Edebiyatta intihar nasıl olur?
Edebiyat dünyası, hem edebiyaçıların hem de eserlerlerdeki kahramanların intiharlarıyla dolu...
ÜMRAN AVCI / AHT
Mayakovski "Bağışlayın beni. Biliyorum intihar bir çözüm yolu değil. Biliyorum ve kimseye salık vermiyorum. Ama benim yapacak başka bir şeyim yoktu" deyip kıydı canına. Daha sonra Yesinin usulca intiharı seçti. Sylvia Plath. Virginia Woolf, Ernest Hemingway daha birçok isim ölümü tercih etti.
Kimi zaman da intihar edebiyatın içine girdi. Anna Karenina, Dorian Gray, Genç Werther'in intiharları gibi... Sanatçılar ve özellikle edebiyatçılar, genel dünya nüfusu baz alındığında intihara 1,3 kat daha yatkın oluyor. ABD'de yapılan bir çalışmada, dünya edebiyatından seçilen 239 klasik eserin 61 tanesinde toplam 104 intihar temasının işlendiği görülmüş. İngiltere'deki araştırmaysa, ödüllü 47 seçkin edebiyatçının, yüzde 1,7 olan Britanya ortalamasına karşılık yüzde 38'inin psikolojik yardım aldığını ve kişilik bölünmesine yakalanma riskinin normal insanlara göre 19 kez daha fazla olduğunu belirlemiş.
Notos Edebiyat, son sayısında edebiyatta intihar konusunu kapağına taşıdı. Nedenini ise şu cümlelerle açıkladı: "Edebiyatta İntihar. Tükenmeyen anlamlar çevresinde, her zaman tartışılmış bir konu. Edebiyat, intiharı bir kavram ve sorun olarak ele almış, yeniden yaratımın çıkış noktasında görmüş, yeni yollara göndermiş. Bunu konu eden romanlar, öyküler, şiirler yazılmış. Yazarın intiharı da var. Başkaldırı ya da uyumsuzluk birçok büyük yazarı ve şairi böyle bir seçime zorlamış."
Hakan Günday
YAZARAK DÜŞÜNEN ÖLÜMÜN ÇEKİCİLİĞİNE KAPILIR
Yazarak düşünen kişi, ölüm adlı bilmecenin çekiciliğine er geç kapılır. Yaşadığı sürece ardına geçemeyeceği kapıda çaresizce bir anahtar deliği arar. Sırf o kapının ardına ilişkin en küçük bir bilgi edinebilmek adına... Ancak, kapı öylesine mühürlenmiştir ki ne bir ışık sızdırmaktadır ne de ardında her ne varsa, gölgesi, hayat zeminine düşmektedir. Kapıya dayanan kulak ve burunlar, sessiz ve kokusuz biçimde geri dönmekte, hayat ölüm geçirmemektedir. (...) Nedeni ne olursa olsun, yazarak düşünenlerin intiharlarında bir ortak nokta varsa, o da hayatlarına, kurdukları herhangi bir cümle gibi son vermeleri olabilir. Bitmesi gerektiği için. Yeterli olduğu için. Ya da anlatacak bir şeyleri kalmadığı için... Bir edebiyatçı için intihar, noktalama işaretinden başka bir şey değildir aslında. Dolayısıyla, olmak ya da olmamak, her ne kadar bütün mesele olsa da, en nihayetinde teknik bir meseledir. Bir estetik meselesi... Ve ister romantik, ister mekanik olsun, bunlara, nokta intiharı denir. Ne de olsa, edebiyatçı, noktayı nerede koyacağını, bir hikâyeyi ne zaman bitireceğini bilendir. Ancak bir de hayatta kalanlar vardır. Sabırla doğal ölümü bekleyenler. Ve onlara da bilmezden gelenler, denir.
Faruk Duman
DÜNYANIN GİDİŞİNE BİR YANIT
Aydının tasarlanmış intiharı, dünyanın gidişine yönelik güçlü bir yanıt değil midir? Zweig'ın bitmek bilmeyen savaşa verdiği yanıt gibi. Edebiyat tarihi intihar eden yazarlarla dolu. Kuşkusuz bu intiharların hepsi "Zweig'ın intiharı" kavramının kalıcı etkisini yaratmıyor. İntihar konulu romanlar da genellikle olgunun nedenlerini araştırmaya koyuluyor.
Burcu Alkan
"HAYIR" ÇIĞLIĞI
Hedda Gabler, Anna Karenina, Dorian Gray, Genç Werther... Elbette intiharın edebiyattaki örnekleri zaman ve coğrafya ekseninde çoğaltılabilir. Ama genel olarak edebiyatta intihar tezahürleri incelendiğinde, yüzeyde farklı nedenler ön plana çıksa da meselenin dönüp dolaşıp öncelikli varoluş tanımlamasına, değerler dünyası ile toplumsal gerçekliğin çatışmasına, karakterin çıkış noktası ya da nefes alma alanı bulamamasına dayandığı görülmektedir. İntihar kişinin varoluşunu, kendi elleriyle yokoluşu seçerek, kendi kontrolüne almasıdır. Tarihsel süreçte evrildiği noktaya bakıldığında, Camus'nün dediği gibi intihar ve sanat aynı doğaya sahiptir, ikisi de başkaldırıdır. Sanat da, intihar da, sanatta intihar da "susma cesareti" gösterenlerin sessiz "hayır" çığlığıdır.
Ali Ünal
AKUT ÇARESİZLİK
İki ucu keskin bir zaman bıçağı olsa da, huzursuzluğunu ve varoluş sıkıntılarını daha da artırsa da, var olmayanı yaratmak gibi bir dikeni içinde barındıran yazarın ve şairin, bu anlamsızlıktan çıkıp belki farkında olarak belki olmayarak zamanın derinliğini kavramaya çalışmasını (elbette başaramamasını) akut çaresizliğinin sonucu olarak görüyorum.