'Sadeleşme olgunluğun sonucudur'
Ekavart Galeri, Balkan Naci İslimyeli'nin "Kozmos ve Toz" başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor
Hülya KÜPÇÜOĞLU - HT GAZETE / KÜLTÜR SANAT
Eğitim Kültür Araştırma Vakfı’nın (EKAV) galerisi Ekavart, Balkan Naci İslimyeli’nin “Kozmos ve Toz” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergiyle ilgili sorularımızı yanıtlayan sanatçı, şiir ve resmi birlikte yorumladığını, sanatta sadeleşmenin olgunlukla geldiğini söylüyor
Serginizin adı aynı adlı şiirinizden geliyor. "Kozmos ve toz" kelimelerinin yan yanalığından başlayabilir miyiz?
"Kozmos ve Toz" kainatla, o büyük bir bilinmezlikle, insan ölçeğinin karşılaştırılması. Bütün hırslarımızla, tutkularımızla, mücadelemizle ve yer yer vahşi boyutlara varan enerjimizle, sınırsız kainat içinde devinip duran gelip geçici varlığımızın anlamı üzerine düşünmeye davet başlığı bu. Yani koskoca kozmosda aslında sürüklenen bir toz parçasıyız. Kendi irademizle yaşamımıza bir yön ve anlam vermeye çalışıyoruz. İnsanlığın serüveni bir toz zerresinin savrulma serüveni aslında.
Sergi kataloğunuzda bazı şiirleriniz bulunuyor. Şiirle olan geçmişinize değinebilir misiniz?
Çocuk yaşlarımdan beri şiir yazıyorum. Bunlar çeşitli dergilerde yayınlandı. Şiirlerimi önceleri mütevazı bir çizgide tutmaya çalıştım. Resmimin önüne geçmesin istedim. Ama insan belli bir yaştan sonra kendini kısıtlamanın anlamsızlığı üzerinde düşünmeye başlıyor. Çünkü sanat çok geniş bir alan. Ben resim yapmadan önce, yazılarımla, taslaklarımla, ses kayıtlarımla yoğun bir hazırlık dönemi yaşarım. Sadece tuval üzerinde oluşan bir süreç değil bu. Onun için metnin, yazının benim için çok önemli bir ağırlığı var. Zaten resim de şiir gibi soyutlamacı bir sanattır. Resim izleyiciye mesafeli bir dildir, sizden çözüm ister, katkı ister. Şiir de öyledir. Hem sadedir. Hem yoğundur. Hem soyutlayıcı bir katkı bekler. Onun için şiir ve resmi, ben her zaman birlikte yorumlarım. Şiir bütün sanatların aurasıdır bence. Bir sanat içinde şiir barındırmıyorsa bence eksiktir.
Serginizde simgesel bir takım objeler görüyoruz. Bu objeler evrene, dünyaya, insana dair farklı göndermeleri beraberinde getiriyor. Bu objeleri neye göre belirliyorsunuz?
Çocuk yaşlardan beri nesne toplayan bir insanım. Onların bir nesne olmanın ötesinde benim için büyük anlamları var. Tıpkı insanlar gibi, onların da vaktiyle yaşadığı anılar, çağrıştırdığı günler, dönemler bir yaratıcı için büyük sosyolojik ipuçları barındırır. İnsanların tercihlerine, dönem dönem ilişkilerine ilişkin bilinçaltı veriler içeren çok zengin bir alan. Nesneler, ruhsal dokunmayı bekleyen güçlü yapıtlar aslında. Ben her zaman onları sanat eseri gibi gördüm. Benim seçtiğim objeler varlığımın, yaşadığım dönemlerin, ayrılmaz bir parçası gibi göründü bana. Bunları hep biriktirdim ve biriktiriyorum. Her zaman resimlerimde kullandım. Onlardan çeşitli dönemlerime, durumlarıma, insanlığın genel durumuna ilişkin sonuçlar çıkardım. Sanat simgeseldir. Bir sanat yapıtında her şeyi anlatamazsınız. Anlattığınız şey minimaldir. Ve o minimal yapı hep bir sembol niteliğindedir. Çağrışım alanları geniş bir sembol. Onun için nesneler hem toplumsal bilinçaltının verileri olarak hem de hayatımın çeşitli dönemlerinin sembolleri olarak beni her zaman büyülemiştir.
Farklılıklar peşinde olmanıza rağmen kimliğinizi koruyarak sanatınızda genelde yalın bir duruş sergilediniz. Bu serginizde de yine yalınlığın hakim olduğu görülüyor. Yalınlığın sanatınızdaki anlamı ve yerini açabilir miyiz?
Sanatta gelişme bir tür yalınlaşma sürecidir. Çok az şey bilen insanların çok konuşması gibi acemi ressam da çok malzemeyle göz boyamak , karşısındakini etkilemek ister. Ama alanı genişledikçe, kendi işaretlerini, kendi dilini oluşturdukça giderek yalınlaşır söylem. Onun küçük bir dokunuşundan, bir noktasından, virgülünden ne anlatmak istediğini, dilinin şifrelerini, izleyenler tanır hale gelirler. Benim sanatımda da aynısı oldu. Hiçbir zaman hiç bir alanda kalabalığı sevmedim. Her zaman sade, yalın ama aynı oranda derin olandan yana oldum. Takdir ettiğim sanat ürünleri de böyledir. Gösterişli, şatafatlı, göz boyayıcı işlerden, üsluplardan hiç hoşlanmadım ve kendi sanatımda da kullanmadım. Yani sadeleşme benim olgunluk sürecimin sonucudur.