Harcına su yerine süt katılan Harput Kalesi'ndeyim!
Arada bir kafayı İstanbul'dan yakın-uzaklara çevirmek iyi gelir mahlasında, bu defa Elazığ'da soluklanıyorum...
BETÜL MEMİŞ / memsibetul@gamil.com
"Müziksiz bir hayat, hatadır" diyen Nietzsche’ye yoldaş olmak minvalinde, fonumu-zu Leonard Cohen şereflendiriyor; “Closing Time” şarkısıyla… Sizde de zaman mefhumu yeryüzünü tersten mi okutuyor bilmiyorum ama zaman denince benim aklıma Burundiler (?!) geliyor; (panik yok, tarih lügatlarına girmeyeceğim) Vakti zamanında, arkeoloji cephesinde, toprağın tarih ve zaman yolculuğunu keşfetmeye meyil ettiğim dönemlerde, bir dostumun “zamandan yana derdim” var söyleminden sonra anlattığı küçük bir notla selam etmek istiyorum bu defa yazıya… Sonra ufaktan yollanıyorum, zira bu defa rotamda Zonguldak var… Orta Afrika’da, Büyük Göller bölgesinde yer alan küçük bir ülke olan Burundi’de zaman ‘tarif’ ediliyor, yani saymak yerine bir özellik atfediliyor. Karanlık bir geceye "sen kimsin?" gecesi deniyor mesela, çünkü hava biriyle karşılaştığınızda yüzünü göremeyeceğiniz kadar karanlık… Bu yüzden de karşınızdakine kim olduğunu sormanız gerekiyor. Sayılar yahut adlar yerine sadece tarif etmek, sizce de şahane değil mi?
‘BU DA OLUR’MUŞ GÜNÜ…
Bu bağlamda şimdi ben de ise zaman; “bu da olur-muş günü”nde. Mevkii-miz ise küreselleşen yeryüzünün 36˚- 42˚ kuzey paralelleri ile 26˚-45˚ doğu meridyenleri arasında yer alan bir kara parçasında konuşlanıyor. Nerede miyim? Harcına su yerine süt katılan, yazılı kaynaklara göre varlığı M.Ö. 3000 yıllarına dayanan, iyi işitildiğinde Urartular’ın derinden seslerinin yankılandığı Harput Kalesi’nin yamacındayım şimdi… Sakin ve soğuk Mart ayının, kaç rakama düşen gününde ve saatinde, elimde buraya has üzümlerin en efsane halinin kadehe düştüğü tadıyla Elazığ’a karşı demleniyorum.
“Fırat ve kollarının can verdiği”, Keban, Karakaya, Kralkızı ve Özlüce barajlarıyla adını şahlaştıran Elazığ… Buradaki nam-ı diğer can “gakgoş”ların da dediği üzere bir ada parçası Elazığ… (Burada göle deniz diyorlar ve yaz mevsiminde en büyük keyifleri bu göl olan denizde yüzmek. Hoş her yıl o kadar fazla can veriyorlarmış ki bu barajda, rivayete göre zamanında gebe bir kadının bedduasına maruz kalmış bu baraj suyu. Baraj o günden sonra her yıl kurban almaya devem etmiş.)
Elazığ’ın tarihi Harput’un tarihi ile birlikte ele alınıyor, nedenine gelince; Elazığ’ın yerleşim yerinin Harput ve çevresi olarak kabul edilmesi. İlk yerleşenler Hurri’ler olarak biliniyor. Hititler, Asurlar ve Urartular bölgede çeşitli süreler yaşamış. Daha sonra bu topraklarda Artukoğulları, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Dulkadiroğulları ve Akkoyunlular hüküm sürmüş. Son olarak ise 1516’da, Osmanlılar Harput’u fethetmiş. Harput, 1834’ten sonra bugünkü Elazığ kent sınırlarına doğru taşınmaya başlamış. Mamur at-ül Aziz, Elaziz isimlerini almış ve daha sonra Mustafa Kemal tarafından “azığı bol” anlamına gelen Elazık ismi verilmiş. Bu isim son olarak TBMM tarafından Elazığ’a dönüştürülmüş. Dostların bana “çelebi betül” demesinden yola çıkarak, söylemeyi beis görmüyorum; memleketim insanı her daim can gelmiştir bana, Elazığ’da da (metropoldeki duvar örmüş bizlerin aksine), insanı buruklaştıran bir misafirperverlik söz konusu… Elazığ’dan aklıma düşenler; Elazığ’ın Kayserili Valisi’nin bizi kapıda karşılaması ve o nasıl mütevaziliktir öyle… Elazığ’ın İzmirli Emniyet Müdürü ise muhabbeti has, şahsına münhasır insanlardan… Taksicisi, esnafı ve sade vatandaşıyla Elazığ’da kendinizi hiç ama hiç yabancı hissetmiyorsunuz…
Gelelim nereler görülmeli diyenlere! En ballısından Elazığ rotası; Akkoyunlular zamanından günümüze ulaşan ve taş işçiliğiyle dikkati çeken Sara Hatun Camii. Elazığ'a 22 km. uzaklıkta, Hazarbaba ve Mastar dağları arasına sıkışmış, tektonik bir göl olan Hazar Gölü (çevresinde yemek yiyebileceğiniz, piknik yapabileceğiniz ve su sporlarının da keyfini sürebileceğiniz tesisler bulunmakta. Ayrıca 1990 yılında yapılan bir araştırma neticesinde, içerisinde batık bir kentin olduğu keşfedilmiş, bu da göle ayrı bir gizem yüklemiş). Tarihi, Harput kadar eski ve yaz-kış hep soğuk olan Buzluk Mağarası. Mumyalanmadığı halde 700 yıldır, cesedi bozulmadan günümüze kadar gelen Arap Baba Türbesi. Eğri minaresi ile ünlenen Ulu Camii ve hemen karşı yamacındaki Mansur Baba Türbesi. Ve tabii ki Urartular döneminde inşa edilen, halen arkeoloji çalışmalarının sürdüğü (harcından dolayı Süt Kalesi diyenler de var) Harput Kalesi. Bu yamacı tırmanıp, kaleye gelmişken görmeden olmaz deyip, rotayı M.Ö. 6. yüzyılda yaptırılan, alt taraftaki Meryem Ana Kilisesi’ne çevirebilirsiniz. Son olarak da üzümlerinden mütevellit şarabıyla meşhur Elazığ’ın şaraplarından almadan ve şarabın buradaki yolculuğunu görmeden dönmek olmaz deyip, Elazığ’da 1942’de, Şarap Deneme Evi olarak açılan ve 1944’te fabrikaya dönüştürülen Elazığ Şarap Fabrikası’nı ziyaret edebilirsiniz.
ELAZIĞ’DA ŞARAP BİR BAŞKA
Tatmadan dönmeyin diyebileceğim; Elazığ’da güz mevsiminde yapılan ve bütün kış mevsimi boyunca bozulmadan kalabilen Tandır Ekmeği. Burada et yemekleri şahane, yanında da fırında beyaz biber közlemesi yahut patlıcandan yapılan meze söğürtme ve buz gibi bir ayran iyi gidiyor, benden söylemesi! Keban Barajı yapıldıktan sonra barajda balık yetiştirilmiş (yanlış hatırlamıyorsam 20 çeşit balık mevcut). Burada konuşlanan bir lokantaya güzergahınızı çevirdiğinizde, siz sadece mönüden balığınızı seçin ve masanıza gelen taze yeşillikler eşliğinde, balığın midenize bayram yaptırmasına izin verin. Pişman olmayacaksınız! (Keban Barajı, Türkiye’de Atatürk Barajı’nın gölünden sonra en büyük yapay gölmüş. Doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü'nün ardından 4. sırada yer almakta. Baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmekte.) Son bir not; Elazığ’a illaki uçak yahut otobüsle gitmek zorunda değilsiniz, en nostaljilisinden trenle de kıvamında bir yolculuk yapabilirsiniz… Cohen’in “Closing Time” şarkısı da fondan çekilmişken, şimdilik benden bu kadar!
HAFTANIN KAÇMAZI
İstanbul Modern Sinema, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, “Mor Nokta” başlıklı özel bir programla kutluyor. “Mor Nokta” programında, Filmmor ekibinden Melek Özman ve Tuğçe Canbolat’ın seçtiği dört film gösteriliyor. Filmlerin başrolünde, sessiz sinemadan Türk sinemasına, dünyanın en önemli kadın yönetmenleri ve farklı ülkelerden kadın sinemacılar var. 8 Mart Salı, saat 14.00’te, “Sessiz Sinemada Sufrajetler”, saat 15.00’te, “Kameralı Kadınlar”, saat 16.00’da, “Tutkuyu Filme Almak” ve saat 17.00’de, “70- 80-90, Masum, Küstah, Fettan” başlıklı filmler müze ziyaretçilerine ücretsiz olarak gösterime sunulacak.