Kendi halinde bir adam: John Cusack
Arzu Çevikalp, ününü göstermeyi sevmeyen oyuncu John Cusack hakkında yazdı…
ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com
Stephen King’in çok tutulan romanlarından biri olan “Cell” ile seyircileri korkutmaya hazırlanan John Cusack, Stephen King ile başladığı oyunculuk macerasına yine King ile devam ediyor. King ile güzel bir performans yakalayan Cusack, aslında korku filmlerinde kendini daha iyi bir şekilde ifade ediyor. Bunun örneğini zaten “1408” filminde görmüştük. Sıradan hikâyeleri bile lezzetli bir yemekmiş gibi servis yapan Cusack, çok hareketli ve aktif bir oyuncu olduğu için, oynadığı hikâyeler de buna uygun şekildedir. Durağan hikâyeleri sevmeyen oyuncu, teatral karakterlerle bütünleştiği gibi, sıradışı karakterleri de kendine göre yorumlar ve beyazperdeyi sanki tiyatro sahnesi gibi kullanır.
Popüler ve kült filmlere imza atan John Cusack, genelde Hollywood ünlüsü olmaktan uzak durması ile bilinen, kendi halinde bir aktördür. Projelerde seçici davranan Cusack, kariyerine romantik komediler ile başlayıp, daha sonra gerilim, aksiyon ve korku filmlerine geçiş yapmıştır. Johnny lakaplı 1.91 boyundaki oyuncu, ünlü olmanın veya herkesin gözü önünde olmanın, aktörün başına gelebilecek en kötü şey olduğunu dile getirerek, özel, hayatıyla ilgili şu sözleri sarf etmiştir: "Henüz hiçbir seks skandalı olmadı, ama tüm tekliflere açığım.” Gizemli olmayı seven oyuncu, özel hayatıyla gündeme gelmek istemediğini belirterek, tamamıyla kendini oynadığı rollere adadığını ve onlarla bütünleştiğini samimi bir şekilde itiraf etmiştir. İrlanda kökenli aktör Hollywood’un en enteresan isimlerinden biridir, sebebi de ilginç zevklere sahip oluşu olsa gerek. Yazmayı çok seven ve boş zamanlarında bir şeyler karalayan Cusack, stresini bu şekilde atıyor demek ki…
SANATSAL FİLMLERİN VE ROMAN ADAPTASYONLARININ HAS OYUNCUSU…
Genelde sanatsal filmlerde yer almayı seçen Cusack, önemli yönetmenlerle ve oyuncularla çalışmayı kendine ilke edinmiştir. Bunun yanı sıra; kitap adaptasyonları ve buna benzer özellikler taşıyan filmlerde kendini daha rahat hissettiğini bize her şekilde gösteren Cusack, bazen canlandırdığı karakterlerin esrarına kapıldığını da gizlememiştir. Cusack oyunculuğa nasıl başladı biraz da bundan bahsedelim.
BAFTA, Altın Küre ve Screen Actors Guild adaylıkları olan Cusack, belgesel film yapımcısı bir baba ile matematik öğretmeni bir annenin çocuğudur. Cusack aslında doğuştan şanslıdır, çünkü babasının film şirketi vardır, bu da Cusack için gerçekten büyük bir olaydır! Babasının film şirketinin oluşu, Cusack’ın bu piyasaya daha kolay atılmasına neden olmuştur belki, ama yeteneği olmasaydı herhalde bu kadar öne çıkamazdı.
1986 yılında Stephen King’in “Stand By Me” (Benimle Kal) filminde yer alan Cusack, daha çok genç yaşta King havası solur ve daha sonra devamı gelir. King’in dram ve macera türüne hizmet eden “Stand By Me” filmi, sorunlu dört çocuğun birbirlerine tutunarak, kayıp cesedin peşine düşmelerini konu alır. Kayıp bedeni bulmak için, maceradan maceraya sürüklenen çocuklara gizemli dünyanın kapıları açılır ve çocuklar o kapıdan içeri girerek, kendilerini büyük bir açmazın içinde bulurlar. Stephen King’in en hafif ve lezzetli hikâyelerinden biri olan “Stand By Me”, hayatlarında yenilik arayan çocukların değişimlerini bize yansıtır.
Yalnız şunu hiç unutmayalım: biz John Cusack’ı tam anlamıyla "Being John Malkovich" (John Malkovich Olmak) filminde sevdik ve film herkesin konuştuğu bir film haline dönüşünce Cusack da filmden payını aldı tabi. Spike Jonze tarafından yönetilen film, Cusack’ın, John Malkovich’in bedeninde uyanıyor oluşunu anlatıyor. Çok uçuk ve garip bir film olan "Being John Malkovich" fantastik unsurları yerli yerinde kullanarak farklılığın kitabını yazıyor sanki… Başrolün hakkını veren Cusack zaten tuhaf rollerin adamı olduğu için, hikâyeye uymakta kesinlikle zorlanmıyor. Derin derin uzaklara bakıp, gözleriyle konuşan Cusack, düşüncelere dalmayı, hayal kurmayı, bakışlarına yeni anlamlar yüklemeyi iyi bildiğinden, bazen sözlü cümlelere gerek duymaz.
ETKİLEYİCİ BAKIŞLAR…
Kısık gözlü Cusack karşısındakini etkileme ve onu ikna etme konusunda sıkıntı çekmediğinden dolayı, her türlü rolün adamı olabiliyor ve hiçbir şekilde de zorlanmıyor. Her filminde bambaşka bir imaj sergileyen oyuncu, gayet cana yakın ve dost canlısıdır, ama filmlerdeki karakterleri için aynısı söylemek pek mümkün değil, çünkü filmlerdeki karakterler her nedense fazlasıyla çılgınlar. Demek ki Cusack gerçek hayattaki sıradanlıktan kurtulmak için değişik bir profil çiziyor. Kimbilir belki de Cusack’ın içinde başka bir Cusack yatıyordur. Bazen aklımıza şöyle bir soru geliyor: Acaba canlandırdığı karakterlerden biri Cusack’ın çift gezeri olabilir mi?
Gelelim Cusack’ın diğer önemli filmlerinden biri olan “Maps To The Stars” (Yıldız Haritası)’a… Bu film aktörün şu ana kadar oynadığı karakterlerin en hafifidir. Biz onu çok daha sert karakterlerin içinde gördük, ama yine de hikâyedeki karaktere tam olarak oturduğunu söyleyebiliriz. Bugüne kadar canlandırdığı karakterlerin en başarılılarından biri olan yazar Edgar Allen Poe’ya “The Raven” (Kuzgun) filminde can veren Cusack, bizi Allen Poe olduğuna öylesine inandırmıştır ki, halen oynadığı sahneler gözümüzün önündedir. Karakter ve hikâye ile iyi örtüşen film, Cusack’ın eşsiz oyunculuğuyla daha da akılda kalmıştır ve Cusack bir kez daha büyük bir oyuncu olduğunu sevenlerine göstermiştir.
Yönetmenliğini “V for Vendetta” filmi ile tanıdığımız James McTeigue'nin üstlendiği film, psikanalitik edebiyata damgasını vurmuş hikâye yazarı Edgar Allan Poe'nun yaşamının son dönemlerini konu alır.
Cusack’ın iki çok önemli filmi daha vardır, biri “İdentitiy” (Kimlik), diğeri de “Runaway Jury” (Jüri) dir. “İdentitiy”, Amerikan Bağımsız sinemasına katkıda bulunan James Mangold’un korku gerilim türünü hareketlendiren sıkı bir projesidir. Ed karakterine renk veren Cusack, şaşkın bakışlarıyla ve elindeki tabancasıyla mistik olayları çözmeye çalışarak, hikâyedeki macerayı sonuna kadar ayakta tutar ve karakterinin tam manasıyla içine girer. Cusack suratını şekilden şekle dönüştürebildiği için, tüm rollere uyum sağlar, ama şu bir gerçektir ki, Cusack kendine özgü tavırlarıyla bağımsızlığın tadını çıkartır.
SİYAH DERİ ELDİVEN ON NUMARA…
Bunlar bir yana, Cusack ile özdeşleşen siyah deri eldiven kendisinin asi karakterlerle olan ilişkisini ortaya koyar ve böylece eldiven önemli metafor görevi görür. Siyah deri eldiveni Cusack’a çok yakıştırdığımızı da belirtmeliyiz. ‘Eldivensiz çıkmam abi’ diyen Cusack, o deri eldivenleri son oynadığı “Cell” filminde yine giyiyor, haydi bakalım hayırlısı diyor ve filmlerini incelemeye devam ediyoruz.
Peki, aktörün “Runaway Jury” filmi için neler düşünüyoruz? Gene Hackman, Dustin Hoffman, Rachel Weisz gibi oyuncuların arasında başrolü kapan Cusack, devler ringinde ustalığını konuşturarak John Grisham gibi çok okunan bir yazarın adaptasyonuna hayat vermiştir ve film romanın yerini aratmamıştır. Böyle bir filmin içinde bulunmak hiç şüphesiz Cusack için güzel bir fırsat olmuştur.
Şimdi de sırada “1408” filmi... Gerçek ile hayali birbirine karıştıran bir yazarı canlandıran Cusack, kafası karıştıkça çok değişik bir kimliğe bürünmeye başlar ve olacaklara karşı koyamaz. İçinde bulunduğu ortamdaki olayları çözmeye çalışan dedektif-vari bir yazarın dünyasını olduğu gibi resmeden yönetmen, filmi tamamıyla Cusack’ın eline teslim eder, çünkü buradaki karakter filmin yönünü çizen bir pergel gibidir. Cusack’ın daha çok filmi vardır, ancak burada hepsinden bahsedemeyeceğiz. Her filmi ayrı bir güzel olan Cusack bakalım “Cell” filminde nasıl bir performans gösterecek?
Sonuç olarak; John Cusack medyatik olma konusunda tereddüte düşen, hayalet gibi takılan, yardımsever, güler yüzlü, biraz havalı, akıllı, karmaşık, yetenekli, olgun, karizmatik, dış görünüşüne aldırmayan, azimli, doğal ve çözülmesi zor biridir. Bazen dalgın oluşu da cabası! Romantik komedilerde ve aksiyon filmlerinde bizi hiç şaşırtmayan Cusack, kendi dünyasında yaşayan cool bir adamdır, bunun yanı sıra iyi niyeti konusunda hiç bir zaman şüphe etmediğimiz bir aktör oluşu da, kendisine bağlanmamız adına bir örnektir. Oyuncu olarak değerinin yeteri kadar bilinmediğini de belirtmek gerek.