Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mehmet AÇAR / HT MAGAZİN

        Altın Portakal tam da beklendiği gibi sansür tartışmalarının gölgesinde başladı. Boykotçuların sahneden çekilmesinin ardından bu kez festivale katılan yönetmen ve yapımcılar söz aldı. Yönetmenlerin her filmden sonra okuduğu bildiri ve festival kapsamında düzenlenecek sansür forumu, bu çabaların bir uzantısı. Geçen yıllarda ilk günden start alan yarışma heyecanından şimdilik pek eser yok. Şu an rekabetten çok bir dayanışma ruhu hâkim görünüyor. Yarışmada dağıtılacak ödüllerden ayrılacak gelirlerle, sansürle ilgili sanatsal çalışmalara destek olmak ve bir sinema merkezi kurma çalışmalarını başlatmak için fon oluşturulacağı açıklandı. Bu arada filmler de peş peşe jürinin karşısına çıkıyor ve ilk 2 gün itibarıyla geçmiş yıllara oranla çok daha iyi bir seçkinin bizi beklediği anlaşılıyor.

        Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

        İki sene önce Antalya’da yarışan ilk filmi ‘Geriye Kalan’da eşini aldatan erkeğin hikayesine her iki kadının cephesinden bakan Çiğdem Vitrinel, ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’da bu kez erkek bakış açısıyla yazılmış bir aşk öyküsünü görselleştiriyor. Özellikle yönetmenliği ve görüntüleriyle öne çıkan film, gerçekçi, modern şehirli aşk öyküleri anlatma konusunda Batı sinemasının gerisinde kalan sinemamız adına bence önemli bir kazanç. Bir aşk öyküsünde erkeğin zaaflarını ve mağduriyetini kadın düşmanlığı yapmadan anlatmasıyla akıllarda kalacak filmin bence ‘yumuşak karnı’ buram buram edebiyat kokması. Ama bunun da kabul edilebilir bir seviyede olduğu söylenebilir.

        Filmin Notu: 6.5

        Neden Tarkovski Olamıyorum

        Murat Düzgünoğlu, ilk kez Altın Koza’da seyirci karşısına çıkan filmi ‘Neden Tarkovski Olamıyorum’da hayalleriyle piyasanın tatsız gerçekleri arasına sıkışmış bir yönetmenin çilesini anlatıyor. Filmin Tarkovski’nin ‘Stalker’ına gönderme yaptığı açılış sahnesini, baştan sona kaybetmediği buruk ironisini ve özellikle maddi sıkıntıları anlatma cesaretini çok sevdim. Ama çok az konuşan yönetmen karakterinin başta neden Tarkovski olmak istediği dahil, film boyunca birçok konuda kendini pek ifade edemiyor oluşu açıkçası beni rahatsız etti. 1980’lerde 12 Eylül travmasını atlatamayan aydınların sessizliği ve hüznünü seyirci sorgulamadan kabul ederdi. Düzgünoğlu da seyirciden benzer bir şeyi talep ediyor galiba. Ama Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan filmlerinin realist anti kahramanlarıyla yetişen bir kuşağın bunu kabullenmesi bana zor görünüyor. Yine de akılda kalıcı, hoş anlarla dolu iyi bir film olduğu kesin.

        Filmin notu: 6

        Sivas

        Venedik gibi saygın bir festivalin ana yarışmasına ilk filmiyle seçilerek manevi ödüllerin en büyüklerinden birini alan genç yönetmen Kaan Müjdeci de Altın Portakal yarışına ‘Sivas’ ile katılıyor. Şimdiye kadar gördüklerimin en iyisi olarak sivrilen film, 11 yaşındaki bir çocuğun erkeklerin sert ve katı dünyasında duygularıyla birlikte ayakta durma mücadelesine odaklanıyor. Ölmek üzere bulduğu bir dövüş köpeğini sahiplenen Aslan, köpeğinin iyileşmesiyle maddi değerlerin hâkim olduğu ikiyüzlü ve yalan bir dünyada buluyor kendini. Bu dünyada ancak küfrederek, şiddet dili kullanarak, yani babasından abisinden devraldığı erkeklik kültürüyle ayakta kalmaya çalıştığı bölümlerde film rahatsız edici ama etkileyici. Kaan Müjdeci hareketli kamerasını ilk anlardan itibaren Aslan’ın peşine takarak adeta bir belgeselci üslubuyla öyküsünü anlatıyor ve tarafsız bir gözlemci olarak etkileyici bir sadeliğe ulaşıyor. Küçük Doğan İzci’nin gayet iyi bir performans çıkardığı filmin, adını ileride daha çok duyacağımız bir yönetmeni ‘müjde’lediğini düşünüyorum.

        Filmin notu: 7.5

        Açılış gecesine katılan Oscar’lı oyuncu Ellen Burstyn, özel ödülünü Menderes Türel’in elinden aldı

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ