Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Trump’ın kötüler için (kendince) savurduğu en ağır söz bu: Hayvan. Esad’ın adını iki kez böyle andı, geçen gün de Meksikalı kaçak göçmenlerin ne fena olduğunu anlatırken kelime hazinesi yetmedi, ağzından yine hayvan sözcüğü dökülüverdi. “Bu insanları ülkeden çıkaracağız. Bu insanlar ne kadar kötü bilemezsiniz. İnsan bile değil, bunlar hayvan” dedi.

Esad ve Meksikalı çeteciler kötü olabilir ama, hayvanlar asla. Felsefi anlamda kötüyü anlatırken, iradesi olmayan varlıkların
adını anamazsın. Bu hayvanlara hakaret olur. Hayvanlığı hakaret saydığı için Trump’ın hayvanlara bakış açısıyla ilgili de gayet iyi fikir verir.

Ülke lideri göçmenlere kendince hakaret ederse, aynı ideolojiyle beslenen vatandaş, o göçmenlerin dilini konuşana neler
yapmaz. Varsa uluorta bir nefret söylemi, sosyal medya sayesinde yayılır da yayılır. Nitekim geçen gün New York’taki bir lokantada, garsonlar İspanyolca konuşuyor diye öfkeden kuduran beyaz Amerikalı’nın görüntüsü viral oldu. Adam yetkiliyi; “Personeliniz müşterilerle İngilizce konuşacak, burası Amerika” diye azarlıyor, yetmiyor lokantayı Göçmen Dairesi’ne ihbarla tehdit ediyor; “Burası benim ülkem, gelip benim paramla geçiniyorsunuz, topunuzu attıracağım” diyerek ortamda hiddet saçıyor. Garsonlar da gülüp matrak geçiyor ve adam kibarca lokantadan çıkarılıyor. Olayın videosu bir çırpıda 1.3 milyon kez izleniyor. Aaron Schlossberg adlı bir avukat olduğu deşifre edilen adamı yumruklamak isteyenler çoğunlukta. Ve şu da ortaya çıkıyor ki, İspanyolca konuşan garsonla lokantanın müdavimi olan müşteri arkadaşmış.

IRKÇI DIŞARI!
Ayşe Özek Karasu'nun HT Pazar'da yer alan yazısına göre, bu ırkçı gösteriyi yapan adam sosyal medyada ağzının payını alıyor. Califonia Riverside’da Amina Deady adlı Müslüman kadına sözlü İslamobofik saldırıda bulunan adam da alıyor. Kahve kuyruğunda kadının çarşaf ve peçesine “Halloween kostümü mü bu?” diye sataşıyor. Amina dişli çıkıyor, “Derdin ne senin” diyerek telefonla kayda geçiyor. Adam “Senin dinin beni öldürmek istiyor” deyince Amina “Sen Kuran’ı okudun mu hiç?” diye soruyor, atışma uzayıp gidiyor. Diğer müşteriler “f”li sözcüğü kullanarak adama “Çek git” diyor, kahve dükkânı çalışanları da kadından yana tavır alıyor ve “Irkçılara hizmet vermiyoruz” diyerek saldırganı sepetliyorlar. Amina Deady’nin çektiği videoyu bir gazeteci Twitter’da yayınlıyor ve 2 milyon kez izlenen ırkçı gösteriye lanet yağıyor.

ÖTEKİ YAKA
ABD’de Trump arızasına karşın, ırkçı nefret söylemine geçit vermeyen sıkı bir kitle var. Atlantik’in öte yakasında ise o kitle daha zayıf. İşte Fransa’da yaşanan örnek. Umur Talu geçen gün Paris’ten yazdı. Sorbonne’da sol öğrenci sendikası UNEF’in Başkanı Meryem Pougetoux başörtülü olduğu için sosyal medyada lince uğruyor. Kız TV’de fakülte işgalinin nedenlerini anlatırken, “Sol örgütte başörtülünün ne işi var” diye kıyamet kopuyor. İki koyu laik örgüt Meryem’e hücumu körüklüyor, kızın telefonu internete düşüyor, hakaret ve küfür yağıyor. Sendika “Laik ve feminist ilkeleri savunuyoruz. Başörtüsü onun tercihidir” diyerek Meryem’e arka çıkıyor. Kadın Erkek Eşitliğinden Sorumlu Devlet Bakanı Marlene Schiappa da sözde Meryem’i savunuyor ama evlere şenlik: “Cinsiyetçi, anti Müslüman saldırılar kabul edilemez. Başörtüsü beni şaşırtmaz ama ilerici, feminist iddiaları olan UNEF’in, siyasal İslam’ın simgesini kullanan birini sözcü yapması şaşırtıcı” diyerek!

Benzer söylem komşu Almanya’da da var ama neyse ki iktidarda değil. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Meclis Grup Başkanvekili Alice Weidel, hükümetin göçmen politikasını eleştirirken “Başörtülü kızlar, eli bıçaklı adamlar ve diğer başıboş gezen avareler”den söz edince vekil sıralarından ıslık ve yuh sesleri yükseliyor. Meclis Başkanı Wolfgang Schäuble, “Başörtülü kadınlara hakaret edemezsiniz” diyerek Weidel’i terbiyeye davet ediyor. Yeşiller cephesinden Cem
Özdemir, “Meclis’te ırkçılar var” diye isyan ediyor. Olay medyaya skandal şeklinde yansıyor, Weidel ise TV ekranlarında “Bunun neresi provokasyon” diyerek haksız yere susturulduğunu iddia ediyor.