Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        6-12 Ekim 2012 tarihleri arasında 49. kez düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl büyük oranda 19. Altın Koza Film Festivali’nin tartışılan kararlarıyla start alıyor. Bu durum da medyada yankı uyandıran ve güvensizlik yaratan Hülya Avşar’ın jüri başkanlığı konusunda tersine bir düşünceyi beraberinde getiriyor bana kalırsa. ‘Oradaki ödüllere bakınca buradan ne çıkarsa çıksın Hülya Avşar’a kızabilecek miyiz?’ sorusu ise şimdilik organizasyonun ana çerçevesini oluşturuyor. Bu birinci çoğul şahsı genel anlamda kullandığımı da belirteyim. Zira ben daha önce Hülya Avşar’ın tecrübesi, yeteneği ve birikimiyle bu konumu hak ettiğini söylemiştim. Bugün başlayan festival, bakalım nasıl cevaplarla son bulacak.

        Her sene jüri kararlarıyla tartışma yaratmayı gelenek haline getiren Antalya Altın Portakal Film Festivali, 2012 için bu konuda çok iddialı değil. Zira Eylül ayında 19. Altın Koza Film Festivali’nden çıkan ödüller kağıt üstündeki ‘saygıdeğer jüri’ye karşın o kadar çok konuşuldu ki, birazcık kendimizi sorgulama dönemindeyiz şu sıralar. Bu durum da büyük oranda Hülya Avşar’a ve onun başkanlık yaptığı jüriye pozitif olarak yansıyacaktır.

        “Gözetleme Kulesi” ve “Şimdiki Zaman”ın ödülleri Avşar’ın işini kolaylaştırdı

        Zira burada örnek teşkil eden, ister istemez Pelin Esmer gibi henüz oyuncu yönetimini ve açılış-kapanış sekansı inşaasını tam çözememiş bir yönetmenin ‘En İyi Yönetmen’ ödülüne ulaşması olacak. Bu yüzden ‘Altın Portakal’da o ödüle kim layık görülürse görülsün, yapılan tercih eleştirilemeyecek ya da eleştirilmeden önce birkaç kez düşünülecek. 10 yarışma filminden sekizinin yönetmeninin ilk işini veriyor olması ise aslında bir avantaj. Çünkü bu sayede 90’ların artık çıtayı yükseklere koyan ‘sanat filmi / minimalist sinema’ jenerasyonumuzdan hiçbir ismin rekabete girmediğini görebiliyoruz.

        Bu da ‘Altın Koza’da söz konusu ödüller olunca ortaya çıkan bu ekole ‘kıl’ olma durumunu ortadan kaldıracak. Büyük oranda da onların işlerini izleyerek sinemayı öğrenen ve acemilik döneminde olan (Pelin Esmer, Belmin Söylemez gibi) isimler ödül alırsa ‘hakkaniyetsizlik’ten söz etmek çok mümkün olmayacak. Bu noktada ‘tutarlılık’ ve ‘anlayış’ kavramları büyük oranda öne çıkacaktır. Hülya Avşar da eleştiriler konusunda, ‘gişesi olan filme oy veririm’ gibisinden açıklamalarının zararını en azından ideolojik olarak görmeyecektir.

        Festival ödülleri sonrası yazdığım yazılarda haklıymışım

        Tabii Altın Portakal’ın ulusal yarışmasından sadece “Pazarları Hiç Sevmem” gibi tipik ‘ilk film’ sorunları çeken bir eseri izlediğimi ve ana toplamın da bu minvalde olacağını düşündüğümü eklemeliyim. Bu yapıtın ‘sanat sineması’ ile ‘ana akım sinema’ arasında konuşlanan ‘bağımsız ruhlu’ kimliğinin ise Hülya Avşar jürisinin çok uzağında durduğunu sanmıyorum. Bu sürpriz beklentileri içinde de eğer Altın Koza’da “Şimdiki Zaman” ve “Gözetleme Kulesi” gibi iki sadece Türkiye’de iyi olarak görülüp Batı’dan bakınca ‘üçüncü dünya ülkesi oryantalizmi’yle ‘başı okşanacak’ filmlerin yer almaması kesin gibi. Belmin Söylemez ve Pelin Esmer gibi 90’lar ekolünü ‘düşünen insanlar’, ‘tekrarlar’ ve ‘yapay minimalizm’ üzerinden uygulayan bambaşka yönetmenler, burada yarışsalar bile tartışmaların ana çerçevesini oluşturmayacaklardır.

        Zira Altın Portakal yarışmasında Yeşim Ustaoğlu ve Zeki Demirkubuz gibi yönetmenlik sanatı konusunda kendini kanıtlamış isimler, kabul edelim veya etmeyelim ama yarışmayacaklar. Bu da büyük oranda bu festivalin esaslı tartışma odağını beklenmedik bir yöne kaydıracaktır. Böylece benim ‘Türk Sinemasının Sonu Ne Olacak?’ ve ‘Güzel Günler Görebilecek miyiz?’ başlıklı festival ödülleri sonrası yazdığım yazılar geçerliliğini ‘Altın Koza’ bazında koruyacak. Çünkü birini Pelin Esmer başta olmak üzere genç minimalist jenerasyonun durumu için, diğerini ise ‘popüler sinemanın Yeşilçam düzeyinde kalmış kalitesiz örnekleri’nin vurduğu damga için söylemiştim.

        90’lar jenerasyonunun yarışmacı vermemesi jürinin avantajına olacak

        İlk bakışta Altın Portakal yarışmasında gerçek bir ana akım sinema örneği ya da 200.000 seyirci barajını geçecek film gözükmüyor diyebiliriz. Peki iki vizyon gören eserden “Pazarları Hiç Sevmem”in 15.000 izleyici rakamına ulaşması, “Toprağın Çocukları”nın ise 50.000 civarında dolaşması Hülya Avşar’ın iki oyuyla ilgili iddialı laflarını ne kadar karşılar? Onu da şimdiden bilemeyiz.

        Ancak işin püf noktası elbette Altın Koza’da güvenilen jürinin ille de Nuri Bilge Ceylan’ın başı çektiği 90’lar jenerasyonu ödül almasın diye tartışılan kararlara imza atmasında kopuyor. Bu sayede de buradaki olası karşılaştırmalar, bana göre sinema bilincini ve oyunculuk becerisini kanıtlamış Hülya Avşar’ı töhmet altında bırakmayacaktır. Bugün başlayan Antalya Altın Portakal Film Festivali için ilk izlenim bu.

        Bu sebeple de ‘Hülya Avşar’a kızamayacağız’ cümlesi konusunda emin olabiliriz. Zira böyle bir şey olsa bile tutarlılık, 19. Altın Koza Film Festivali ve son birkaç yılda büyük festivallerde gördüğümüz benzer kararlar üzerinden sorgulanacaktır. Ama şu aşamada bekleyip görelim deriz. Zaten ‘sürprizler’ ve istisnalar kaideyi bozmaz dememişler mi?

        ÖNERİLEN VİDEO

        Akran zorbalığı bitmiyor! "Benim oğlum canlı cenaze"

        Akran zorbalığı bitmiyor! "Benim oğlum canlı cenaze"

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ