'Kaçılamayacak cezaevi yok'
12 Eylül hapishanelerinde toplam 141 metre tünel kazdı... Sebahattin Selim Erhan, firar hikâyelerini anlattı
HT PAZAR / FÜSUN SAKA
Sebahattin Selim Erhan’ın 1980’lerde başlayan cezaevi öyküsü tam 11 yıl sürdü. 26 yaşında girdiği cezaevinden 37 yaşında çıktı ve bu arada üç kez firar etmeyi denedi. İlk denemeyi 8 arkadaşıyla birlikte Erzincan Askeri Cezaevi’ndeyken yaptı. Kazdıkları 95 metrelik tünelden kaçmayı başardılar da. Tam 9 gün dışarıda kalabildi. Yakalandıktan sonra Eskişehir Cezaevi’ne yollandı, tabii orada da bir tünel kazdı. Ne var ki, 35 metrelik tünelin 34.5’uncu metresindeyken, yani kaçmaya bir gün kala yakalandı. Buca Cezaevi’ne gönderildi. Daha yoldayken kaçmayı planlıyordu. Arkadaşlarıyla 11 metre tünel kazmışlardı ki, af çıkacağını duydular ve tüneli kapattılar.
Sebahattin Selim Erhan, cezaevinden çıktıktan sonra kendisinden 18 yaş küçük genç bir kadına âşık olup evlendi. Bugün 56 yaşında, iki çocuk babası, iki kez kalp krizi geçirmiş ama hâlâ “Cezaevine girersem yine kaçarım” diyecek kadar çılgın bir adam.
■ 12 Eylül’de yakalanıp cezaevine girdiniz, suçunuz neydi?
Yasadışı Kurutuluş örgütüne üye olduğum iddiasıyla yakalandım. Karadeniz Bölgesi’nde arananlar listesine girdiğim için Ankara’ya kaçmıştım ama 1981 yılında yakalandım. Tutuklanıp Mamak Cezaevi’ne götürüldüm.
■ Cezaevine giren herkesin aklına kaçmak gelir herhalde ama siz bunu başarmışsınız. Nasıl cesaret ettiniz?
Karadeniz’de faaliyet gösteren biri olarak yargılandığım için beni Mamak’tan 3. Ordu Komutanlığı’na bağlı Erzincan Askeri Cezaevi’ne gönderdiler. İşte orada cezaevine girdikten üç - dört yıl sonra 8 arkadaş bu eylemi planladık. Yarım bıraktığımız mücadeleyi devam ettirmek için kaçmak istiyorduk. Başlarda tünel kazmak hiç aklımıza gelmemişti. Çünkü 24 saat askerin nöbet tuttuğu bir yer cezaevi, 3 dakikada bir nöbetçi ile göz göze geliyorsun. Ama o haldeyken bile 95 metrelik tüneli kazdık. Biz kaçınca, bize işkence yapan görevlileri tutukladılar.
■ Neden?
Bizimle işbirliği yaptıklarını düşündüler. 25 kişi tutuklandı bizim yüzümüzden. Bu arada bizim durumumuza gelirsek; ben ve beş arkadaşım kaçtıktan 9 gün sonra yakalandık. Erzincan’da kimseyi tanımıyorduk, nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Herkes bizi arıyordu. Her birimizin başına 20 milyar lira ödül konmuştu.
■ Peki nerede saklanıyordunuz?
Toprağın altında. Gidecek bir yerimiz olmadığı için toprağı kazıp açtığımız çukurun içine giriyorduk. Gündüzleri neredeyse 16 saat bir çukurun içinde havanın kararmasını bekliyorduk. Buğday tarlaları gizlenmek için en ideal yerdi. Sadece başımızı toprağın dışında tutuyorduk, yüzümüzü de buğdayla örtüyorduk. Yanımızdan geçenler bizi kesinlikle görmüyordu. Yüzümüzde böcekler, solucanlar geziniyordu, her yerimiz ısırıklarla doluydu.
■ Ne hissediyordunuz, korkuyor muydunuz?
Aslında 110 metre kazmamız gerekiyordu ama dayanamayıp 95’inci metrede çıktık. Öldürülmeyi göze aldık, tam çıktığımız noktada 4 asker vardı ama tesadüfen bizi görmediler. Şansımız yaver gitti orada. Ama kazdığımız çukurlarda hasta olduk. Ve iyi saklanmak için gruplara ayrıldık. Ben bir arkadaşımla Kemah’a doğru gittim. Kaçış yolunda dağda bir oyuk bulduk içine girdik. Tıpkı kertenkeleler gibiydik. Sanırım öğle saatleriydi. Bir ses duydum, “Burada ne yapıyorsunuz?” diye bağırıyordu. Meğerse bir çobanmış. “Görmüyor musun uyuyoruz” dedik. Çoban hızla Kemah’a koşmaya başladı. Biz de arkasında yola çıktık, bir kamyona bindik. Neyse ki şoför bizi tanımadı. Ona işçi olduğumuzu söyledik. 10 km ileri gitmek istiyorduk ama yarı yolda yakalandık.
■ Neler oldu yakalanınca?
Elimizi ayağımızı zincirlediler. Öldürüleceğimizi sanırken bir yüzbaşı geldi, “Siz misiniz onlar hayret” dedi, elimizi ayağımızı çözdürdü. Yeniden cezaevine gittik bizi Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu karşıladı “Siz ikiniz büyük adamlarsınız” dedi. Ben arkama döndüm baktım. “Arkana bakma size söylüyorum, sizin gibi adamlarım olsa dünyayı alırdım” dedi. Hayran kalmışlardı.
■ 95 metre tüneli kaç ayda kazdınız?
Toprağa indikten sonra kazmak 8 ay sürdü. Kazdığın zaman çıkan toprağı koyacak yer bulursan her cezaevinden kaçarsın. Benim üç tünelim var. Biri Erzincan, biri Eskişehir, biri de Buca’da. Beni her gittiğim cezaevinde “Hoş geldin Sebahattin bakalım burayı da kazacak mısın?” diye karşıladılar.
■ Eskişehir ve Buca Cezaevi’nde neler oldu peki?
Eskişehir’de 10 metre tünel kazmıştık ki, o arada bir cezaevinde tünel yakalandı. “Hemen kapatalım” dedim. O akşam cezaevi müdürü gelip “Kazmıyor musunuz?” diye sordu, ben de “Kazmaz olur muyum 10 metre kazdık ama olayları duyunca kapadık” dedim, güldüler. Eskişehir Cezaevi’nde kazdığımız tünelden tam 34 kişi kaçacaktık. Tünelin 35 metre olması gerekiyordu, 34.5 metrede yakalandık. En son Buca’ya sevk ettiler, orada da tünel kazmaya başladık, af çıktı. Biz de tüneli kapayıp dışarıya çıktık.
■ Yine cezaevine girseniz yine kaçar mısınız?
Kaçılmayacak cezaevi yok.
EN KÖTÜSÜ ERZİNCAN CEZAEVİ'YDİ
■ Çok cezaevi gezmişsiniz, koşulları en kötü olan hangisiydi?
Mamak kötüydü ama Erzincan Askeri Cezaevi en kötüsüydü. Belki Mamak’tan da kötüydü. O kadar çok işkence vardı ki kendini asanlar oluyordu. Kimse kendini asmasın diye geceleri nöbet tutuyorduk. Koğuşa gaz bombası attıktan sonra üzerimizi ıslatır ve gece-gündüz kıç falakası diye bir işkence yaparlardı. Kamuoyundan uzak bir yerdi ve kimse duymazdı neler yaşandığını.
EN ÇOK DENİZİ VE DAĞLARI ÖZLEDİM
■ Cezaevinde en çok neyi özlemiştiniz?
İki özlemim vardı. “Denize girip saatlerce kulaç atacağım, bir de dağlara çıkıp yemyeşil otların içine yatacağım ve gökyüzünü seyredeceğim” derdim.
■ Cezaevinden çıktıktan sonra nasıl bir yaşam bekliyordu sizi?
Ne param, ne işim hiçbir şeyim yoktu, 37 yaşımdaydım. Arkadaşlarım pazarlama şirketi kurmuştu, kısa bir süre sonra ben de o işi yapmaya başladım. Eşim de orada sekreter olarak çalışıyordu. Âşık olduk, evlendik. Sonra o iş tutmayınca arkadaşlar beni İstanbul’a çağırdı. Reklam işleri yapmaya başladım.