Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Hayatın ta kendisiydi
0:00 / 0:00

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa...
1717... III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendi.
1718... Sadrazamlığa getirildikten sonra Avusturya ile Pasarofça Antlaşması'nı imzaladı.
Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk matbaanın ve sanayinin kurulmasında büyük çaba gösterdi.
Lale Devri ile başlayan süreçte, İstanbul'da birçok park ve bahçenin tesis edilmesini sağladı. 
Patrona Halil İsyanı sırasında, 16 Ekim 1730'da idam edildi.

Sıtkı Akçatepe...
Anne tarafından büyük dedesi, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa.
'Hababam Sınıfı' serisinin 'Paşa Nuri'siydi.

'Paşa Nuri', 'Hababam Sınıfı'nın bir sahnesinde şöyle der; "Biz sizin yaşınızdayken at sırtında Sakaryalar'da düşman kovalıyorduk. Biz öyle bir nesildik işte. Bu memleketi ayaklarımız çıplak, karnımız aç ama şuramızdaki imanla kurtardık. Şafakla beraber düşman mevzilerini topa tuttuk."

Sıtkı Akçatepe, filmde sarfettiklerini gerçekten yaşadı. Büyük Taarruz'da savaşmış olan Akçatepe'nin o diyaloğu, Kurtuluş Savaşı'nda yaşadıklarının bir yansıması olarak senaryoya eklendi.

Halit Akçatepe...
Sıtkı Akçatepe ile Leman Akçatepe'nin oğlu.
Nam-ı diğer 'Güdük Necmi'...

'BİZ DE FENA ETKİLENDİK CANIM KARDEŞİM'
2003'te 'Hababam Sınıfı Merhaba'nın setinde Halit Akçatepe ile sohbet ederken izlediğim ilk Türk filminin 'Canım Kardeşim' olduğunu, filmin beni uzun süre televizyon izlemekten uzaklaştırdığını anlattım.
Merak edip nedenini sordu.

Nedeni şuydu;
Babam, bitip tükenmek bilmeyen ısrarlarımın sonunda bir gün kucağında bir televizyonla çıkageldi.
Evde bir bayram havası...
Meşakkatli bir uğraşın sonunda antenin kurulmasıyla birlikte açma düğmesine basıp karşısına geçtik.
Ne var ki çalışmadı.
Sanki ekrana toplaşan binlerce karınca, tüm heyecanımı yerle yeksan ediyordu.

Babam, anteni kurduğu damla televizyonun olduğu salon arasında uzun süre mekik dokusa da sorunu çözemedi.
Bunun üzerine televizyonu kucakladığı gibi satıcıya götürüp bir başkasıyla değiştirdi.
Kurulumundan sonra bir kez daha açma düğmesine basıp karşısında toplandık.
Görüntü gelince pür dikkat izlemeye başladık başlamasına ama ses gelmiyordu.

Bütün aile bireyleri, ses düğmesini kurcalasa da olmadı.
Babam, "Bir daha git - gel yapamam" diyerek televizyonun arka panelini söküp arızayı bulmaya çalıştı ama ne fayda? 
O gün ve sonraki günlerdeki çabası sonuç vermeyince pes edip televizyonu yine kucakladığı gibi satıcının yolunu tuttu.
Eve gelen bir başka televizyonla seremoni yeniden başladı.
Bu kez hem görüntü vardı hem de ses.

Günlerden bir gün annemin talaş sobasının üzerinde pişirdiği kestaneler eşliğinde karşısındaki yerimizi aldığımız televizyonda 'Canım Kardeşim' başladı.
Kan kanseri olan 'Kahraman' (Kahraman Kıral), yoksul ağabeyi 'Murat'tan (Tarık Akan) sürekli olarak bir televizyon almasını ister.
Kardeşinin isteğini bir türlü yerine getirememenin üzüntüsüyle kahrolan ağabeyi bir gün yareni 'Halit' (Halit Akçatepe) ile bir mağazayı soyup çaldıkları televizyonu eve getirir.
Ne var ki artık çok geçtir...

Hemen hemen aynı yaşlarda olduğum 'Kahraman'ın hazin öyküsünden öylesine etkilenmiştim ki yoğun ısrarlarım sonucu alınan televizyonu o günden sonra uzun süre izleyemedim.

Halit Akçatepe, buğulanan gözlerini gözlerime dikip elini omzuma attıktan sonra "O film, hayatın ta kendisiydi. Çekimler sırasında biz de fena etkilenmiştik canım kardeşim. O filmde oynamış olmak beni her zaman gururlandırmıştır" dedi.

Sohbetimiz sırasında konu konuyu açtı...
Başarılı bir oyuncu olmak için kişide öncelikle hangi özelliğin bulunması gerektiğini sorduğum Halit Akçatepe'nin cevabı şuydu; "Henüz çok gençsin. Sana bir ağabey nasihâtı; başarılı bir oyuncu olmak için neler gerektiğini boş ver. İnsan olarak başarılı olmak için hangi vasıflara sahip olunması gerektiğine bak. İyi insanları her daim koru, kolla."

Babası Sıtkı Akçatepe, annesi Leman Akçatepe olunca Halit Akçatepe oyunculuğun içine doğdu.
O gün, o an yaşanmasaydı babası ve annesi gibi oyunculuğa mı yönelirdi yoksa başka bir meslek mi seçerdi bilinmez ama o gün, o anın yaşanmasının nedeni Muhsin Ertuğrul'du.

Sıtkı Akçatepe - Halit Akçatepe - Leman Akçatepe

Muhsin Ertuğrul, babası Sıtkı Akçatepe'ye "Yeni filmim için bana bir çocuk oyuncu gerekiyor. Senin Halit'i oynatsak ya" demesiyle Halit Akçatepe'nin yolu çizildi.
5 yaşındaki Halit Akçatepe, 'Nasreddin Hoca Düğünde'de Hazım Körmükçü, Ferdi Tayfur ve Zati Sungur'a eşlik ederek henüz okula adımını atmadan oyunculuğa başladı.

7 yaşındayken İstanbul Şehir Tiyatroları'na giren Halit Akçatepe'nin çocuk oyunlarının yanı sıra yetişkin oyunlarında da sahneye çıkması oyunculuğu iyiden iyiye benimsemesine neden oldu.
Dönemin en ünlü oyuncularıyla çalışan, her oyunda yüzlerce kişi tarafından alkışlanan bir çocuğun başka bir mesleğe yönelme olasılığı olabilir miydi?

Elbette olamazdı.
Oyuncu olmak için evden kaçan Sıtkı Akçatepe, bunu en iyi bilenlerdendi ama yine de oğlunun geleceği için planları başkaydı.
Sıtkı Akçatepe, planlar kuradursun oğlunun kader çizgisi çoktan çizilmişti.
Tiyatroyla birlikte paralel olarak sürdürdüğü sinemada 15 yaşına kadar 11 filmde rol alan Halit Akçatepe için 1953, yol ayrımına geldiği yıl oldu.

Sıtkı Akçatepe'ye göre oğlunun oyunculukla haşır neşir olması yeterliydi.
Oyunculuktan geçinmenin ne kadar zor olduğunu iyi bilen Sıtkı Akçatepe, oğlunun kendisinin ve annesinin yolundan gitmesini istemedi.
Sıtkı Akçatepe, "Bu kadar yeter oğlum. Artık bir meslek için eğitimi önemsemenin zamanı geldi" diyerek Halit Akçatepe'yi Saint Benoit Fransız Lisesi'ne yazdırdı.

Saint Benoit Fransız Lisesi, öyle bir okuldu ki...
Hakkında yapılan yorumlardan biri şuydu; "Bu okuldan mezun olan birinin geleceği öyle parlaktır ki liseden sonra üniversite okusa da olur okumasa da."
Sıtkı Akçatepe de bunu biliyordu ama oğlunun bir an önce oyunculuktan uzaklaşması için üniversiteye gitmesinde ısrar etti.

Liseden mezun olduktan sonra iki yıl iktisat, bir yıl hukuk, iki yıl da sosyal antropoloji öğrenimi gördü. Gördü görmesine ama hiçbirini tamamlayıp da diploma sahibi olmadı.
Aslında yolunu çoktan çizmiş, oyunculukta karar kılmıştı. Derslerden ziyade okulların tiyatro kulüplerinde zaman geçirmesi bunun göstergesiydi.
Üniversitede öğrenim görmesinin nedeni babasını kırmamak içindi.
Üniversite bitirmek gibi bir ideali olmadığı için de birinden sıkıldığında diğerine geçti.

Okulda zaman geçirmenin kendisine de babasına da haksızlık olduğunu düşünen Halit Akçatepe, artık hayatını oyunculukla idame ettirmenin zamanının geldiğine karar verdi.
Buna şiddetle karşı çıkan babasına bir çift sözü vardı, "Baba, sen oyuncu olmak için evden kaçmıştın,"

Anıtkabir'in bulunduğu Rasattepe'de askerlik görevini yerine getirdikten sonra, 1960'ta Oda Tiyatrosu 4'ün 'Sel' adlı oyunuyla profesyonelliğe adım atan Halit Akçatepe, 11 yıl boyunca sadece tiyatroda oyunculuk yaparken senarist Sadık Şendil, kariyerinin akışına sinemayı yeniden ekledi.

Tiyatro camiasına da sinema camiasına da yakın olan Sadık Şendil, senaryosunu kendisinin yazdığı 1971 yapımı 'Bir Varmış Bir Yokmuş'ta rol alması için yeteneğini daha geniş kitlelere göstermesi gerektiğini düşündüğü Halit Akçatepe'ye teklifte bulundu.
Halit Akçatepe, kendisini 18 yıl sonra sinemaya döndüren bu filmde rol aldı, ardından da aynı yıl çekilen 'Üç Arkadaş'ta..

'Üç Arkadaş' (1971)

Sadık Şendil, Halit Akçatepe'nin kariyerinin akışını değiştirdi.
Ertem Eğilmez ise o akışı ışıltılı bir hale getirdi.
Şöyle;

Sadık Şendil, yareni Ertem Eğilmez'e Halit Akçatepe'yi önerdi.
Ne var ki Ertem Eğilmez, her ne kadar Sadık Şendil'in bilgisine, öngörüsüne inanıyor olsa da öyle hemen 'Tamam' diyecek bir adam değildi. Eğilmez için bir oyuncu, ne kadar yetenekli olursa olsun Arzu Film'in filmlerinde oynamayı hak edecek özelliklere sahip olmalıydı.

Ertem Eğilmez, insanlara 'Asla yalnız değilsiniz. Umudunuzu asla kaybetmeyin' mesajı veren filmler çekmeyi amaçladı. Bunu kuracağı ana kadroyla süreklilik sağlayarak başarabileceğine inanan Eğilmez'in oyuncularda olmasını istediği özellikler şunlardı; bir oyuncu ne kadar yetenekli, ne kadar ünlü olursa olsun, kendisini hiç kimseden üsten görmeyecek. 'Hiç kimse başrol değil, herkes başrol' düşüncesiyle takım çalışmasına inanacak ve buna ayak uyduracak. Rolü büyük de olsa küçük de olsa senaryoya katkıda bulunabilecek.
Kısacası; oyuncular için öncelik, kendilerinin şöhreti değil, umut aşılayan filmlerin başarısı olmalıydı.

'Hababam Sınıfı'nın çekimleri sırasındaki senaryo çalışmalarından biri...

Halit Akçatepe, her ne kadar 'İlle de sinemada da olayım' demediyse de, Ertem Eğilmez'in ne kadar zor bir adam olduğunu gördüyse de Arzu Film'in bünyesinde olmayı öncelikli hedefi haline getirdi.

Ertem Eğilmez kendisiyle hiç ilgilenmese de saatlerce bir sandalyenin üzerinde oturduğu şirkete günler boyu gitmeyi sürdürdü. Bir ayın sonunda Eğilmez, Arzu Film'de çalışmakta ısrarlı olduğunu gördüğü Halit Akçatepe'ye 'Beyoğlu Güzeli'nde küçük bir rol verdi.
Rolünün küçük olmasına aldırış etmeyen Halit Akçatepe, bu tavrıyla Ertem Eğilmez'in 'Vazgeçilmemeli listesinde' yer almayı başardı.

Halit Akçatepe, Ertem Eğilmez'i bir konuda daha etkiledi.
Ki Eğilmez'in aradığı temel unsur oydu; iyi insan olmak...
Ertem Eğilmez, tiyatro camiasından edindiği "Halit, iyi insandır" görüşünü şirketine gelip gittikçe kendince test edip onaylamıştı. 

Arzu Film'in filmlerinin başarısında ana etken, Ertem Eğilmez'in hedeflediği gibi umut aşılayan filmlerin sürekliliği oldu. O süreklilik de elbette Tarık Akan, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Münir Özkul, Adile Naşit, Hulusi Kentmen, Şener Şen, Ayşen Gruda, Ergin Orbey, Halit Akçatepe ve Kemal Sunal'dan oluşan ana kadroyla sağladı.

'Mavi Boncuk' (1974)

Ertem Eğilmez'in oluşturduğu ana kadronun alamet-i farikalarından biri de oyuncuların genelinin ortaoyununa yatkın olmasıydı. Eğilmez'e göre ortaoyunu, oyunculuğun temel taşıydı.
Ortaoyununa olan yatkınlığı, Halit Akçatepe'nin canlandırdığı karakterleri izleyicinin nazarında değerli kıldı.
Ortaoyunun en güzel örneklerini özellikle Kemal Sunal ile birlikte sergiledi. 
 'Hababam Sınıfı', 'Süt Kardeşler', 'Şabanoğlu Şaban' gibi...



 

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.