Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

Eski CHP Milletvekili Muharrem İnce Habertürk TV'de Mehmet Akif Ersoy'un moderatörlüğünde gazeteci Nagehan Alçı, Deniz Zeyrek ve Şaban Sevinç'in sorularını yanıtladı.

CHP'den çok önce istifa etmeyi düşündüğünü ancak son ana kadar sabır gösterdiğini anlatan Muharrem İnce, bu sürecin Cumhurbaşkanlığı adaylığı kampanyasına kadar gittiğini belirtti.

İnce şöyle konuştu:

"GEL BAKALIM MUHARREM LAFINDAN SONRA ÇEKİLMEYİ DÜŞÜNDÜM"

Daha önce istifa etmeyi düşündüm. 'Gel bakalım Muharrem' dendiğinde adaylıktan çekilmeyi düşündüm. Kamuoyu bunu şımarıklık olarak algılar diye düşündüm, yuttum. Zonguldak mitinginde bana destek veren 14 milletvekilini tırpanladılar. Şimdi bana selam veren herkesi listelerden atıyorum. Hadi ya sabır dedim. Sonra kampanya döneminde çuval çuval resimlerimi asmadılar, örgütlere talimat verip. Adaymış gibi sayın Kılıçdaroğlu'nun fotoğraflarını astılar. Aday benim, seçilirsem ben seçileceğim. Seçim gecesi sistemleri çöktü CHP Genel Merkezi'nin. 4 genel başkan yardımcısı 'ikinci tura kaldı' dediler, ellerinde bir şey yoktu. Bana hiçbir şey veremediler. Sabah istifa edecektim, ya sabır dedim. Abant'ta seçim değerlendirme toplantısına beni çağırmadılar. Aday benim, ben olmadan nasıl değerlendiriyorsunuz. 107 mitingi yapan Muharrem İnce. Beni toplantıya çağırmadılar. Çekileyim gideyim dedim, ya sabır dedim. 'Saraya giden CHP'li var' dediler. Sayın genel başkanı aradım 'ayıp oluyor, bu CHP'yi yaralar' dedim. Bana atılan iftira gibi olur bu, sert konuşurum dedim. 'İzmir'e gidiyorum ararım seni' dedi, 6 ay görüşemedik. Saraydan para alında dendi. Ben sert çıkınca 'Muharrem İnce'yi kast etmedik' dediler. 3 milletvekilini günlerce ikna etmeye çalıştılar, ikna edemeyince 'Saray operasyonu' dediler. Artık burama geldi, burada siyaset yapma şansım artık yok.

"6 KIRMIZI ÇİZGİMİZİ KABUL EDEN HERKESLE GÖRÜŞÜRÜM"

Kurulacak partinin olmazsa olmazı 6 çizgiyi anlatan Muharrem İnce, bunları şöyle sıraladı:
Kırmızı çizgilerimiz var. Bir Atatürk'le problemi olanlar, doğaya ve çev reye saygısı olmayanlar, kadına şiddeti yüksek sesle kınamayanlar, terörün her türlüsünü kınamayanlar, rant elde edenler, din, dil, mezhep ayrımcılığı yapanları istemiyoruz. Bu altı kırmızı çizgimizi kabul etmek şartıyla bütün yurttaşlarımıza kapımız açıktır.


"TÜRKİYE ANTALYA KIYISINA HAPSEDİLEMEZ"

Mavi vatan, Azerbaycan, Libya başlıklarında Türk dış politikasının arkasında olduğunu kaydeden İnce konuşmasını şöyle sürdürdü:
Ben mavi vatanın arkasındayım. Türkiye'yi ben Antalya körfezine sıkışmış kara devleti olarak görmek istemiyorum. Çocuklarımızın geleceği için Türkiye mavi vatanın arkasında durmalıdır. Bana ister Tayyipçi desinler hiç umrumda değil. Bunu yazanın cehaletine ve ihanetine bırakıyorum. Siyaset yapmıyorum. Mavi vatanı konuşmak, Azerbaycan'ı konuşmak siyaset değildir.

İnce'nin açıklamalarından satı başları:

Türkiye'nin en önemli problemi keyfiyet sorunu. Demokrasilerde kurallar, demokratik olmayan yönetimlerde keyfiyet olur. Düğün, nişan yasak, lokanta kapalı, bayramda annenin babanın elini öpmek yasak, misafirliğe gitmek yasak, AK Parti il kongresi yapmak serbest. Herkesin elinde internet, telefon var, özel iletişim vergisine zam keyfiyettir, elektrikli otomobile zam yapmak, gübre fiyatına zam yapmak keyfiyettir.

"BU POLİTİKALAR SONUCU MENEMEN VE URLA GİTTİ"

3 milletvekili arkadaşımız böyle bir girişiminde bulundular; doğru. Bunların mimarı benim. 2004'den beri genel başkanı üyeler seçsin diye yıllardır dillendiriyorum. Arkadaşlarıma teşekkür ederim, doğru bir şey yaptılar. Bunu bütün kamuoyunun göz önünde genel başkanı üyeler seçsin, cumhurbaşkanı adayını partinin kayıtlı üyeleri belirlesin diye dillendirmişim. Çarşamba günü bu açıklamayı milletvekili arkadaşlarım yaptı. Pazartesi günü ben istifa ettim. Bu 8 yıllık mesele. Ben partide demokrasi istiyorum, ilkelerine dönüş istiyorum. Partide demokrasi olursa ilkelerine doğal olarak döner zaten. 8 yıldır diretiyorum ben bu konuda. Biz şimdi yeni bir parti kuruyoruz. Getirsinler tüzüğü değiştirsenler, Cumhurbaşkanı adayını üyeler seçsin, genel başkan adayını üyeler seçsin, iki seçimde partiyi birinci yapmayan genel başkan gitsin. 8 senedir konuşuyoruz. 8 senedir yapmamış, şimdi mi yapacaklar? Televizyonlarda, meydanlarda, kurultaylarda bunu söylememişim, olmamış. Aylardır bekliyorum. Gelin şu tüzüğü değiştirelim değiştirelim demişiz. Tam aksine ön seçim kaldırılmış. Grup başkanvekilliği seçimi kaldırılmış, atama getirilmiş. Partinin tarihinde ilk kez tek adaylı kongreler olmuş. 600 küsur delegesi var İzmir'in, 236'sını alıp tek adaylı il başkanı seçilmiş. CHP'nin tarihinde yarış olurdu. Şimdi bu yarışlar yok. Bunun sonucundadır ki, Menemen ve Urla gitti. Ben şimdi partiden ayrıldım, onların bende hatırı vardır. Benim genel başkanlığımı yapmışlardır. Karşılaştığımda 'sayın genel başkanım' derim, saygıda kusur etmem. Ama telefonda tartışmak doğru bir şey olmaz.

"130 MİLLETVEKİLİ URLA BELEDİYESİ'NİN ÖNÜNDE YATMALIYDI"

8 yıldır çözülmeyen sorun çözülmeyecektir. Urla ve Menemen çok önemlidir. Millet İttifakı'nın 18 belediye meclis üyesi var, Cumhur İttifakı'nın 12 belediye meclis üyesi var. Mevcut belediye başkanı Tahir Şahin aday yapılmadı, neden Muharrem İnce'ye destek verdi diye. Mevcut belediye başkanını tutukladılar. Belediye meclis üyelerini örgüt seçmedi, genel başkan yardımcıları seçti ve onun için fire verdi. Örgüt seçmiş olsaydı bu fire olmazdı. Bunu yazan genel başkan yardımcısı hesap vermesi lazım. Urla'ya gelelim. Belediye başkanı FETÖ'den görevden alındı. Peki şimdi yapılması gereken iş şudur; bir 130 CHP milletvekili Urla'ya gitmeliydi. Önce araştırmalıdırlar FETÖ'cü mü değil mi? Değilse 130 milletvekili Urla Belediyesi önünde 'arkadaşımızı geri istiyoruz' diye yatmalıdır. Eğer FETÖ'cü ise genel başkan hesap vermelidir. Bu rahatsızlıklarımı öteden beri anlatmaya çalışıyorum. Çürümüye terk ediliyor. Parti çürüyor. Bunu yıllardır anlatmaya çalıştım, baktım olmuyor. Kendi içinde demokrasi yok, ön seçimi kaldırmışsın, grup başkanvekilliği seçimini kaldırmışsın. Genel merkezden belediye meclis üyelerini atamışsın. Böyle bir durumda burada siyaset yapmanın mantığı yok. Bizim kuracağımız partide herşey seçimle olacak. İki kez başarılı olamayan genel başkan bir daha aday olamayacak.

"CUMHURBAŞKANLIĞI KAMPANYASINDA RESİMLERİMİ ASMADILAR"

Daha önce istifa etmeyi düşündüm. 'Gel bakalım Muharrem' dendiğinde adaylıktan çekilmeyi düşündüm. Kamuoyu bunu şımarıklık olarak algılar diye düşündüm, yuttum. Zonguldak mitinginde bana destek veren 14 milletvekilini tırpanladılar. Şimdi bana selam veren herkesi listelerden atıyorum. Hadi ya sabır dedim. Sonra kampanya döneminde çuval çuval resimlerimi asmadılar, örgütlere talimat verip. Adaymış gibi sayın Kılıçdaroğlu'nun fotoğraflarını astılar. Aday benim, seçilirsem ben seçileceğim. Seçim gecesi sistemleri çöktü CHP Genel Merkezi'nin. 4 genel başkan yardımcısı 'ikinci tura kaldı' dediler, ellerinde bir şey yoktu. Bana hiçbir şey veremediler. Sabah istifa edecektim, ya sabır dedim. Abant'ta seçim değerlendirme toplantısına beni çağırmadılar. Aday benim, ben olmadan nasıl değerlendiriyorsunuz. 107 mitingi yapan Muharrem İnce. Beni toplantıya çağırmadılar. Çekileyim gideyim dedim, ya sabır dedim. 'Saraya giden CHP'li var' dediler. Sayın genel başkanı aradım 'ayıp oluyor, bu CHP'yi yaralar' dedim. Bana atılan iftira gibi olur bu, sert konuşurum dedim. 'İzmir'e gidiyorum ararım seni' dedi, 6 ay görüşemedik. Saraydan para alında dendi. Ben sert çıkınca 'Muharrem İnce'yi kast etmedik' dediler. 3 milletvekilini günlerce ikna etmeye çalıştılar, ikna edemeyince 'Saray operasyonu' dediler. Artık burama geldi, burada siyaset yapma şansım artık yok.

"CUMHURİYET HALK PARTİSİ 'LİBYA'DA NE İŞİMİZ VAR' DİYEMEZ"

Yüzde 30'u geçerek onların ayarlarını bozdum ben. Bunlar gizli Tayyipçi. Kripto Tayyipçi bunlar. CHP yönetiminin ayarlarını bozdum ben. Yüzde 30 alacağımı tahmin etmediler. Sayın Akşener ikinci, Muharrem İnce üçüncü olur çeker köyüne gider diye düşündüler. Biz şimdi önümüze bakacağız. Bütün gece geçmişi konuşacak halimiz yok. Ben artık CHP'nin üyesi değilim. Yeni bir duruşumuz, yeni bir görüşümüz var. CHP 'Ne işimiz var Libya'da' diyemez. Dediler mi bunu, dediler. Mavi vatan kavramını anlayamamışsan. Fransa, Rusya oradaysa Türkiye niye olamaz? Sırf muhalefet edeceğim diye. Erdoğan bugün Cumhurbaşkanı olur yarın siz olursunuz. Türkiye Azerbaycan'a yardım etmiyorsa kime edecek Allah aşkına!

"BEN ASLA 'CHP TABELA PARTİSİDİR' DİYE BİR ŞEY SÖYLEMEDİM"

İftira silsilesi devam ediyor. Saraya giden CHP'li, saraydan para alan CHP'li. Ben CHP'ye tabela partisi demedim. Dediğim şu; CHP'nin içi boşaltıldı. İlkeleri yok edildi. Duruşu yok edildi, omurgası yok edildi. Anti emperyalist duruşu yok artık. Bunlar olunca geriye bir tabela kaldı dedim. Bu CHP'nin tüzel kişiliğine söylenmiş bir hakaret değildir yönetimine söylenmiştir, kötü yönetimi göstermektir. Ben asla tabela partisi demedim, ne dediğimi biliyorum. 20 yıldır bu ekranlarda olan birisi, en az gaf yapan insanlardan birisiyim. Gaflarım da komik gaflardır, her gün Cuma kılıyorum dedim, her hafta kılıyorum olacaktı. Gerçi Erdoğan da 'çocuklarıma helal lokma yedirmedim' demiştir.

"HALA ANKETLERDE 'ERDOĞAN EKONOMİYİ İYİ YÖNETİR' DENİYORSA"

Biz 4 Eylül'de Sivas'tan yola çıktık. Bugün aramıza katılan 3 milletvekili aramızda mıydı? Değildi. Siyasette yola çıktıklarınız olur, yolda takılanlar olur, sonra katılanlar olur. Siyasette en yakın, en uzak olmaz. Kişileri tartışmam. Ben genel konuşurum. Abdullah Gül'le beraber değil miydi Tayyip Erdoğan? Şimdi beraberler mi? Katılan olur, giden olur, sonra gelen olur, taktik gereği şimdi gelmemesi gereken olur. Buralara takılmayın. Önemli olan millete umut olabilecek miyiz? Yeni şeyler söyleyebilecek miyiz? 18 yıldır Türkiye'yi yöneten iktidar var. Hala anketlerde 'Tayyip Erdoğan ekonomiyi iyi yönetir' diyen çıkıyorsa. Muhalefetin iki elini başına alıp düşünmesi lazım. 13 milyon emekli, 10 milyon işsiz, 10 milyon asgari ücretlisi, atanamamış öğretmeni, 5 milyon çiftçisi geçim sıkıntısı çekiyorsa, 45-50 milyon kişi. Ana muhalefet partisi 11 milyon oy alıyorsa yeni bir umuda, başlangıca ihtiyaç var.

"İNCE'NİN AK PARTİ VE MHP'DEN OY ALMA İHTİMALİ İSPATLANDI"

İttifaklar zayıf duruşların işidir. İttifak olmaz demiyorum ama ittifakı kutsamıyorum. Seçime 2,5 yıl varken ittifaklarla yola çıkmak zayıf siyasi duruşların işidir. Biz Türkiye'ye yeni modeller önereceğiz. Türkiye'nin kronikleşmiş sorunları var, köhnemiş yöntemlerle çözemiyiz. Yeni yöntemlerle çözeceğiz bunları. Basketbolun kurallarıyla futbol oynayamazsınız. Yerel seçimin kuralları ayrı genel seçimin kuralları ayrıdır. En büyük ilimiz İstanbul. CHP'nin adayı vardı Ekrem İmamoğlu arkadaşımız. İYİ Parti aday çıkardı mı, hayır, destekledi. Saadet Parisi, HDP destekledi. Bu yerel seçimde başka, genel seçimde başka bir şey. Önümüzdeki seçimde HDP'li, İYİ Partili gidip CHP'ye oy vermeyecek değil mi? Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığında aldığı oy var bir de AK Parti ve MHP'nin milletvekili oyu var. Hangisi fazla? Milletvekili oyu Tayyip Erdoğan'dan daha fazla. 600 bin kişi AK Parti ve MHP milletvekili listesine oy vermiş ama Cumhurbaşkanlığında Erdoğan'a oy vermemiş. Kime vermiş? Bana vermiş. Muharrem İnce'nin AK Parti ve MHP'den oy alma ihtimali var, ispatlanmış bir şey.

"MAVİ VATANI, AZERBAYCAN'I KONUŞMAK SİYASET DEĞİLDİR"

Ben mavi vatanın arkasındayım. Türkiye'yi ben Antalya körfezine sıkışmış kara devleti olarak görmek istemiyorum. Çocuklarımızın geleceği için Türkiye mavi vatanın arkasında durmalıdır. Bana ister Tayyipçi desinler hiç umrumda değil. Bunu yazanın cehaletine ve ihanetine bırakıyorum. Siyaset yapmıyorum. Mavi vatanı konuşmak, Azerbaycan'ı konuşmak siyaset değildir. 600 bin oy Erdoğan eksik almış. Bu oy Muharrem İnce'ye gitmiş. İnce'nin AK Parti ve MHP'den oy alma potansiyeli var. Normalde CHP yöneticileri beni parti kur diye teşvik etmeleri lazım. Benim önüme en büyük engel Erdoğan tarafından çıkarılacak emin olun. Teşvik edeceğine hakaret ediyorsun. CHP yönetimi sarayın operasyonu diye iftiralar atarak sarayın orada yerinde kalmasını istiyorsun, onun için kripto AK Partilisin...

"CUMHUR İTTİFAKI'YLA BERABER OLMAYACAĞIMIZ KESİN"

CHP ile yollarımı ayırdım. Birbirimizi üzmeye, kırmaya, dökmeye hiç gerek yok. Hazine yardımı var, mal, mülk var. Trilyonlar var. Bizde bir şey yok. Dilimiz var, beynimiz var. Biz bu iktidardan memnun değiliz, siz de değilsiniz, hay hay, niye birbirimize laf söyleyelim. Onca imkanınıza rağmen yapın muhalefetinizi, biz de yapalım. Kısa sürede fark anlaşılacak zaten. 51 vilayeti gezdik, kaldı 30 vilayet. Sokak sokak dolaşağız. Bakalım millet sizi mi seçecek, bizi mi seçecek. Bu millet yarın 'Muharrem İnce'nin oylarını siz bölüyorsunuz' derlerse şaşırmayın. Biz 50+1'iu hedefleyerek çıkacağız. Cumhur İttifakı ile olmayacağımız kesin. Millet İttifakı'yla olmayacağız niye diyeyim, biz bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Memleket hareketinin adayı Cumhurbaşkanı adayı kim olacak derseniz, üyelerin önüne sandığı koyacağız, üyelerimiz seçecek. 'Sen aday olacak mısın' diye sorarsanız evet ben olacağım, ama başka birisi de aday olabilir.

"GEZİLERİMİZDE HERKES KENDİ MASRAFINI ÖDÜYOR"

Türkiye'de 104 siyasi parti var. Bence herkese 'parayı nereden bulacaksınız' diye sorulmalı. Siyasetin finansmanı problemli bir konu. Meclis'te olanlar için problemli değil, Hazine yardımı var. Evet bizim için zor bir konu. Kurucularla dayanışma içerisinde götürüyoruz bunu. Resmileştiğinde bağış da alabileceğiz. Şu anda tüzel kişiliğimiz yok. Herhangi bir ilde 20-25 kişi civarında gidiyoruz. Herkes kendi masrafını çekiyor. Memleket usulü bu. Benim etrafımda akademisyenler var, iki tane öğrenci var. Bir tanesi para yatırmış, gördüm. Uyardım, 'bir daha sakın görmeyeceğim' dedim. Onlara iki kuralımız var. Bir sınıfta kalmayacaklar, iki para harcamayacaklar. Bir vilayete gidiyoruz, herkes kendi parasını ödüyor, çok lüks otellerde kalmıyoruz. Herkesin ekonomik durumunu biliyorum. 'Sen şuradan 25 tane simit al, şuradan döner ekmek al' diyorum. Dağıtıyorum. Restoranlar kapalı.

"BİZ SPORUN YARARINA İNANAN DEĞİL SPOR YAPAN OLACAĞIZ"

Bu ülkede 13 milyon emekli, 10 milyon işsiz, 4,5 milyon EYT'li var. Biz bu insanlara kendimizi anlatacağız. Tabii ki iş dünyasına da kendimizi anlatacağız. Sanayide enerji fiyatı neden yüksek, vergi oranları ne olmalı? Bunları anlatacağız. Türkiye'nin tarımını çözemeyen hiçbir şeyi çözemez. Tarımda örümcek ağı teorisi vardır. Üretiminiz yüzde 10 düşerse fiyatlar yüzde 100 artar. Üretiminiz yüzde 10 artarsa fiyatlar yarıya düşer. Bu ülkenin tarımını ciddi ciddi konuşmamız lazım. Partinin finansmanını gönüllülerle birlikte götürüyoruz, işler yürüyor. Binamızı Ankara'da tuttuk. Çetin Emeç'e yakın bir yerde. İsmi çok yakında, logosunu, kurucularını, tüzüğünü, programını açıklayacağız. 1 hafta yetişmez. Türkiye'de bütün siyasi partilerin programını arkadaşlarımla inceledim. Üç aşağı beş yukarı hepsi birbirine yakın. Biz bilen değil yapan olacağız. Herkes toplumda spor yapmanın sağlıklı bir şey olduğunu bilir ama çok azı spor yapar. Sporun sağlığa yararı olduğuna inanan değil, yapanı olacağız.

"BİZİM PARTİ OLARAK BELİRLEDİĞİMİZ 6 KIRMIZI ÇİZGİMİZ VAR"

Kişiler üzerinden açıklamayı doğru bulmuyorum. Yakında genel merkezimizi dayayıp, döşeyelim. Orada parti meclisi salonunda sizlere tek tek tanıtacağım. Şu anda Meclis'te 13 parti var. 6. sırada 3 milletvekili ile memleket hareketi var. 83 milyon yurttaşımıza kucağımızı açacağız. Kırmızı çizgilerimiz var. Bir Atatürk'le problemi olanlar, doğaya ve çevreye saygısı olmayanlar, kadına şiddeti yüksek sesle kınamayanlar, terörün her türlüsünü kınamayanlar, rant elde edenler, din, dil, mezhep ayrımcılığı yapanları istemiyoruz. Bu altı kırmızı çizgimizi kabul etmek şartıyla bütün yurttaşlarımıza kapımız açıktır. Salgınla ilgili özel bir durum olmazsa 19 Mayıs, daha öncesine yetiştirebilirsek 23 Nisan'da kuruluş gerçekleşecek. Gönüllünün birisi logo yapıyor, bazı gazeteci arkadaşlar onu alıp 'logosu bu diye' haber yaparsa buna bir şey yapamam ki. Benim ağzımdan ya da sözcümüzün ağzından dinlemeniz lazım. Ben 1 Mart'ta istifa edecektim, gelinen ortamda 1 Mart'ı öne aldık.

"ÖNCE DEDESİ, SONRA BABASI SONRA KENDİSİ MİLLETVEKİLİ"

2018'den bu yana tüzük değişti, antidemokratik hale geldi. Tek adaylı il kongreleri geldi, ön seçim kalktı. Grup başkanvekilliği seçimleri kaldı. Faik Öztrak Bey'e şunu söyleyeyim. Bırakalım saray ağzı laflarını. Konuşursam ters konuşurum. Yıl 1923 milletvekili, Yıl 2021 milletvekili. Cumhuriyet'ten hep alacaklısı. Aralık'ta Kurultay toplanıyor dedesi, babası ve sonra kendisi. Birinci sırada tahsisli. Benim dedem koyun çobanı. Tırnaklarımla geldim buraya. Faik Öztrak listeye oturacak birinciye. 2, 3, 4 ön seçim. Dolayısıyla ben saray ağzını bilmem, halkın ağzını bilirim. İktidarla muhalefetin ortak oyunu bu. Domates fiyatı artınca iktidar dış güçler diyor, CHP'de birisi itiraz edince 'sarayın adamı' deniyor. Saray adamları tuttu, parayı verdi, masalar hazırlandı, kurultay karışacak der. Bunu yapınca kimse konuşamaz. Çünkü muhalefet ederse sarayın adamı damgasını yiyecek. Her kurultay öncesinde genel başkan bu konuşmayı yapar. Saray içimizi karıştıracak, parayı verdi, sopalar hazırlandı, masaları devirecekler. Kimse sesini çıkaramaz. Öbür taraftan Erdoğan 'Bu muhalefetten memnunum, gerekirse yerli ve milli muhalefeti ben kurarım' diyor. Sen geçim sıkıntısına bak, senin işin bu. Diktatörlüklerde ancak muhalefeti kurarlar. Sen diktatör müsün, haddini bileceksin.

"KILIÇDAROĞLU ANKETTE 'YÜZDE 85 SEN ÇIKIYORSUN' DEDİ"

Bütün gece saray operasyonunu konuşamam. Saray operasyonu 18 yıldır yenemediğin adam orada dururken, sen orada koltukta oturuyorsan saray operasyonu deme hakkın yok. O zaman saray senden memnun. Bunları söylemeye hakkın yok.Sözümün arkasındayım, 'genel başkan adayı olmayacağım' diye. Karşılıklı bir anlaşma yaptık. 'Bir anket yaptırdım, yüzde 85 sen çıkıyorsun, Cumhurbaşkanı adayımız sensin' dedi. Ben de 'senin karşında aday olmayacağım' dedi. Ama bana destek veren milletvekillerini tırmaladı, beni sıfır moralle çalıştırdı. Anlaşma hükümleri sona ermiştir bunları yaptığı için.Ben devletimi seviyorum, her söylenen lafa cevap vermeye mecbur değilim. Millet operasyonu yapacağız biz. Bu ülkede göreceksiniz devrim yapacağız. Yeni kurulmuş bir parti göreceksiniz 1. parti olacağız. Ne Pansilvanya, ne Avrupa, ne Washington ne Tahran ayağımız vardır bizim. Biz bu toprakların insanıyız. Biz örgütlenmeye çalışıyoruz. Az önce bir ilden geldiler. Dediler ki 'siz genel merkezi ayarlamaya çalışıyorsunuz, bize yetki verir misiniz'. İki arkadaşımıza danıştım, 'tamam' dedi. Ben milletle örgütlenmeye çalışıyorum. Ben 2002'de milletvekili olduğumda rahmetli Demirel'e şaşırırdım. Nasıl biliyor diyordum. Şimdi ben de biliyorum, tanıyorum. Benzin istasyonlarını, hangi lokantada yemek yiyeceğimi biliyorum. Karış karış geziyorum Türkiye'yi.

"MİLLİ ÜRETİM SEFERBERLİĞİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ"

Hepimizin elinde akıllı telefon var değil mi? Ama Türkiye'de akıllı siyaset yok, eski model siyaset var. Televizyonlar, telefonlar, internet değişti ama siyaset eski model gidiyor. Biz akıllı siyaset, akıllı devlet, akıllı toplum, akıllı tarım, nitelikli insan gücü, özgürlük önereceğiz. Herşeyden önemlisi herkese özgürlük. Adalet, hukuk öneriyoruz. Üretimi arttırmayı öneriyoruz. Bu ülkede nasıl olur da ekim alanları azalmışken ve yağış azalmışken gübreye yüzde 80 zam nasıl yaparsın. Milli üretim seferberliği gerçekleştireceğiz. Hedefimiz zeka devrimidir, tersine göçtür. Yapay zeka ve dijital teknolojiyi teşvik edeceğiz. Yol göstericimiz bilim, Mustafa Kemal Atatürk olacak. Siyasi partiler kanununu değiştirmek en önemli hedefimizdir. 80 öncesi siyasi partiler bugünden çok daha demokratikti. Yetenek merkezleri kuracağız. Şu anda köyde yok, kenar mahallelerde. Buralarda yetenek merkezleri kuracağız. Geleceğin mesleklerine yönelik iş imkanını arttıracağız.

"3 DE FORMÜLÜ: DÜRÜSTLÜK, DİJİTAL VE DENETLENEBİLİRLİK"

1-2 yaşındaki çocuklarımız yüzde 65'i bugün olmayan mesleklerde çalışacak. Bu tasarım merkezleri, bilişim vadileri kuracağız. Diploma değil yetenek öne çıkacak. 3D kuralını getireceğiz. Dürüstlük, dijital ve denetlenebilir olmasını kuracağız kamu yönetiminde. Toplumu 3B ile yöneteceğiz, önce barıştıracağız. Türkle Kürdü, Alevi ile Sünniyi, kadın ile erkeği, sağcı ile solcuyu, sendikacı ile patronu, madenci ile çevreciyi. Ekonomimizi büyüteceğiz, sonra da adil bölüşeceğiz. Hıfzıssıha kapanmasaydı aşı ithal etmeyecektik, DPT kapanmasaydı işsizlik bu kadar olmazdı. Kâr eden kamu kuruluşları satılmasaydı işsizlik bu kadar olmazdı. Torpil olmasaydı kamu kurumlarına güven olurdu. Uzay iyi de. Bakın 2018 kampanyasında bunu ilk söyleyen benim. Quantum, uzay madenciliği, dijital teknoloji dedim. Türkiye'nin aya gitme çabalarına itirazım yok ama masala da karnım tok. Ben fizik öğretmeniyim. Uzay Ajansı'nın bütçesi 5 milyonu ayırırsan 'uzaya bak uzaya' diyorsun demektir insanları kandırıyorsun. Hem uzay hem mutfak birlikte olmalıdır. Aya Ruslar da gitti, ama demokrasi henüz gelişmedi. 5 milyon lira bütçe ayırırsan ben sana inanmam. Uzay çalışmaları yapalım hiç itirazım yok.

"DİYANET İŞLERİ BAŞKANI'NIN ARKASINDA NAMAZ KILMAM"

Azerbaycan Ermenistan meselesini tartışırken bazı kişiler, gruplar İstanbul'daki Ermeni vatandaşımızı işin işine katıyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değil. İstanbul'daki Ermeni vatandaşlarımız benimle aynı haklara sahiptirler. Askere gidiyor, vergi veriyor. İkisini birbirine karıştırmamak lazım. İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerle de barışmak. Ayasofya meselesini bana sordular. Dedim ki 'Bizim egemenlik hakkımız, Rusya'yı, Yunanistan'ı ilgilendirmez buna biz karar veririz' dedim. Yunanistan 40 yıldır Atina'daki camiyi açmıyorsa. Davet gelirse giderim dedim. Diyanet İşleri Başkanı topa girdi, davete gerek yok dedi. Bal gibi de davete gerek var. Siyaset yapıyor Diyanet İşleri Başkanı, AK Parti İl Başkanı gibi. Sonra beni aradı 'Buyrun Ayasofya'nın içine' dedi. 'Senin arkanda namaz kılmam, çünkü sen siyaset adamı olmuşsun, diyanet adamı değilsin' dedim.

"İÇLERİNDE FETÖ'CÜ VAR DİYE AK PARTİ'YE FETÖ'CÜ DEMEM"

Cumhurbaşkanı adayı olduğumda sayın Erdoğan'a, Akşener'e, Karamollaoğlu'na, Demirtaş'a gittim. Hesaplarına 500 TL para yatırdım. Tabii ki onların benim parama ihtiyacı yok. Amacım siyaseti yumuşatmak. Sonra her birini ziyaret ettim. Sayın Erdoğan'a da gittim, sayın Demirtaş'a da gittim. Bugün Cumhurbaşkanı adayı olsam kim adaysa aynısını yaparım. CHP'nin içerisinde son günlerde yanlış şeyler oldu, taciz olayları falan oldu. Peki siz 'CHP tacizci parti' derseniz ayıp edersiniz. Peki AK Parti'nin içerisinde FETÖ'cüler var mı? Var, vardı. Ama AK Parti FETÖ'cü derseniz ayıp ederiz. HDP'nin içinde PKK'yı destekleyenler var mı? Var, biliyoruz bunu. Ama ben HDP terörist partidir demem. Bazı insanlar var ki, sırf barajı geçsin diye oy veren insanlar var. Genellemeyi doğru bulmam. İçinde FETÖ'cü var diye AK Parti'ye FETÖ'cü demem, içinde PKK'lı var diye HDP'ye terörist demem.

"TERÖRÜN HER TÜRLÜSÜNÜ LANETLEYEN HERKESLE GÖRÜŞÜRÜM"

Kimle görüşürsün? Herkesle görüşürüm. Nasıl görüşürsün? Milletin gözünün önünde görüşürüm. Erdoğan'la görüür müsün? Görüşürüm. Kılıçdaroğlu'nda görüşür müsün? Görüşürüm. Nagehan Hanım'la görüştüğümde basın toplantısı yaparsam çıkışta Şaban Bey'le görüştüğümde de yaparım. Toplumun bir kesimini başlangıçta ötekileştirmek doğru olmaz. Herkesle görüşeceksiniz ama kurallarınız olacak. Terörün her türlüsünü lanetleyen herkesle görüşürüm.

"ATATÜRK'E 'DECCAL' DİYENLERLE AYNI MASAYA OTURMAM"

Karar neyse uyacaksınız. AİHM kararlarını tanımışsanız uyacaksınız. Öbürü keyfiyet olur. Sana öğrenci mektup yazdığında hapse girecek, Trump mektup yazdığında geri iade edeceksin. Osman Kavala için hapiste kalsın talimatı verip rahip Bronson için tahliye yapmayacaksın. Ben Cumhurbaşkanı seçilseydim ne şu tutuklanmalı diye konuşurdum ne de bu serbest bırakılmalı derdim. Ben yargının tarafsız, adil, hızlı etkin olması için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırdım. Selahattin Demirtaş'ı yargılamak benim işim değil, yargının işi. HDP terörü lanetlediği zaman görüşürüm. Birisi Atatürk'e 'deccal' diyor masaya oturmam. Bu 6 maddeye uyuyorsa görüşürüm. Siyaset günübirlik yapılmaz, ilkesel yapılır. Geçmişte CHP'de iken dokunulmazlıklar konusundaki tavrımı hatırlayın. CHP hayır oyu verdi ben evet verdim. Bir insanın ilkeleri olacak. 6 ana ilkeye kim uyuyorsa herkesle görüşürüm. Kamuoyunun bilgisi önünde, önceden duyurarak görüşürüz.

"KARISI ÜNİVERSİTEDE HOCA, BOYKOTA KARIŞIYOR DİYOR! ÇOK AYIP BU"

Uluslararası anlaşmalar anayasamızda yazılı. Bir Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak AİHM kararlarını tanıyor muyuz? Tanıyorsak uyacaksın. Kararlara hangi imzaya attıysak arkasında durmak isterim. Keyfi davranırsan bunun gelecekte bedelini ödersin. Yabancı sermaye sana güvenmez, ülkenden kaçar, fakirleşirsin, bedelini millet öder. Osman Kavala davası... Bu ülkenin Cumhurbaşkanı televizyonlara çıkıyor 'karısı Boğaziçi Üniversitesi'nde hoca, o da boykota karışıyor' diyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde herkes boykot ederken bunu yapmasının Osman Kavala ile ne alakası var. Çok ayıp bu. Tarım Bakanı'nın kardeşi FETÖ'den ceza aldı, darbecinin kardeşini büyükelçi yaptınız. Onları söyleyince karıştırma diyorsunuz. Bir öğretim üyesine bu şekilde davranmasını doğru bulmuyorum.

"BİR SİYASETÇİ BİR SİYASETÇİYE 'SEN TERÖRİSTSİN' DİYEMEZ"

Her iki davada tutuklanmalıdır vs. laflarını doğru bulmuyorum. Bu talimat olarak algılanır. Bizim gibi muhaliflerin tavrı iktidara sahip olanları tahrik eder. Ben kimin tahliye edilmeli, kimin edilmemeli konusunda görüşüm olamaz. Bu görüş nasıl olabilir? Adil bir yargı istiyoruz biz. Türkiye'de mahkemelere güven dip yapmışsa bu ülke zenginleşemez. Belki yarın ben tutuklanacağım, bilmiyorum ki. Kimsenin can güvenliği yok ki. Bir siyasetçi başka siyasetçiye 'sen teröristsin' diyemez. Bunun için mahkeme kararı gerekir. Siz devleti yöneten biri olarak bunu söyleyemezsiniz. Bunu ancak mahkemeler söyler. Ben bunları doğru bulmuyorum. 2018'de Cumhurbaşkanı olsaydım ilk işimiz bu olacaktı. Yargının karşısına geçip yargılanan bir Cumhurbaşkanı olmaktan gurur duyacaktım.

"BİZ DE AYA GİDİYORUZ, KARNIMIZ DOYACAK DİYORUZ"

Salıdan salıya 45 dakika grup toplantısıyla olmaz bu işler. Milletin ayağına gitmek lazım. Önümüzdeki hafta kar kışla ilgili bir sıkıntı olmazsa, belki 1 hafta gecikmeli millete kibirsiz bir siyaset yapacağız. Saf, duru, sahici, net, mütevazı, şeffaf bir siyaset yapacağız. Hesap soran ve hesap veren bir siyaset. Bu geçmişte yaşandı, oldu. İnsanlar bu ülkede 18 yılın sonunda hala muhalefet birinci parti çıkamıyorsa, 'bu ülkenin sorunlarını şu parti çözer' diyemiyorsa, hala Erdoğan'dan umut bekliyorsa Türkiye'nin yeni bir cesarete ihtiyacı var. Yeni şeyler söyleyeceğiz elbette. Bunları tek tek anlatacağız. Üretimi nasıl arttıracağımızı, enerji maliyetlerini nasıl düşüreceğimizi, tüm kurumların nasıl işlevsiz olduğunu, Merkez Bankası'nın bağımsızlığını nasıl yok edildiğini, BDDK'nın EPDK'nın, TÜİK'in. Güven kaybolmuş. Hesap veren ve hesap soran siyaset lazım. Şimdi eksi 50 milyar dolardayız. Damat gitti yüzde 20 düştü döviz, sen gitsen yüzde 20 daha düşecek. Faizler AB'de eksi, ABD'de eksi. Bankalar kendi içlerinde parayı tutuyorlar. Dünyada faiz eksi, sende 17.25, bunun hesabını vereceksin. Senin yargı sistemine kimse güvenmiyor. Yabancı sermaye gelmiyor, varolanlar kaçıyor. Kamu bankalarının ağır görev zararları var. Medyanın muhalefet yapması lazım. Ekonomiyi anlatması lazım. Medya ekonomiyi yazamıyor, korkuyor çünkü. Biz de aya gidiyoruz, karnımız doyacak diyoruz. Eşeği kaybettirip buldurmak diye buna derler. 2018'de dolar 4.68'di, şimdi 7'ye düştü diye bayram yapacağız. Şeker fabrikalarına özelleştirme kararı alıyorlar, sonra vazgeçiyorlar, sonra teşekkür ediyorlar Erdoğan'a. Bunun nesi başarılı? Ölçüyü 8,5'tan 7'ye düşmesini alırsanız doğru değil. Sıcak para yatırımcıları yok artık kaynar para yatırımcıları var.

"YAPTIĞINIZ HER ŞEY HEM HUKUKA HEM VİCDANA UYGUN OLMALIDIR"

Türkiye'de iktidarlar memleketi kendisinin zannediyorlar. Siyasi parti yönetenler de partiyi kendisi zannediyor. Devleti yöneten Türkiye'nin sahibi zannediyor. Buradan çıkmamız lazım, bu memleket hepimizin. Bir siyasi partinin sizin olabilmesi için oy vermeniz gerekmez. Siyasi partiler kamunun malıdır. Siz oy verseniz de vermeseniz de bizden hesap sorma hakkınız var. Türkiye Cumhuriyeti hiç kimsenin babasının malı değildir. Muharrem İnce'nin partisi değil ki bu. Demokrasiyi işletmeyi mecburuz bu partide. 27 milyonu çalışıyor, 60 milyon bakıyor. Bu sistem yürümez, bu ülke batar. 15 milyon hizmet sektöründe var. 10 milyon işsiz var, yaşlılar var, çocuklar var. 27 milyonu 40 milyon yapmaya mecburuz. Bunu yapamazsak gençlerimize iş bulamazsak, önce memleket, adalet demez isek, vicdan demez isek, herkese iş bulamazsak bu sorunu çözemeyiz. Bir şeyi yapmanız hukuka uygun olabilir ama vicdana da uygun olacak. Bu ülkeyi yönetenlerin lüks harcaması hukuka uygun olabilir vicdana da uygun olacak. Yasal olabilir ama ahlaki de olabilmeli.

"PARTİMİZDEKİ KADIN KONTENJANINA HERKES ŞAŞIRACAK"

6 kırmızı çizgiye uymak şartıyla sadece eski CHP'lilere değil AK Partililere, MHP'lilere, HDP'lilere, İYİ Partililere herkese kapımız açık. Pozitif ayrımcılık kadınlara var, gençlere var. Duyduğunuzda şaşıracaksınız, kadın kontenjanlarında daha da öte bir şey yapacağız. Yeterli sayıda kadın arkadaşımız var. Kadın erkek konusunda fermuar yöntemi uygulayacağız. Kota hiçbir şeye yaramaz, palavradır. 20 kişilik milletvekili listesi düşünün, en alta üç kadını koyarsanız kontenjan dolar. Fermuar ise bir kadın, bir erkek, bir kadın, bir erkek.

"CUMHURİYETÇİ, ATATÜRKÇÜ, MODERN, ÇAĞDAŞ BİR PARTİ"

Türkiye'nin köhnemiş sorunları var. Bu sorunları geleneksel, ilkel yöntemlerle çözemeyiz. Daha devrimci, daha cesaretli adımlar lazım. Osmanlı'yı düşünelim. Cumhuriyet öncesinde Osmanlı'da sosyalistler var mıydı, vardı, muhafazakarlar, milliyetçiler vardı. Osmanlı'da bir tek cumhuriyetçiler yoktu. Tek cumhuriyetçisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tü. Bizim partimiz de cumhuriyetçi, Atatürkçü, modern, çağdaş bir parti olacak. Kadınlara fermuar hakkını veren parti olacak. Cumhurbaşkanı adayını, genel başkan adayını üyelerle çözecek parti olacak.

"KURULTAYDA İMZA TOPLAMADA GENEL BAŞKANA SINIRLAMA GELECCEK"

Bu ülkede demokrasi, özgürlük isteyen, bağımsız yargı, üretim, refah isteyen herkese açık olacak. Bizim diğerlerinden farkımız şu olacak; ben bu ülkeye, biz bu ülkeye demokrasi getireceğiz dediklerimizde tüzüğümüze baktıklarında 'bunların tüzüğü gerçekten demokratik' diyecekler. Mesela kurultayda imza toplama olayında genel başkana sınırlama getiriyoruz. CHP'de Kılıçdaroğlu 1000 imza toplayıp 750 oy alıyordu. Genel başkan 250 imzayı geçemeyecek, sınır var. Benim CHP'de yaşadığım sorunların hiçbirini bizim partimizde, benim karşıma rakip olacak kişi yaşamayacak. Hem lider olacak hem demokrasi. 1923'te Cumhuriyet kurulduğunda örneği var mıydı? Kadınlara seçme seçilme hakkının örneği var mıydı? Örneği yok diye yapmayacak mıyız? 30-40 senedir insanlarla bu yalan söylenir. Siyasi Partiler Kanunu izin vermiyormuş. Bal gibi de veriyor. Hem lider olacak hem parti içi demokrasi olacak. Özgüveni yüksek bir lider olacak. 1950'de çok partili rejime geçmese miydik? Bir an önce partilerde de demokrasiye geçmek lazım. Bu millet hak etmiyor mu? Neden üyeler seçemesin?

"DEVLETİN GÖREVİ DİNDAR NESİL YETİŞTİRMEK DEĞİL TABLET BULMAK"

Pandemi koşulları gösterdi ki, sağlık, eğitim, ulaştırma, tarım piyasa koşullarına terk edilemez. Bunu hepimiz öğrenmiş olmamız lazım. Bu ülkede yıllar önce plan mı, pilav mı tartışması yapıldı. Planlamanın ne kadar önemli olduğunu sanırım öğrendik. Keşke hıfzıssıhhayı kapatmasalardı da aşı üretseydik. DPT'yi kapatmasalardı da planlamayı yapsaydık. Denetlenebilir ve dijital bir kamu yönetimini yapmazsak zenginleşemeyiz. Türkiye'de sağlığı, eğitimi mesela. Özel okulların durumunu gördük. Veli para ödemek istemiyor, özel okul para almak istiyor, öğretmen maaş istiyor. Devletin görevi dindar nesil yetiştirmek değil, çocuklara o bilgisayarı tableti bulabilmek. Bugün yüzbinlerce çocuğun evinde tablet, televizyon yok. Tarımda güvenli gıda, su sorunu, kuraklık sorunu ortada. Devlet gerekli planlamayı yapmazsa...

"CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ TAM BİR UCUBE"

Bırakınız yapsınlar noktasında bu işlerin olmaması gerektiğini söylüyorum. Bir planlamanın olması gerektiğini söylüyorum. Devlet eğitimde bizzat olmalıdır. Kars'ın Digor ilçesinde çocuğun tableti olup olmaması devletin problemidir diyorum. Masaya yeniden oturmak mümkün. Herkesin malına el koyacağız açıklamalarını doğru, hukuki, çağa uygun bulmuyorum. Türkiye'nin başına bela açar bunlar. Ama yeniden konuşmak, masaya oturmak mümkün. El koyarız gibi yaklaşımları gayrıciddi buluyorum. Böyle bir sistem yok. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bir ucube. Bir kişi düşünün hem parti genel başkanı, hem Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı parti başkanı gibi size hakaret ediyor, siz ona laf söyleyince hakaret oluyor. Ama ona söylemek serbest. Bir kişi hem futbolcu, hem teknik direktör, hem kulüp başkanı, hem hakem olamaz. Bu sistem saçma sapan bir sistem.Bu sistemden vazgeçmek lazım. Benim ilgilendiğim konu güçler ayrılığı; yasama, yürütme, yargı. Bağımsız bir yargıyı kuramazsanız şimdi Cumhurbaşkanı müdahale eder o zaman da Başbakan müdahale eder.

"YIKARKEN YAPMAK MODELİNE SICAK BAKIYORUM"

Önümüzdeki dönemde kim seçilirse seçilsin başlangıçta bakanları dışarıdan atayacak. Benim hedefim bu sistemi değiştirmek. Bu sistemin içinde rötuş olmaz, mümkün değil. Bu sistem lağvedilmeli. Yenisi; parlamenter sistemde çıkan sorun şudur; hükümet kuruyorsunuz, başbakansınız. Ben 301'i bulup sizi yıkıyorum. Bu şöyle sıkıntılar doğruyor. Muhalefet sizi 301'le yıkıyor, yenisini kuramıyor. Yıkarken yapmak diye bir model var bazı ülkelerde. Yıkarken yapmak. Bu modele sıcak bakıyorum. Bağımsız yargı olmadan, adına ne koyarsanız koyun, hiçbir sistemin mantıklı olmayacağına inanıyorum.

"BİRİNCİ DÜĞMEYE YARGIYI KOYACAĞIZ"

1921 ile bugüne kıyaslamalarını aklım almıyor. Milletin, devletin adı ortada yok. Devlet 23'de kuruldu. 1921 Anayasa değildir aslında. O bir toplumsal sözleşmedir. Orada Türkiye adından bir kere bahsediliyor, o da coğrafya adı. Ben milletin lehine bir iş yapacaklarına anayasa değişikliği ile inanmıyorum. 2010'da FETÖ için anayasa yaptılar. FETÖ 'ölüler mezardan kalksın oy kullansın' demedi mi? 2017'de Erdoğan için yapıldı. Milletin lehine bir şey geleceğine ihtimal vermiyorum. Ekonomiyi mi, yürütmeyi mi, yasamayı mı, sistemi mi tartışacaksın? Birinci düğme yargı. Birinci düğmeyi yargıya koymazsan adı aydın olur da gericinin teki olur. İlk işimiz bağımsız yargıyı konuşacağız. Bağımsız yargı karın doyurur. Türkiye'ye 2018 kampanyasında anlatmaya çalıştığım yargıyı çözmeden ne başkanlık ne parlamenter sistem işe yarar. Cumhurbaşkanı anayasayı konuşalım derse 'taslağı gönder bakalım' derim. İlk dört maddeyi konuşacak mıyız mesela.

"SINAVI GEÇTİKTEN SONRA İSTER BAŞÖRTÜLÜ İSTERSE MİNİ ETEKLİ OLSUN"

İskilipli Atıf Hoca'ya vali tören yapıyorsa sahte bir tarih yazılıyor bu ülkede. Kahramanlar hain, hainler kahraman yapılıyorsa laiklikte, geleceğimiz de, cumhuriyetimiz de tehlikededir. Bu ülkede herkes susmuş. Konuşmayan üniversite, susturulmuş sivil toplum, üretemeyen akedemia, yazamayan medya var. Adamın ne yaptığı ortada. Kuvayi milliyecilere ne dediği ortada. Çizgimde hiçbir değişiklik yok. Bence yetenekli olsun ister başörtülü ister mini etekli olsun. Ama liyakatle gelsin. Kamu yönetiminde liyakat, üniversitede özerklik olmazsa sorunu çözemeyiz. Gelsin sınavı geçsin ister başörtülü, ister mini etekli olmasın. Bütün sülalesi biri büyükelçi, biri vali, biri milletvekili olmasın. En büyük hayalim, kamuda yükselmeyi çözersem bu ülkede diyordum. Kendimi Cumhurbaşkanı seçileceğine inanıyordum. Bir tane hayalim vardı; kamuda yükselmeyi objektif kriterlere bağlayacağız. Yüksekova'daki Kürt çocuğu da inanacak, Sakarya'daki delikanlı, İzmir'deki, Antalya'daki de inanacak. Benim devletim doğru sınav yapıyor diyecek. Ben yıllarca milletvekili yaptım. 'Benim çocuğumu Boğaziçi Üniversitesi'ne sok' diyen olmadı. Bugün sınavın adil olmadığını düşünüyor. Torpil, liyakatsizlik dolu. Bu ülkede Ahmet Necdet Sezer eleştiriyor. 119 rektör atamış. 95 tanesi üniversitede 1. olanları atamış, yüzde 80.

"AHMET NECDET SEZER'İN ATADIĞI REKTÖRLERİN YÜZDE 80'İ BİRİNCİ ÇIKANLAR"

Yasal olmak, denetlenmek şartıyla, merdiven altı Kur'an kursu değil, devletin denetimi ve gözetimi altında. Ben Kur'an kursuna gitmiş birisiyim. Tarikatlar holding olamaz. Herkes denetlenmeli. Siz dünya işiyle mi ahiret işiyle mi uğraşıyorsunuz. Devletin organları tarafından denetlenmelidir. Niye yasaklayayım. Ahmet Necdet Sezer'in ne darbeciliği ne vesayetçiliği kaldı. Yüzde 80 oranında seçimde 1. olanları atamış. Sonra sayın Abdullah Gül gelmiş. Gül'ün uyma oranı yüzde 33. Sonra Erdoğan gelmiş seçimi toptan kaldırmış, yüzde 0. Yüzde 0 olanı demokrat, yüzde 80'i vesayetçi yapıyorlar.

"CUMHURBAŞKANI OLSAYDIM GİDER ÖĞRENCİLERLE KONUŞURDUM"

Boğaziçi Üniversitesi'ne gittim. 'Çocuklar ben sizin fizik öğretmeni abinizim. Gerçekten dinlemek için geldim' dedim. Ne fark ediyor sağcı, solcu olsa ne olur. Öğretmen yaklaşımını bilemezsiniz. Size çok kızsam da çocuğunuzun dersine girdiğimde hiçbir şey fark etmez. Öğretmen böyle bir şey. Bir insanı annesi, babası, öğretmeni kıskanmaz. Öğretmeni başarılı bir çocuk olduğunda gurur duyar, payının olduğunu düşünür. Ben milletvekili olduğumda rahmetli ilkokul öğretmenim 'Muharrem İnce benim öğrencim' derdi. Güzel bir şey bu. Boğaziçi'ne gittim. Çocuklar diyor ki, 'Biz seçimle rektör istiyoruz'. Bu Erzurum Atatürk Üniversitesi'nin de sorunu. 2018'de Cumhurbaşkanı seçilseydim, Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne rektör atasaydım, öğrenciler protesto etseydi, vallahi atlar uçağa Erzurum'a gider 'çocuklar gelin bakayım' derdim. Neden beğenmediklerini sorardım. Seçim istiyoruz doğru bir taleptir yahu.

"TÜRBAN EYLEMLERİNİ YAPANLARIN HEPSİ ÖĞRENCİ MİYDİ?"

Direnç varsa vazgeçeceksin. Diretme arkadaş yahu! Sen onların dedesi yaşındasın, olur mu öyle şey. Artvin'in Borçka Lisesi'ne gittim. 20 yaşındaki çocuk 'Sen imam hatip lisesi öğretmenisin, buraya karışma' dedi. 1 yıl sonra Borçka Lisesi'ne geçtim. Çocuğu yanıma çağırdım 'Bana yaptığını unuttum, dersini çalış' dedim. Sene sonu geldiğinde 4,5 tutmuyordu notu. 4.3 tutuyordu. Aman beni yanlış anlamasın diye sözlü notunu fazla verip, geçireceksin. Git dinle yahu Cumhurbaşkanısın sen. Çocuklar o kadar güzel karşıladılar ki beni. 'Bütün siyasi partiler gelsin' dediler. Bunların içine marjinal gruplar karışmış mıdır, terörize edenler olmuş mudur? Bu ülkede türban eylemleri yapılıyordu. Hepsi öğrenci miydi? Destek olan yok muydu? O zaman destek olduklarında doğru oluyor da şimdi niye yanlış oluyor. Ben 57 yaşındayım. Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenci değilim. Desteklemek istiyorum, gidemez miyim?

"BU TÜR YETKİLER MUHARREM İNCE'YE DE VERİLMEMELİDİR"

Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkenin gençlerinin talebi konusunda geri adım attığında otoritesi sarsılmaz, tam tersine büyür. Boğaziçi Üniversitesi'nin sorunu değil ki bu. Üniversite hocalarına bırakırsınız seçimi, birinci olanı atarsınız. Üniversite emir komuta ile çalışmaz. Hepsini ben belirlerim. Bakanı, valiyi, kaymakamı, rektörü, büyükelçiyi ben belirlerim. Sen neymişsin be abi. Bu yetki kimseye verilmemeli. Bu Muharrem İnce'ye de verilmemeli.

"ASKERİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRMENİN HESABI VERİLMEMİŞTİR"

Ben AK Parti'ye oy verenlere sesleniyorum. Yapmayın etmeyin. Bu Erdoğan'a da haksızlık. Herşeyi belirleyen bir adam. Böyle bir yetki bir faniye verilemez. Kimseye verilmemeli. 2018'de seçilmiş olsaydım pekçok hakkımı Meclis'e devredecektim. Bu bir kişiye o kadar büyük haksızlıktır ki. Bizim tarihimizde bazı şeyler vardır. 1402'de Timur, Yıldırım Beyazıt'a kafes içindeyken şarap ikram etmiştir. Fatih Sultan Mehmet onun hıncını almıştır. Kuzey Irak'ta Türk askerinin başına çuval geçirmenin hesabı verilmemiştir. Bir Başbakanın asılması utanılacak bir şeydir. Bütün darbelere karşıyım ben.

"PYD'YE NİYE SİLAH VERİYORSUN? FETÖ'YÜ NİYE KORUYORSUN?"

Amerikan seçimlerinin Türk kamuoyu tarafından büyük anlamlar yüklenmesine, o kazanırsa şöyle olur, bu kazanırsa böyle olur diyenleri anlamsız buluyorum. Biz sömürge falan değiliz. O kadar çok önemsenmesini anlamıyorum. Biz bağımsız bir devletiz. Bana bu konuda gelen sosyal medyada gelen mesajları okuyorum tek tek, inanın çok üzülüyorum. Şu anda Erdoğan kadar devletin bilgilerine sahip değildim ki. Cumhurbaşkanı seçilseydim o bilgileri bana anlatacaklardı. Türkiye'nin kendisinin karar vermesi önemli. Kendi karar vermişse doğrudur. Çuval meselesinde o gün nota verilebilirdi. Büyük devletler şöyle yaşar. İran Atom Enerjisi Başkanı '60 yıl daha Batının tazyikine dayanırsak 300 yıl rahat ederiz' diyor. Devlet böyle yönetilir. Yapacağını göstermez, yapar ve geçer. S-400 konusunda kullanman gerekiyorsa kullanacaksın. Biz müttefik miyiz? PYD'ye niye silah veriyorsun, FETÖ'yü niye koruyorsun?

"S-400 İÇİN PAZARLIK EDİLİYORSA DEVLETİMİZİN ARKASINDA DURURUZ"

Dış politika konusunda hükümeti eleştiriyorum. Erdoğan'la AK Parti'yle aynı düşünmüyorum. S-400 konusunda kafaları karışık. Darbecilerle beraber olmayız diyorlar, Mısır'da olmuyorlar ama Mali'de darbecilerle beraber oluyorlar. Dış politikayı o kadar çok bölümlere ayırmışlar ki. Akraba Topluluklar, Dışişleri Bakanlığı, TİKA var. Böyle olmaz. Bir de geleneksel çizgisinden saptırdılar. Parti genel merkezlerinin işi olamaz dış politika. Türkiye NATO'nun içinde kalacaksa onurlu kalmalıdır, tavrı net olmalıdır. S-400 konusunda dans ediyor. Eğer pazarlık ediliyorsa devletimizin arkasında dururuz. ABD'de Trump olmuş, Biden olmuş. Dış politikada çok önemli bir şeyler olacağını mı bekliyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs politikası var. Siz olunca farklı ben olunca farklı olmaz. Devletin âli çıkarları vardır, korursunuz. Yetişmiş bürokratlarını, diplomatlarını liyakatı yok ederek kendi adamlarını yerleştireceğim diye bunları yok edemezsin. Neden biz doğalgazı pahalıya alıyoruz? Yetişmiş bürokratlarımızı harcadınız, liyakatsiz insanlar hesaplama yapmadığınız için. O insanları harcamasaydınız bugün çok daha ucuza doğalgaz kullanacaktık. Türkiye'nin uluslararası güveni azaldığı için pahalıya kullanıyorsunuz. Yetişmiş mühendisinizi doğalgaz işlemlerinde harcarsanız, oraya kandırılmaya müsait sadece sizden olanı getirirseniz Türkiye'nin milyar dolarlarını yabancılara peşkeş çekmiş olursunuz.

"ANTALYA KÖRFEZİ'NE SIKIŞTIRACAK PROJELERE EVET DİYEMEYİZ"

Suriye ile anlaşmalar yapıyordu AK Parti hükümetleri. 2010'a kadar 49 tane anlaşma yapmış. Suriye'ye fazla su veriyorsunuz dediğimizde Balıkesir milletvekili Hüseyin Pazarcı dedi. AK Parti milletvekilleri çıktı, kardeşlerimizin suyunu mu keselim dedi. Fenerbahçe maç yapmaya gitti, tatiller falan. Git diyalog kur, sorunu çöz. Kişiselleştirme. Biz geleneksel dış politikamız, bir ülkedeki çatışan taraflardan biri ile değil meşru, merkezi hükümetle ilişki kurardı Türkiye. Filistin'de, El Fetih ile Hamas arasında tercih yapmazdı. Bir başka yerde mezhep çatışmasında taraf tutmazdı. Son yıllarda hükümet çatışan taraflardan birini, partilerden birini tutar oldu. Bunu doğru bulmuyorum. Ama kimse de Türkiye işgalci falan diyemez. İtalyanların Kuzey Afrika'da Fransa'nın Cezayir'de neler yapıldığını biliyoruz. Hindistan'da Pakistan'da sömürgeci devletlerin neler yaptığını biliyoruz. Yahudilere Avrupa'da neler yaptığını biliyoruz. Türkiye'yi Akdeniz'de Antalya körfezine sıkıştıracak olan projelere evet diyemeyiz. Türkiye mavi vatanı desteklemelidir, kara devleti olmak istemiyorsa...