ünal'ın, 143. Filo'daki kamera kayıtlarına ilişkin sorusu üzerine Oruç, görüntüleri ilk kez mahkemede, fotoğrafları da daha önce iddianamede gördüğünü belirterek, tüm taleplerine rağmen daha önce görüntülerin kendisine verilmemesinden şüphelendiğini ifade etti.

"BU BİR FETÖ DARBESİ Mİ?"

Yapımcı olarak kimlerle çalıştığı sorulan Oruç, buna ilişkin bilgilerin firmanın internet sayfasında bulunduğunu anlattı. Oruç, çalıştığı yönetmen veya kameramanların adını vermesinin istenmesi üzerine, soy isimlerini hatırlayamadığını öne sürdüğü bazı kişilerin adını verdi.

İstanbul'daki MİT tırları davasının iddianamesinde ifadesi bulunan gizli tanığın, operasyonun Oruç'un da aralarında bulunduğu örgüt mensuplarınca yönetildiği yönündeki beyanı hatırlatılan Oruç, "Gizli tanık Bayrak'ın ifadesini tamamıyla reddediyorum, bilmiyorum." dedi.

Oruç, sanık Ahmet Özçetin'in avukatının, "Bu bir FETÖ darbesi mi?" sorusu üzerine, "Şu an itibarıyla FETÖ olarak görüyorum." dedi. Nurettin Oruç, soru üzerine, Akın Öztürk'ü tanımadığını savundu.

Sanık avukatı Ertuğrul Cem Cihan da müvekkilinin darbe girişimi içerisinde yer almadığını, kimseye emir ve talimat vermediğini, darbe hazırlıklarına katılmadığını iddia ederek, "Müvekkil, örgütle alakası yokken örgütün bütün suçlarından sorumlu tutulmaktadır." diyerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Akıncı Hava Üssü'ndeki eylemlere ilişkin davada dördüncü celse sona erdi. Davanın görülmesine 7 Ağustos Pazartesi devam edilecek.