Yollara çıkmak için gün sayan küresel otomobil üreticilerinin elektrikli otomobilleri, yaklaşık 5 yıldır pistlerde mücadele halinde.

Formula E adı altında düzenlenen organizasyonda birbirleri ile yarışan üreticiler arasında, Audi, BMW, Renault-Nissan-Mitsubishi ortaklığı, PSA Grubu markalarından DS ve Mahindra gibi bulunuyor.

Çin'in elektrikli otomobil start-up'ı Nio ve elektrikli otomobiller için batarya üreten Panasonic de organizasyondaki 11 takım arasında yer alıyor.

Mercedes-Benz ve Porsche'nin de önümüzdeki yıl yarışlara katılması bekleniyor. Gelişmeler, diğer üreticilerin de organizasyona katılmasını gündeme getirecek gibi görünüyor.

Peki ama, Almanya'nın dört büyük otomotiv üreticisinin de arasında bulunduğu ana akım markalar, diğer motorsporları organizasyonları yerine, neden birbirleri ile yarışmak için Formula E'yi seçti? Bu sorunun cevabını gelin birlikte arayalım.

TEKNOLOJİLERİNİ SERGİLİYORLAR

Motorsporları, tarih boyunca otomobil markaları için kendi teknolojilerini gözler önüne sermenin bir yolu oldu.

Formula 1, WRC, Nascar ve Le Mans gibi organizasyonlar, markaların ürettiği otomobillerinin hız ve dayanaklılık gibi alanlarda geldiği noktayı kamuoyuna göstermek açısında bir araç olarak kullanıldı, halen de kullanıyor.

Formula E'de yarışan arabalar da, üreticilerin elektrikli otomobillerindeki teknolojik gelişimi gözler önüne seriyor.

FIA tarafından belirlenen kurallar dahilinde gerçekleşen yarışlarda, takımlar yeni batarya teknolojilerini ve mevcut teknolojilerdeki verimliliği sergileme fırsatı yakalıyor.

BMW'nin i ve Audi'nin e-tron adı altında ürettiği elektrikli otomobilleri ile aynı ismi taşıyan yarış otomobilleri, pistte damalı bayrağı önce görmek için yarışıyor.

Yakında Mercedes'nin elektrikli model ailesi olan EQ'nun da pist otomobili yarışa dahil olacak. 

Öte yandan, Formula E araçlarına lastik tedarik eden firmalar da, sürtünmeyi azaltarak bu araçların en büyük sorunu olan menzil mesafesini artırmanın yollarını arıyor.

Bu noktada, Formula E araçlarında yer alan teknolojilerin, önümüzdeki yıllarda elektrikli otomobillere aktarılmasının yüksek ihtimal taşıdığını söylemekte fayda var.

SEYİRCİLER ARACIN GÜCÜNÜ ARTIRIYOR

Formula E'nin ana akım üreticiler açısından bir başka tercih sebebi de, diğer motorsporlarına göre daha yeni olması.

Neredeyse bir asırı bulan motorsporları tarihinde, belli markaların geçmişteki başarıları sayesinde yarattıkları taraftar grupları, henüz Formula E'de ortaya çıkmış değil.

Dolayısıyla, elektrikli otomobillerin geçmişinin 5 yılı ancak doldurmuş olması, markaları aynı çizgiden yarışa dahil ediyor.

Bu yarışları diğer motorsporlarından ayıran bir diğer önemli nokta ise, seyircilerin de yarışın sonucuna doğrudan etki edebilecek müdahalede bulunabilmesi olarak karşımıza çıkıyor.

Buna göre, taraftarlar desteklediği pilotun otomobiline sosyal medya üzerinden ekstra güç verebiliyor. İlave gücü alan pilot ise, yarış süresince sadece 5 saniye boyunca rakiplerinden daha güçlü bir araca sahip olabiliyor.

MALİYETLER F1'DEN DAHA DÜŞÜK

Ayrıca, Formula E seyircisinin Formula 1 ve WEC gibi yarışlardan daha genç olması da, elektrikli otomobillerin kamuoyunca kabulü konusunda markaları cesaretlendiriyor.

Öyle ki, yarışan takımların ana akım üreticiler olduğu göz önüne alındığında, Formula E'nin markalar için bir imaj çalışması işlevi gördüğünü de söyleyebiliriz.

Formula 1'den daha düşük hızlarda yarışan ve F1 araçları gibi yüksek sesler çıkarmayan Formula E otomobillerinin, düşük maliyetleri ve seyirci kitlesinin her geçen gün büyümesi ile şimdiden F1'in yerini alıp alamayacağı tartışma konusu oldu.

Bu durumun gerçekleşmesi belki yıllar alacak, fakat F1'in emekli pilotlarının şimdiden Formula E yarışlarına katıldığı düşünülürse, elektrikli otomobil yarışlarının önümüzdeki yıllarda daha çok ilgi uyandırması sürpriz olmayacaktır. 

Formula 1'in eski patronu Bernie Ecclestone'in, "Formula E'nin geleceği çok parlak. 'E' büyüdükçe, ​​F1 için işler kötüleşecek" sözü, belki de Formula E'nin geldiği noktayı en iyi şekilde anlatıyor.