Herkes geçer diyor, geçer mi Olric?!
"Yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?" 70 dakikalık 'Şekersiz', bu cümlelerle veriyor alt metninin fenerini...
BETÜL MEMİŞ
memisbetul@gmail.com
“Gelenler ve gidemeyenler… Orası, burası, arası, neresi? Ama yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?” Böyle nidalanıyor Yan Etki’nin yeni seyirliği ‘Şekersiz’…
“Herkes geçer diyor, geçer mi Olric? Herkes ne bilir acımı. Herkes ne bilsin acımızı. Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.”
1977’nin Aralık 13’ünde, hayata veda eden en üstadım Oğuz Atay böyle söyleniyor Tutunamayanlar romanında. Geçen Cuma bütün Hikmet Benollar, Albay Hüsamettinler, Turgut Özbenler ve Selim Işıklar’ın buluşması vardı, Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’nda… Ne garip: Yaşam, yerçekimli vaziyetlerde riyaya secde ederken, yerçekim gücünü yitirdiğinde de bütün bilinçaltı köprülerini yıkıyor. Şimdi bu vakitsizlikte ve karartılarda, içime zilyon tane ‘tehlikeli oyunlar’, ‘korkuyu beklerken’, ‘oyunlarla yaşayanlar’ ve ‘tutunamayanlar’ kaçıyor.
Ötesi berisi, bizler de birer araf hikayesi değil miyiz; biraz Hikmetler’in, biraz da Selim ve Turgutlar’ın yamacında?! Fonumda şükela klibi eşliğinde Derin Uyku Adamı’ndan ‘Tutunamayanlar’ şarkısı; elimde Yeditepe’nin sessiz ayazında, ciğer miss’leyen zubrowka; kafamda ‘önce biraz zor gelecek, ama alışacaksın’ diyen Oğuz Atay duası, rotamda ise tam da araf mevzumuza yaraşır haleti ruhiyede (Yalnız Batı, Cam Yapraklar ve Kurabiye Ev adlı oyunlarıyla hafızaya zuhur ettiğimiz) Yan Etki’nin tadında seyirliği ‘Şekersiz’. Biraz renkli görüntü reca edicem, yaşam belirtimiz ortaya dökülsün niyetine. Hazırsanız başlıyoruz, en ince araf balansında ‘şekersiz’ keşfine!
SAMİMİ BİR HİKAYE: ‘ŞEKERSİZ’
“Bilememek, bilmemek, anlayamamak, anlamamak, sevememek, olamamak, olmamak, duramamak… herşey yolunda olmak. Zorunda olmak, oldurmaya çalışmak, olduramamak…aramak, beklemek… ya da birazcık pencereyi açmak… Gelenler ve gidemeyenler… Orası, burası, arası, neresi? Ama yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?”
70 dakikalık, tek perdelik ‘Şekersiz’, bu cümlelerle veriyor alt metninin fenerini. Mastar ekine düşen kelimelerinden de anlaşılacağı üzere, mevzumuzun kökleri, öyle çok uzaklarda değil; biraz sen, ben, o ve çokça bizler hikayesi! Gelelim, usumda naif dokunuşlar bırakan Şekersiz’in yaratıcılarına.
Tiyatro mesailerim sebebiyle tanışıp da kelamından mesut olduğum Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp, yönettiği ve aynı zamanda oyuncularından biri olduğu Şekersiz, derin bir çizik değil ama derin bir tebessüm izi bırakıyor; ilk once sol yamaçta, sonrasında algı labirentlerinde. Murat’ın yazıp da sahnelemediği ‘Fü’den sonra ‘Şekersiz’ ikinci oyunuymuş. Bu bağlamdan bakarsak da, ortaya alkışı gani bir iş çıkarmış yazarımız. Metnin, günümüz kadrajında, nostaljik dokusundaki aleminden oluşturulan sinemasal ve tiyatral harmanını çok sevdim. ‘Şerkesiz’, Faruk Barman ve Serkan Üstüner’in kurdukları Yan Etki’nin çemberi altında olduğundan mıdır, yoksa Murat, Faruk ve Serkan’ın bu kotada, kendi dünyalarının merceğini iyi ayarladığından mıdır bilinmez, bu harmanı diğer oyunlarında da seyricisine hissettirmekten öte deneyimlettiklerini söyleyebilirim.
KAYBETTİĞİMİZ İNCELİKLER ÜZERİNE…
‘Şekersiz’e can verenler ise; daha öncesinde yazarlık, yönetmenlik ve oyunculuk kulvarlarında, takibinden hoşnut olduğum kişiler: Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Aslıhan Erguvan, Görkem Kasal ve Murat Mahmutyazıcıoğlu. Oyunculuk kimyalarının, Şekersiz’in grift hikayesine çok yakıştığını düşündüğüm bu dörtlü, kararında bir oyunculuk ortaya çıkarmış; tebrikler! Yazarı Murat’ın: “Bir kaç günlük bir karşılaşma ya da karşılaşamama... Kaybettiğimiz incelikler üzerine bir hikaye” dediği Şekersiz’in dekor ve kostüm tasarımları, İkincikat’tan tanıdığımız Ece Öz’e, ışık tasarımı Utku Kara’ya, müzikleri Ozan Tekin’e, afiş/broşürleri Sinem Demir Üstüner’e ve tanıtım filmi/fotoğrafları ise Serkan Gülşen’e emanet.
GÜNÜMÜZ SEVGİLERİNİN GÜRÜLTÜSÜNÜN AKSİNE
Şekersiz’in kahramanları: İki farklı zaman diliminden gelip (geçmiş ve şimdi), farklı sevgi tonlaması yapan iki çift. Beyoğlu/Asmalımescit’te tarihi bir evin, zamandan yaş almış mobilyalarının konuşlandığı bir odada geçiyor hikaye. Bizleri ilk selamlayansa çaylarının kaç şekerli olması konusunda latifeleşen Kerem Bey ve Handan Hanım… Yıllanmış bir çift karşımızdaki, lakin ömür dedikleri yaşlarına, ‘anla/ma’ları sığdıramamış ve belki de sonu, bugüne kadar ünlemle biten cümlelerinin acısını, şimdi bu sehpada duran ‘şekersiz’, ‘şekerli’ demli çaydan çıkarmalarına sebep olmuş. Fakat günümüz çiftlerinin, gürültülü, patırtılı hallerinin aksine onlar, zekice zıtlaşmalarına devam ediyorlar, yudumladıkları çaylarının eşliğinde. Oyunun başarılı müzikleri ve hafızayı yormayan dekor tasarımının etkisiyle biranda çok eskilere gidiyorum; tabii bu gidişimde, Handan Hanım ve Kerem Bey’in haleti ruhiyelerinin güzellikleri de yok değil!
İlk sahnede, iletişimemenin nemenem bir şey olduğunun altını çizerken ben, oyunun seyri, genç bir çiftin Özlem ve Ertan’ın eve girmesiyle başka bir boyuta geçiş yapıyor. İşte o zaman ‘bilememek, anlayamamak, sevememek ve gelip de gidememek, gidip de gelememek’in arafta, hangi boyuta düştüğünün fotoğrafını çekiyorum. Zira zaman ve karakterler değişse de, insanın kendi halindeki derdini, karşı tarafa anlatamama hali, her dem baki kalıyor. Son kertede; komedi ve dramı, eli yüzü düzgün bir şekilde sahneye taşıyan, ilk once yazarı, sonrasında emeği geçen tüm ekibi, en temizinden selamlıyorum; eyvallah!
(İçimden geldi notu: Unutmadan (es geçmedim de, sürprizi kaçmasın da size heyecan yapsın niyetine), oyunda bi de hayaletler var. Nasıl ama demeyin, yavaştan Asmalı Sahne’deki ‘Şekersiz’ programını ajandaya not edin!
(Meraklısına not: Oyunu, 20 Aralık saat 20.30’da, 22 Aralık saat 18.00’de, 3-10-17-20-24-31 Ocak saat 20.30’da, Asmalı Sahne’de dikize yatabilirsiniz.) Tel: (212 293 18 35 / 532 684 32 03)