Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hülya Küpçüoğlu / HT GAZETE - Kültür-sanat

        Yeni resimlerinizle birlikte figüre dönüş var diyebilir miyiz?

        Evet. Figüre yumuşak bir geçiş oldu. Uzun yıllar bitkiler üzerine yoğunlaşmak, belli bir anlatıma, belli formlara kendimi hapsetmek ya da kısıtlamak gibi bir durum ortaya çıkardı. Tam da bu noktada kendini tekrarlama tehlikesi de büyük tehlikeydi. Şimdi hem doğayı hem figürü hem sıradan nesneleri hem de teknolojiye ait objeleri kullanarak yeni bir dil kazandığımı, daha da zenginleştiğimi, kendime geniş bir alan açtığımı düşünüyorum.

        Serginizin adı “Gözetle(me)”, neleri gözetlediniz ya da gözetlemediniz?

        Gözetleme sözcüğünden çıkarak bir açıklama getirmek istersek, doğrusu şu yaşadığımız zamanda hem gözetliyoruz-hem de gözetleniyoruz. Bu resimler çok vurucu bir şekilde anlatmasa da modern zamanlarda, modern yaşamın sağladığı rahatlığın rahatsız ediciliğini vurguluyorlar. Biz bu zamanda teknolojinin keyfini sürerken her köşeden izlendiğimize ve kaydedildiğimize aldırmayız. Burada bir çelişki yok mu? Ayrıca ben sinema ile çok yoğun ilgilenen bir insanım, filmleri kameradan seyrederim. Kamera hem bir icat hem de bir obje ve yaptığı iş üstelik yaşamımızdaki yer olarak beni çok etkilemiştir. Bu nedenle gözetleme kameralarının yanı sıra film kameralarının resimde yer alması kaçınılmazdı. Üstelik bu noktada gerçeğin sorgulanması başlıyor. Gerçek olanla gerçek olmayan, şaşırtıcı bir şekilde resimde buluşuyor. Çünkü burada kamera önündesiniz. Her şey gerçek ama ortada gerçek olmayan da bir durum var. Aslında benim resimlerimin temelinde her zaman gerçekle ve gerçeğin öteki yüzü ile ilgili bir sorgulama var.

        “Gözetle(me)” adlı serginiz teknoloji kullanımı, gözetleme ya da gözetlenme gibi noktalarda Gezi Parkı’ndaki olaylarla örtüşüyor. Son olaylarla ilgili neler düşünüyorsunuz?

        Ben olayların tam ortasında olamadım ama bir şekilde içinde olan birisi olarak olayın üç-beş diye isimlendirilen ağaçları ve tabii ki parkı korumak amacıyla başladığını biliyorum. Zaten parklar, meydanlar hepimizin. Bu nedenle söz hakkımız olabiliyor ve yine bu nedenle de muhafaza edilmeli, harcanmamalıdır ve kendi amacının dışında kullanılmamalıdır. Oradan her geçtiğimde parkın ne kadar bakımsız, özensiz olduğuna -adeta kasıtlıbakıp üzülmüşümdür. Ben yetkili birisi olsam, orayı tam da şehrin en gözde yerini müthiş güzel bir koru haline getirir insanlara armağan ederdim Benim gibi düşünen, doğaya inanan saygı gösteren insanlar yok mudur? Evet var ve gövdelerini siper ettiler. Tabii ki hiçbir kap dolmadan taşmaz. Başlangıçta olaylar bu kadar masumane açıklanabilirken şu anda gelişmeleri endişeyle izliyorum. İleride sözü edilecek, iz bırakacak günlerde yaşıyoruz. Şimdi resimlerden konuşurken, olayların daha da ayrıntısına girmeden kameralara gelirsek; olaylar her noktadan, içeriden ve dışaridan kayıt altında. Kameralar her yerde. İsteseniz de istemeseniz de her şey tespit ediliyor ama en önemli kısmı silinebilir olması. Teknoloji böyle bir şeydir. Hayatlara girer, müdahale eder ve dönüştürür.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ