Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında konuştu:

"Atatürk dünya çapında bir siyasi önderdir. Elbette bu eser bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. Bütün dünyada saygınlık duyulmaktadır. Çağdaş medeniyetin kabulu için büyük mücadele uygulamış bir insandır... Az gelişmiş toplumların zihnini siyasetini dönüştürememiş toplumlara örnek olarak yerini almıştır.

Türkiye'yi böyle bir tuzağa kimsenin düşürmesine izin vermemeliyiz. Cumhuriyetimizin değerini iyi bilmeliyiz. Cumhuriyetimizin temellerinin sarsılmasına yönelik, Türkiye'yi etnik temelde ayrıştırmak isteyenlerin amaçlarına hizmet etmeye yönelik, birlik bütünlüğümüze karşı bir projenin TBMM'ye bugün getirilecek olmasının derin anlamını takdirinize bırakıyorum. Gerçekten Atatürk'ün selamlanması gerektiği günde onun eserine karşı bir tuzağın gizli gizli Türkiye'nin gündemine taşınacak olması acı bir olaydır. Bir tesadüf müdür bilmiyorum! Ama bilinçli bir kararsa Türk milletinin duyarlılığına karşı sergilenmiş büyük bir saygısızlıktır. Birileri bir meydan okuma anlayışı içinde ortaya koyuyorlarsa unutmamalıyız. Bugün 10 Kasım bayrakların yarıya indiği bir gün Cumhuriyetin boynunu bükecek bir girişimin  olması düşündürücüdür. Ama bilsinler ki bu bayrak bugün yarıda olacak ama o bayrak zirveye tekrar çıkacaktır. Bu başlangıç bir tarihi rastlantı olarak da anlam taşıyor diye düşünüyorum. Gerçekten ortaya konulan projenin mecazi anlamını hepimize hissettirmektedir. Büyük engeller yaşandı, sadece savaş meydanlarında yaşanmadı. Savaştan sonra büyük mücadeleler çıktı. Ayaklanmalar yapıldı, suikastler düzenlendi. Milletçe aşmayı başardık inanıyorum ki engelleme çabaları önümüze çıkacaktır. Gelecekte de rahat hakkımızı teslim eden bir anlayışta bakacaktır. Ama bunların üstesinden geleceğiz. Belki ilk kez Türkiye'de gerçekleştirmiş olduğumuz bu başarlı Cumhuriyet gerçeğine karşı ülkenin içinden engellerin ortaya çıktığını görmüştük. Ama şimdiye kadar Cumhuriyet'e karşı bir telkinin iktidar olarak karşımıza çıktığını hiç görmedik."

"TÜRKİYE'YE TUZAK KURULDU"

"Bunlar gün olacak demokrasiden söz edecekler, gün olur demokrasi tramvay diyecekler. İstediğimiz zaman papaz elbisesi giyeriz diyecekler. Bunların laflarına göre hukukumuzu demokrasimizi yeniden tanzim edeceğiz, sonra da Türkiye özgür olacak. Var mı öyle birşey?

Türkiye'ye bir tuzak kurulmuştur. Hükümetin neyi önerdiğini biliyor musunuz? Komisyonlar için, biz için hiçbirşey belge değil. Kimden neyi saklıyorsunuz? Neden çıkıp "Şunu şunu yapacağız?" diyemiyorsunuz? Nereye gidiyorsun, ne yapmaya çalışıyorsu? Söyle!

Bu gizlilik çok anlamlıdır ve rastlantı değildir. Yapacaksınız, sizleri dinleyeceğiz bakacağız diyorsunuz. Ama hemen yapmalıyız diyorsunuz. O zaman çık bir anlat. Bir paketim var, hayır hayır yok. Ucu açık bir müzakere. Ucu açık diye müzakreye sizi kim çağırırsa bir dakika durun demelisiniz. Müzakere hiç bir zaman bitmeyecek. Bizi AB'ye de böyle müzakereye almıştı. 10 yıl olsun, 15 yıl desek, ucu açık diyorlar. Ne zaman ne olacağı belli değil, her zaman herşey olabilir. Böyle gizemli bir müzakere süreci mi olur? Anaların gözyaşı dinsin dediler, gözyaşına sebep olanları kahraman gibi sınırlarda karşıladılar. Gerçeği ifade etmekten uzak duran, temenni söyleyip tercihlerini saklayan, temenniyi paylaşıyor musun deyip insanları kabul edemeyecekleri politikalara almaya çalışıyorlar. Bakalım bugün ne diyecekler? Yarın söyleyeceğiz diyorlar. Bugün İçişleri Bakanı ne söylediyse onu söyleyecekmiş. Ne yapacaksın onu söyle, "Onu yarın söyleyeceğim" diyorlar. Biz bunu yarın nasıl konuşacağız? Bu ne biçim kaçak güreşme bu. "

YÖNETİMDEKİ FİYASKOLAR


"Bunları bugün ve yarın arkadaşlarımız değerlendirecekler. Önce son günlerde birbiri ardından iktidarın yönetme kabiliyetini, Türkiye'yi doğru yönetme kabiliyetini ortaya koyan fiyaskoları söylemek istiyorum.

GDO konusu var. Gene millete karşı gizli, perde arkası hazırlıklar, yönetmelikle düzenleme yapma, milletin güvenini ciddi biçimde sarsan, ne olduğu ortaya çıkarılmamış bir tablo. GDO'ların ne gibi sakıncalara yol açacağı dünyada hazırlanmamışken, yararı net çıkmamışken, maliyet bakımdan, sağlıklı beslenme bakımından, hangi yararları üretimi artırıyor bakımındani ekonomiye katkısı bakımından hangi yararları ortaya çıkmamış bir uygulamayı Türkiye'ye taşıması ciddi sıkıntıya yol açmıştır. Bir tarafsız bağımsız bir bilimsel kurulun kararıyla ithal edilecek denmiştir. Millete haber vermeden mideye kadar ulaşacak olumsuzluklara karar vermişlerdir. Yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Aşı olayı da başka skandal. Aşılanacak mıyız yoksa aşılanmayacak mıyız? Başbakan "Aşılanmayacağım" diyor. Aşılanma devlet politikası ise sen öncülük yapacaksan. Kişisel mazeretin varsa açıklayacaksın. Herkes kendi kararını alacaksa sana ne hacet var bu ülkede? Midemi bulandırıyor desen o zaman milletin de midesi bulanıyor. Sen öncülük yapacaksın. Tıpın gereğidir diyeceksin. Ne oldu? Eldeki aşılar da kullanılamadı. 500 trilyon para harcadık. GDO üzerinden para kazanan kimlerdir soruyorum. Milletin sağlığını ve tarımı tehlikeye atarak kendi dünyalıklarını geliştirenler kimlerdir? Kimleri zengin etmiştir? Kimler aşı işini Türkiye'ye abartarak panik yaratarak, turizme zarar vermeyi göze alarak kimler para kazanmıştır?

Bir de El Beşir olayı çıktı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin tutuklama kararı verdiği, yargılanmak istenen bir kişi bizim yöneticilerin çok yakın dostu. Daha önce geldiler, bizimkiler gitti. Bir muhabbettir gidiyor. Tekrar El Beşir'i çağırdılar. Dünya da ne oluyor dedi. Kendi sivil vatandaşlarını katletti diye iddialar var. Hiçbir ülkeye de gidemiyor. Çok kısıtlı sayıda birkaç ülkeye gidiyor. Türkiye NATO'nun üyesi, AB'ye tam üyelik müzakeresi yapan bir ülke. El Beşir yakışıyor mu diye tepkiler çıktı. O tepkilere karşı bizim hükümetin zihniyeti çıktı. Cumhurbaşkanı "Kim ne karışır?" dedi. Başbakan çıktı "Ben gittim, katliam yok orada" dedi. Katliamı teşhis etme komisyonu olarak gitmiş sanki. Gittiği tarih ve katliam yapılan tarih bir gibi sokaklarda ceset aradı, "Temiz" raporu verdi. Adli Tıp Raporu gibi. Ertesi gün "Müslüman katliam yapar mı?" dedi. İktidarın temel değerlerinin ne olduğu ortaya çıktı. Bu tablo böyle durdu. Hiç olmazsa zihniyetlerini gördük. Ama ne diyorlar "Biz dünyayı dinlemeyiz." Resmi çağrı, özel ilişkilerde başımıza iş açarsın, gel sen vazgeç dediler ve adam gelmedi. Biz neyi gösterdik bu olayda?"

"BASINI SİNDİRMEYİ BAŞARDILAR"


"Bunları hükümet yönetemiyor ama başka şeyleri yönetiyor. Basını sindirmeyi başardılar. Bir temel gerçektir. Türkiye bugün ciddi bir muhalefet basınının etkili olmaktan çıktığı bir ülke olmuştur. Sindirilmişlerdir. Hükümet bunu başarmıştır. Nasıl başardı? Kısmen devlet parası, kısmen işadamları ile medyanın yarısına aldı. Devlet bankalarından aldığı krediyle damadının başına geçtiği büyük bir medyayı aldırttı. Bugün sözüme gelimiyorsun diye 5 milyar ceza ile basını sindirdi.

Bir süre önce Ayamama taştı. Özgür medyanın yapması gerekenlerde ne var? Bakın bu alan çöp toplama ve atık arıtma alanı ile projelendirmiş 1996'ya akdar devam etmiş. Erdoğan Başkan olunca 1996'da orayı ticari bir merkez olarak değiştirilmiştir. Kimin imzasıyla malum. Bu araziler kimin Kamer ailesi, Başbakan'ın oğlunun ortağı... Bunlar yazılabiliyor mu? Durum ortada... Telefon kayıtları var mesela. İşine geleni medya yayınlıyor, gelmeyeni yayınlayamıyor.. Erdoğan'ın bir ses kaydı çıktı. Remzi Gür'e çocuğuna para yollaması için, sonra bir de Kıbrıs'ta ortaya çıktı. Başbakan, Denktaş'a karşı tezgahı kuruyor, Rumlar kurmuyor. Onu bitiriyoruz diyor."

"CUMHURBAŞKANI'NI YARGILAMAK İSTEYEN HAKİM İÇİN İHRAÇ SÜRECİ BAŞLADI"


"Bir bayan hakim şehitlerden kelle diye bahsetti diye bir şehit ailesinin talebi üzerine Başbakan'ı 3 liraya mahkum etti. Vay sen misin bunu yapan kadına çektirilmeyen kalmadı. Sincan'da bir hakim Cumhurbaşkanının yargılanacağı konusunda düğmeye başmıştı. Şimdi onun ihracı ile ilgili süreç başladı. Şimdi bir de YARSAV başlanını tard etmek için düğmeye basmıştır.

Türkiye'de bir anayasal çatışma yaşanıyor. Düzenli ve sistematik bir olay vardır. Bunun temelinde hükümeti oluşturan AK Parti'nin laikliğe karşı eylemlerin odak noktasında olduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin aldığı bir karar var. Dediler ki bu parti laikliğe karşı bir odak noktasıdır. Hakkında hüküm verilen parti hükmü saygıyla karşılar, hükmün altındaki bakışı içine sindirir ve tutumunu karardan etkilenmiş olarak yeniden yönlendirir. Bu olsaydı kriz olmazdı. Gelen iktidar olmaz bu kararı kabul etmiyorum dedi. İçselleştirmedi, gereğini yapmadı ve hesaplaşmaya başladı. Ergenekon, basının sindirilmesi, yargının sindirilmesi, silahlı kuvvetlerdeki çatışma da bunun bir parçasıdır. Anayasamızın özünü oluşturan, 82 Anayasası 61i 24 Anayasası değil tüm Anayasamızın, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan, olmazsa olmaz diye bildiğimiz, bizi bütün ülkelerden farklılaştıran laiklik anlayışını içine sindirmedi diye Anayasa Mahkemesi'nin kararı var. Bütün mesele bu. O karar burada duruyor, iktidar da burada duruyor. İktidar kararı içselleştirmedi. Bu demokratikleşme kavgası değil. Anayasa Mahkemesi kararı karşısında Türkiye'yi bir daha öyle bir tespit yapamaz diyecek hale getirecek, tüm kurumlarıi Anayasa'yı değiştirmeyi, medyayı, yargıyı, silahlı kuvvetleri laik olmayan iktidarı içine sindirecek şekilde yeniden tanzim etmek istiyorlar."

BELGE SORUŞTURMASI


"Genelkurmay adına açıklama yapıldı. "Orjinal belgeyi istedik vermediler" diyorlar. Ciddi devlet düzeninde böyle birşey olabilir mi? Akıl alır gibi değil. Bir ciddi devlet düzenin bir yargı organı davayı yürütmek için belgeyi devlet merciinden talep ediyor bu belge verilmiyor. Başbakan diyor ki "uzatmayın". "Adli tıp rapor vermiş" diyor.. Burada diyor ki el imzası yerine el ürünü olduğu kararı verilmiş...  Her mahkeme elindeki davayı tatlıya bağlarken her mahkeme kendi kanaatini oluşturacak... Şimdi bu meseleyi kim karara bağlamış? Adli Tıp bağlamış. İstanbul'daki Adli Tıp ne demiş? Adli Tıp Kurulu nasıl oluşmuş? Aldığı karar ne anlama gelir anlamak lazım. Bu konuda rapor veren 3 imza var. Bu imzalardan biri Adli Tıp Kurumu Fizik Başkanlığı'na atanan bir hafta önce atanan kişi. "

"İMZA KONUSU"


"Hüseyin Üzmez, Cem Garipoğlu ve Güler Zere olayı. Adli Tıp Güler Zere olayında toplumun bekleyişine göre hareket ederiz diyor. Acaba onlar topluma göre mi hareket ettiler? Bu heyet nasıl bir karar vermiş? Ankara'da bir mahkeme bu davayı götürüyor. Mahkeme diyor ki bu belgeyi görüp inceleyeceğim. Görmeden yetki veremezler buna hakları yok. Eğer böyleyse hak yok hukuk yok demektir.Adli Tıp genellikle imza incelemelerinde İmzanın kişinin eli ürünü olduğunu söylerler. Ama bunu yapmamışlar. Kişinin eli ürünü olduğunun kabulü olduğu, kişinin eli ürünü olmadığı olduğunu söylemiş. Bu kadar tartışma var. İlgili kişi "Benim imzam değil" diyor. Ne yapılması gereken şey? İlgili kuruluşların çeşitli kriminoloji merkezlerini, Adli Tıp'ı hepsini biraraya getirin aslını söyleyin demek gerekmiyor mu? Bir kesin kanaat oluşmasını sağlayacak bir anlayış olmamalı mı? Başbakan "Uzatmayın, Adli Tıp verdi işte" diyor. Şimdi hepimizin vicdanınun rahatlamaya ihtiyacı yok mu? Bu bizim hukukumuza yakışan bir anlayış değildir. Hükümetin de kafası karışık bu konuda. Yazıklar olsun. Türkiye neyin ne olduğunun belirsizleştiği bir ortamda, hükümet bir yanda açılımı saklı gizli götürmeye çalışıyor."

PKK'LILARA 5 BİN TL VERİLECEK İDDİALARI

"Şimdi yeni sınırdan geleceklere 5 bin TL verilecek deniyor. Zemin yoklaması mı yapıyorlar? Bir gazimiz 3 gün açlıktan ölmüş biçimde hepimizi perişan etti. Gazilerimiz açlıktan ölüyor, PKK'lılara 5 Bin TL verme konuları konuşuluyor. Cumhuriyet'e yönelik tertibi 2005'ten beri anlatmaya çalışıyorum. Bu gidişe dur diyecek bir tek dayanak vardır. O da Türk milletinin kendisidir. Bu gidişe son verecek umut bağlanacak başka kimse yoktur. Kimseye de ihtiyaç yoktur. Bu gidişatı önleyeceğimize kesinlikle inanıyorum"