İtinayla yerleştirilmiş Kafkaesk parçalar
"Şato"nun DVD'si raflarda! Kerem Akça yazdı...
Kerem Akça / keremakca@haberturk.com
Sinema tarihinin en ayrıksı Franz Kafka uyarlamalarından biri olan “Şato”, rahatsız edici sıfatıyla bilinen, tartışmalı yönetmen Michael Haneke’nin yaklaşımıyla değer kazanıyor. Şüphesiz geleneksel anlatıyı parçalama hamlesi, sükuneti, soğukluğu, bürokrasiyle dertleri ve seyirciyle kurduğu nefret ilişkisiyle dikkat çeken eserin, Türkiye’de ilk kez Bir Film etiketiyle DVD’sinin çıkması bir fırsat! Elbette raflarda yer bulan başyapıtlar “Yedinci Kıta” ve “Benny Videosu”nu Haneke’nin kariyerinde daha yukarılara koyduğumu da eklemeliyim.
Robert Bresson ile Werner Herzog’un birleştiği noktada hareket geçen, cins bir yönetmen yorumu onun için uygun olabilir. Daha da derinine inersek ‘minimalizm’i sapına kadar taşıyıp doğal olmayan seslere karşı çıkarken, esasen ‘rahatsız edici’ olmaya çabalayan bir zihin diyebiliriz. Haneke muhtemelen sinema tarihinin en tartışmalı yönetmenlerinden biridir. Bunun da sebebi ele almak istediği meseleleri elekten geçirirken, seyirciyi yıldırmayı, çileden çıkarmayı ilk hedef olarak belirlemesidir.
HİÇBİR ZAMAN SEYİRCİYİ RAHAT BIRAKMADI
“Yedinci Kıta”da (“Der Siebente Kontinent”, 1989) karakterlerin yüzünü kaybeden kameranın aile bireylerinin kestiği kağıtlar ile bir kurumun tükenişini anlatması, “Benny’nin Videosu”nda (“Benny’s Video”, 1992) ‘kesik domuz kafası’ndan snuff video çıkarmak isteyen bir ergen yoluyla günümüz gençliğini hedef alması, “Kurdun Günü”nde (“Le Temps du Loup”, 2003) soyunup yanan bir ateşin içine atlayan bir çocuğu resmetmesi veya “Bilinmeyen Kod”da (“Code Inconnu”, 2000) kapitalizmin yol açtığı yabancılaşmayı anlatmak için karakterlerin ‘delirme’ anlarını yüzümüze karşı kesintisiz sabit planlar eşliğinde vermesi, ‘Haneke’vari hareketlerdir.
Avusturya zemininden çıkan yönetmen, büyük oranda bu gibi ‘delilik’lerle yol aldı. Hiçbir zaman da seyircinin koltuğunda rahat rahat, pasif konumda film izlemesine izin vermedi. Hollywood’un özdeşleştirme algısına her zaman karşı çıktı. Genelde ‘Tanrıcı’ bir bakışla üzerimizde ruhunu hissettirdi. Bu durum kimi zaman ‘istismar filmi’ ürünlerine yol açarken, kimi zaman ‘asap bozucu ama kalıcı filmler’in varlığıyla sonuçlandı. “Yedinci Kıta”, “Saklı” (“Caché”, 2005) ve “Benny’nin Videosu” bence ikinci tanım için bir hayli uygun, arşivlerde yer etmesi gereken, dâhiyane eserler, başyapıtlardır.
KAFKA BİLE BU KADARINI TAHMİN EDEMEZDİ
Yönetmenin filmografisini incelemeye çıktığımızda en akılalmaz projelerinden birinin de 122 dakikalık Franz Kafka uyarlaması “Şato” (“Das Schloß”, 1997) olduğu görülebilir. 1881 doğumlu Avusturyalı usta edebiyatçının ölmesiyle birlikte yarım kalan bu roman, hiç de böyle bir perde yolculuğu için düşünülmemişti şüphesiz. Ama Haneke buna cesaret ediyor. Yarım kalmış bir kaynaktan, yarım kalmış bir film çıkararak ‘kendi benliği’ne uygun parçalı, sonuçsuz, karşısına geçeni ambale eden bir işe imza atıyor.
“Başkalarının Hayatı” (“Das Leben der Anderen”, 2006) ve “Ölümcül Oyunlar” (“Funny Games”, 1997) ile ünlenen Ulrich Mühe, sanki alter ego konumuna yerleşerek, Kafka’nın meşhur ‘K.’ adlı kendi yerine koyduğu tiplemelerden birine bürünüyor. Bürokratik sıkıntılarla ve yabancılaşmayla mücadelenin yol açtığı hazin sessizlik, sonuçsuzluk, boşluk ve hiçliğe dikkat çekiliyor. Minimalizm ve diyalog patlamasıyla üzerimize üzerimize gelen bir ‘Orta Avrupa’ soğukluğu canlanıyor.
HİKAYEYE ADAPTE OLMAK İSTEYENLERE RAHAT YOK
Haneke bir anlatıcı eşliğinde ilerlerken, aralara da ‘yabancılaştırma araları’ koymuş. ‘Kararma-açılma’ efektleri neredeyse her sahnede bir konuşmanın veya bir olayın ortasına girme arzusuyla devreye giriyor. Böylece devamlılık kurgusuyla birlikte gelen ‘kaymak gibi geçişler’ veya ‘zaman atlama hamlesi’ devre dışı kalıyor. Nihayetinde geleneksel anlatıyı yıkıp parçalı bir yapıya yöneliyor Haneke.
“Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası” (“71 Fragmente Einer Chronologie des Zufalls”, 1994) ve “Bilinmeyen Kod” misali ‘parça parça’ ilerleyen bir yapıt inşa etmek için adımlar atıyor. Ancak o iki eserdeki gibi her şeyi seyirciye acı çektiren işkence sekansı olarak planlayıp, ne anlatacağını düşünmeden üzerimize saldırması yok burada. Elbette “Piyanist” (“La Pianiste”, 2001) ve “Benny’nin Videosu” gibi rahatsız edici karakterlerin üzerinden anlam yaratan, aileler veya bambaşka kuşaklarla ilgili tuhaf noktalara giden bir tanım da canlanmıyor.
SEYİRCİYİ YILDIRMAK İÇİN İKİ SAAT SÜRÜYOR
Aksine “Şato”, olmayacağını bildiğimiz bir olayın üzerine, ya oldu ya olacak diye gidip, sonunda olmadığını araya boşluk koyma haricinde düz bir çizgiyle anlatıyor. Alan derinliğinin, diyalogların anlamsızlaştığı, K.’nin yöre sakinleriyle ilişkisinin, aşk yaşadığı karakterle etkileşiminin ve boş yere yürümesinin her şeye eklendiği bir süreci izliyoruz. Haneke’nin seyirci ile derdini en net ve dolambaçsız ortaya koyduğu iş, bu açıdan hem olumlu hem de olumsuz yorumlar alabilir. Koyu renkler ve gri-kahverengi arasında gidip gelen renk paleti bu duruma hizmet ediyor. Durağanlığı açığa çıkarıp gizemi fazla öne atmıyor. David Lynch’le akrabalık, tür sinemasıyla bağlantı kurmuyor.
Kafka’nın yine bitmemiş bir eserinden “Dava” (“The Trial”, 1961) gibi gölge oyunları içeren Welles uyarlaması anti-mahkeme filmi ya da “Kafka” (1991) gibi sanatçının zihin yolculuğunu betimleyen siyah-beyaz yaratıcılık krizi dönemi filmi becerisine ulaşamıyor. Ama “Şato”, Haneke’nin rahatsız ediciliğini, olmayan gerilime duyulan inancı taşıyan, bizi de yarı yolda bırakan bir film şüphesiz. Bir perili ev, bir aralanan kapı, bir keskin gerilim ararken, asla Polanski filmlerinin yapısına yaklaşmıyor. Haneke bozmak meselesini kendi dinginliğiyle oyarak, Herzog’vari bir yabancılaştırıcı mekana Bresson sakinliğiyle yaklaşıyor. 122 dakikayı da yıldırmak için kullanıyor. Giriş-gelişme-sonuç bekleyen, özdeşleşecek karakter, içine girecek bir dramatik çatışma arayan ‘geleneksel seyirci’yi ise bir ‘şok’ ile karşılıyor.
FİLMİN NOTU: 6.8
Künye:
Şato (Das Schloß / The Castle)
Yönetmen: Michael Haneke
Oyuncular: Ulrich Mühe, Susanne Lothar, Frank Giering, Felix Eitner, André Eisermann
Süre: 122 dk.
Yapım yılı: 1997