Çağatay Çelik

Kazandıkları başarılarla adlarını tarihe yazdırmış birçok futbolcu vardır, birçok takım olduğu gibi. Ama hikayeleri böyle bir trajediyle yarım kalan pek takıma rastlayamazsınız. Tarihin en iyi menajerlerinden biri olan Matt Busby, Manchester United'la tarihin en iyi takımlarından birini yaratmıştı. Ta ki takım uçağının 1958'de Münih'te kaza yapmasına kadar...

Glasgowlu bir madenci ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Busby'nin potansiyelli gençleri keşfetmekteki yeteneğini buna bağlayanlar olur. Ancak daha fazlası vardır. Onun futbola ve hayata bakışı basittir: Geçimlerini sağlayabilmek için çok çalışan insnalar futbol izlemeyi tercih ediyorsa o 90 dakika dinlenmelerine yardımcı olmalıdır. Busby döneminde Manchester United da tam olarak bunu yaptı. Hem de 'çocuklarla'

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Manchester United'ın başına geçen Busby, savaşta hasar gören Old Trafford'un inşasına kazandığırdığı başarılarla yardım etti. 1948'de FA Cup'ı kazanan Kırmızı Şeytanlar, 1952'de 40 yılı aşkın sürenin ardından ilk kez lig şampiyonluğunu elde ediyordu.

Bazı teknik direktörler, bir tane harika takım yaratmayı bile çok zor olarak görürler. Sonradan Sir unvanını da alan Busby ise üç tane harika takım yarattı. Günümüzde menajerlerle oyuncular arasında kuşak çatışması had safhaya çıkmışken o üç jenerasyonla harika işler yaptı ve 'Patron' olarak anıldı.

Dönemin ünlü yazarlarından Hugh Mcllvanney bir keresinde forvet Liam Whelan ile Busby arasında geçen diyalogu şöyle anlatmıştı, bu da onun 'Patron' lakabını nasıl aldığının özetiydi: "Whelan, ilk 11'de oynamak için Busby'nin kapısını çaldı ve bunu ona söyledi. Busby'nin cevabıysa sert oldu: "Kimse bana takıma kimleri alacağımı söyleyemez. Bu tarafı ben yönetiyorum. Seni takıma alırsam, almak istediğim içindir. Sen oyununa odaklan böyle bir şeyi de bir daha asla yapma"

Manchester United'da 25 yıl, Busby'nin söylediklerinin pratiğe dönüşmesiyle geçti. O söyledi, oyuncular dinledi ve 13 kupa kazandılar... Onun dönemi Manchester United'ın hem en parlak hem de en karanlık günlerinden oluşuyordu. Adını 'Google'ladığınızda 'Münih felaketi'yle karşılaşırsınız çünkü 'Busby'nin bebekleri' denilen oyuncu grubunun yedisi, Münih'teki uçak kazasında hayatını kaybetti.

Şubat 1945'te Manchester United'la anlaşan Busby'nin ilk icraatlerinden biri Jimmy Murphy'yi baş antrenörlüğe getirmek oldu. Birlikte kurdukları kadro 1947, 1948, 1949 ve 1951'de lig ikinciliği getirdi ancak hala şampiyonlukları yoktu. 1952'de ilk lig şampiyonluğunu kazansalar da kurdukları kadro yaşlanıyordu. Busby'nin anlayışına göre altyapıdan yetişen genç oyuncular, A Takımı her yıl beslemeliydi. Roger Byrne ve Jackie Blancflower gibi ilk 'bebekler' ortaya çıktı.

Busby'nin bebekleri, lig şampiyonluğuna ulaştığında takımın yaş ortalaması sadece 22'ydi

Onları henüz 17 yaşında olan Mark Jones, Eddie Colman ve Duncan Edwars izledi ve Busby'nin kadrosunun omurgası yavaş yavaş oturmaya başladı. 'Busby'nin bebekleri' 1956 ve 1957'de iki sezon üst üste lig şampiyonluğu oldu. Ancak gözleri Avrupa'da kupaya dönmüştü. O takımın yaş ortalaması ise sadece 22'ydi.

1955'te başlayan Avrupa Kupası'na İngilizler, kendi ligleri nedeniyle katılmamış, Manchester United ise 1956-57'de bunu yapan ilk İngiliz takımı olarak kayıtlara geçmişti. United, yarı finale kadar yükselse de Real Madrid'e elenerek havlu atmıştı. Şampiyon kadroya Tommy Taylor ve Harry Gregg de eklenince Busby'nin bebekleri, Avrupa'da da durdurulamaz hale geldi.

Şubat 1958'e geldiklerinde Manchester United, Avrupa'da rakiplerini bir bir eliyordu. Shamrock Rovers ve Dukla Prag'ı eledikten sonra Kızılyıldız'la çeyrek finalde eşleşen Kırmızı Şeytanlar, Old Trafford'daki ilk maçı da 2-1 kazandı. Yugoslavya'ya seyahat edecek Manchester United'da Busby, İngiltere Futbol Federasyonu'yla görüşerek fikstürle ilgili ayarlama istese de arzuladığı sonucu elde edemedi. Yani Yugoslavya'dan, cumartesi günkü maçına yetişebilmeleri için uçakla dönmeleri gerekiyordu. Futbolcuların kafasında ise daha çok Yugoslavya'daki siyasal rejim yer ediyordu. Hatta bavullarında konservelerde yemekler götürdükleri bile söylenir.

Manchester United'ın 8 futbolcusu uçak kazası nedeniyle hayatını kaybetti

Kızılyıldız'la deplasmanda oynanan maçta 3-3 berabere kalan Manchester United, toplamda 5-4'lük skorla İngiltere'ye başları dik şekilde dönmeyi hak etmişti. 1952'den bu yana 86 bin kez uçuş yapan ve bu seferlerde 2 milyon 340 binden fazla yolcuyu taşımış olan uçağa binmişler ve geri dönüş yolculuğuna başlamışlardı. Belgrad'dan futbolculardan Johnny Berry'nin yaşadığı pasaport nedeniyle bir saat rötarlı kalkan uçak, Münih'te yakıt ikmali yapmak zorundaydı.

Kaptan James Thain yakıt aldıktan sonra uçağı kaldırmak istemesine rağmen tüm kalkış rutinini iki kez tekrarlamak zorunda kaldı. Şubat ayında Münih'in soğuğuyla etkilenen pistte irtifa kazanamadan kalkmaya çalışan uçak havaalanını çevreleyen engellerden sonra kimsenin yaşamadığı bir eve çarparak düştü. Uçakta futbolcular dışında gazeteciler de bulunuyordu. 43 yolcunun 23'ü hayatını kaybedecekti. Bunlardan 7'si ise futbolcular Geoff Bent, Roger Byrne, Eddie Colman, Mark Jones, David Pegg, Tommy Taylor ve Liam Whelan'dı...

Manchester United'ın en gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasında gösterilen Duncan Edwards ise kazadan sonra kaldırıldığı hastanede 15 gün boyunca sürdürdüğü yaşam mücadelesine yenik düşünce hayatını kaybeden 8. futbolcu oldu. Kurtulanların da kazayı hafif yaralarla atlattığı söylenemezdi. Johnny Berry ve Jackie Blanchflower aldıkları yaralar nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. Matt Busby de kazada ciddi şekilde yaralanırken uzun bir süre tedavi gördü. İki kez ölümün kıyısından dönmesi de Alman doktorları şaşkına uğrattı.

Kuzey İrlandalı kaleci Harry Gregg kazayı en az hasarla atlatanlardan biriydi. Kazadan hemen sonra enkaza tırmanan file bekçisi pilotun 'Kaç salak herif, patlayacak' uyarısını bilinçli olarak mı dinlemedi bilinmez ancak bir bebeği ve annesini enkazdan çıkardı. Ardından Bobby Charlton'ı ve Dennis Viollet'i enkazdan çıkararak metrelerce sürükledi. Gregg, yıllar sonra bile 'Münih kahramanı' olarak anılacaktı.

Kaza sonrasında enkazdan birçok kişiyi çıkararak hayatlarını kurtaran kaleci Harry Gregg yıllar sonra bile kendisini suçlu hissettiğini dile getirdi

Tüm dünyayı yasa boğan bu kazayla ilgili soruşturmada ilk olarak pilot suçlandı. Kanatların buzlanmış olabileceğini hesaplamadığı öne sürüldü ancak soruşturma ilerledikçe asıl hatanın pisti kısa tutan ve sonuna bariyer koyan Alman yetkililerde olduğu sonucuna varıldı. Uçağın yeterince hızlanamsıan engel olan bu şartları ise Almanlar kabul etmedi.

Kazadan sağ kurtulanların hayatı, geri dönülmez şekilde değişti. Matt Busby, maça yetişmeleri için uçak fikrini ortaya atması nedeniyle her şeyin onun yüzünden olduğunu düşünerek yıllarını geçirdi. Sonraları 'Sir' unvanına layık görülecek Charlton ise hayatta kalması nedeniyle kendisinde suçluluk duygusu hissetti. Harry Gregg ise yeterince insanı kurtaramadığı için...

Yıllar sonra kazayı anlatan Gregg, "Roger Byrne'da kazaya dair bir iz yoktu ve gözleri açıktı. Ancak öldüğü de belliydi" diyordu. "Hayatım boyunca onun gözlerini kapayamadığım için pişmanlık duydum. 40 yıl geçmiş olmasına rağmen hayatını kaybeden arkadaşlarımın eşlerinin yüzlerine bakamıyorum"

Kazadan sonra Manchester United'ı ayakta tutan kişi Murphy oldu. Busby'nin hastanede olduğu günlerde Murphy, yedekler ve gençlerden oluşan bir kadroyla, takımı FA Cup'ta finale kadar taşıdı. Finalde soyunma odasına maçtan önce konuşma yapmak için giren Busby, sadece iki futbolcuyu tanıyordu. Formaların arma kısmına dikkat çeken Busby, Manchester United'ın anka kuşu gibi küllerinden dirileceğini söyledi ve maçla ilgili tek kelime etmedi. Murphy'nin takımı Bolton Wanderers'a 2-0 yenilse de sezonun en büyük olayı, kazadan kısa süre sonra toplanan bu takımın finale çıkışıydı.

Busby o günlerde futbola veda etme kararı aldı. Yaşadıkları trajedinin ardından devam etme gücünü kendinde bulamadığı günlerde kararını değiştiren ise eşi ve çocuğu Jean ile Sandy oldu. 1958'de darmadağın olan Manchester United, 1960'larda yeni 'Busby'nin bebekleri' olarak Avrupa'ya damga vuracaktı.

Gregg, Charlton ve Bill Foulkes etrafında yeniden şekillenen takım, altyapıdan yeni yeteneklerle güçlendi. Denis Law'un ardından George Best, 1963'te sahne aldı. Manchester United şef scout'u Bob Bishop, 1961 yılında Busby'ye bir telgraf çekti, "Sanırım sana bir dahi buldum" yazan. Bishop haklıydı. 15 yaşındaki o çocuğun adı George Best'ti. Doğu Belfast'ın Gregagh bölgesinde yetişen Best, önümüzdeki 10 yıla damga vuracaktı.

Manchester'daki hayata ilk etapta ayak uyduramayan Best, ailesini özlediği için onların yanına kaçar ancak Busby peşini bırakmaz ve altyapıya döndürür. 1965 ve 1967 yıllarında iki şampiyonluk kazanan Manchester United'da Best, Charlton ve Law, Avrupa'ya damga vurur. Manchester United ise madalyalarla Münih kazasının üzerinden çok geçmemesine rağmen acılarını sarmanın bir yolunu bulur.

29 Mayıs 1968'de Wembley'ye ayak basan Manchester United'ın rakibi Benfica'dır. Real Madrid'i eleyerek finale çıkan Busby'nin bebekleri, Eusebio'yu devirerek Avrupa şampiyonluğunu istemektedir. 55. daaikada Bobby Charlton, Kırmızı Şeytanlar'ı 1-0 öne geçirse de Jaime Graca, 80. dakikada Portekiz ekibine beraberliği getiren golü atar ve maç uzatmaya gider. Uzatmalarda ise önce George Best ardından Brian Kidd sahne alır. 100. dakikada 4. golü atan Charlton, Manchester United'ın Avrupa şampiyonu olduğunu stattaki 92 bin seyirciye ve televizyon başındaki milyonlara ilan eder. Münih kazasından sadece 10 yıl sonra Kırmızı Şeytanlar, Avrupa'nın zirvesine çıkmıştır.

Busby, Manchester United'ı dipten zirveye taşıdığında henüz 60'ına gelmemişti ancak bırakma zamanının geldiğini düşündü. Ocak 1969'da "Artık zamanının geldiğini hissediyorum" diyordu efsane menajer. "Manchester United bir futbol kulününden çok daha fazlası oldu"

Busby, Manchester United'dan asla tam olarak kopamadı. Menajerliği eski futbolcu Wilf McGuinnes'a bırakırken öğrencisi 1970'de kovulunca Busby görevine geri döndü. 1971 sezonunda yeniden bıraktı ve Manchester United'da 10 yıl gibi bir süre direktör olarak görev yaptı.

Busby'nin taktik açısından dahi olmadığı söylenir. Ancak kazanmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi bilenlerden olduğu da kabul edilir. Matt Busby her zaman Manchester United'ı karanlıktan zirveye taşıyan kişi olarak anılacak. O olmasaydı, Düşler Tiyatrosu asla bugünkü gibi olmazdı.