BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Zeynep Özyağcılar tarafından kurulan Tiyatro Martı, ‘Uçlar’, ‘Hoşgeldin Boyacı’ ve ‘Demir’den sonra, 4. sezonunda repertuvarına bir klasiği; Eugene Ionesco’nun yazdığı ‘Kral Ölüyor’u, Erdal Özyağcılar’ın imzasını taşıyan yeni bir dramaturji ve metin çalışmasıyla sahneye taşıyan ‘Kral’ı ekledi. HT Magazin'deki Ece Saruhan imzalı habere göre; Lale Aslan’ın Türkçe’ye çevirdiği, Serkan Üstüner’in yönettiği, absürd tiyatronun en güzel örneklerinden biri olan oyun, 400 yıldır iktidarda olan bir kralın ölüm karşısındaki çaresizliğini konu ediniyor.

40 YIL SONRA AYNI SAHNEDE

Yönetmen yardımcılığını Zeynep Özyağcılar’ın üstlendiği oyunda, Erdal Özyağcılar kralı, Güzin Özyağcılar ise 1. kraliçe Margarite’i canlandırıyor. 40 yıl aradan sonra yeniden aynı sahneyi paylaşan 2 usta oyuncuya, Nihan Büyükağaç, Barış Kıralioğlu, Gözde Çetiner ve dönüşümlü olarak Ferdi Alver ile Burak Tanay eşlik ediyor. Oyunun dekor tasarımı Cihan Aşar’ın, makyaj tasarımı Gila Benezra-Nimet İnkaya’nın, kostüm tasarımı Candan Seda Balaban’ın, ışık tasarımı Mahmut Özdemir’in, koreografisi Handan Ergiydiren’in, müziğiyse Orhan Enes Kuzu’nun imzasını taşıyor. Özyağcılar Ailesi’yle buluşup ‘Kral’ı konuştuk.

 

‘GÜNCELLİĞİ EVRENSEL’

- Bu oyunda nasıl karar kılındı?

Zeynep Özyağcılar: Bir klasik sahneleme fikrimiz vardı. Özellikle annemin ve babamın bir klasik oynamasını çok istiyordum. Çünkü bence klasik oyunları ustalardan izlemenin tadı başka oluyor. Ben her zaman seçtiğim oyunlar günümüze de bir şey söylesin istiyorum, kadın-erkek ilişkilerini yapıştır gitsin şeklindeki komedilerden hoşlanmıyorum. ‘Kral Ölüyor’ ne zaman oynansa güncel olacak çünkü insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini anlatıyor.

Güzin Özyağcılar: Bayıldım tekste. Çalışırken hep “Vay be, bunu buraya nasıl bağlamış” dedik.

Erdal Özyağcılar: Dünyanın neresinde oynanırsa oynansın güncel bir oyun. Güncelliği evrensel.

- Ayrıca absürd tiyatronun en güzel örneklerinden biri.

E.Ö.: Evet. Absürd tiyatro, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan bir tiyatro akımı. Bu akımı yaratanlar 2. Dünya Savaşı döneminde dünyada olup bitenlere bakmışlar. Hitler’in dünyaya hükmederken uyguladığı barbarlık, kitle kıyımı, soykırım, savaşın ertesinde Batı Avrupa ve ABD’nin zengin toplumlarının içine düştüğü manevi bunalımın yayılması gibi durumların etkisiyle birçok zeki ve duyarlı insan için 20. yüzyılın ortasındaki dünya anlamını yitirip bir şey ifade etmez hale gelmiş. Önce ümit ve iyimserlik gibi en sağlam kaleler düşmüş ve insanoğlu kendini ürkütücü, mantıksız, tek kelimeyle saçma bir evrenle yüz yüze bulmuş. Absürd tiyatro işte böyle bir gerçekliğin yansıması yani saçma bir gerçeklikle yüz yüze kalınmasından, 1950’lerde dünyanın genelinde bireyin yalnız kalmasından doğan bir tiyatro türü.

- Bilmeyenler için oyunun konusunu da dinleyelim sizden.

E.Ö.: Absürd tiyatroda saçmalıkların sergilenişi bir acıklı güldürü havasında yaratılıyor. Ionesco, Bizim ‘Kral’ adıyla sahneye taşıdığımız ‘Kral Ölüyor’u, annesinin ölümü üzerine yazmış. Benim canlandırdığım kral 400 yaşında ve 400 yıllık tüm kralları temsil ediyor. Oyun, 400 yıldır iktidarda olan bir kralın bile ölüm karşısında ne kadar çaresiz ve alabildiğine insan olduğunu anlatıyor. Kim olursan ol ölüm çok insani bir olay ve herkes onun karşısında çaresiz. İktidar kral için o kadar tatlı ve ölüm korkusu o kadar yoğun ki ortaya komik durumlar çıkıyor.

‘OYUNUMUZ CAZ MÜZİĞİ GİBİ’

Oyunun dramaturjisini de siz üstlendiniz. Nasıl bir süreçti?

E.Ö.: Bazı sahnelerin yerlerini değiştirdim, bazılarını kısalttık. Absürd tiyatro örneklerinde haksız kadar haklı, kötü kadar iyi, zalim kadar mazlum da çoğu kez aynı ölçüde gülünç olur. Bu gülüncü bulmak önemliydi. Kendi aramızda “Nasıl bir komik?” diye tartıştık. Oyunun finalini de bu bağlamda değiştirdim. Ionesco, bir erki, bir iktidarı, bir kralı ölümün karşısındaki sıkıntılarıyla, ölüm algısıyla o kadar etli kemikli anlatmış ki... Bu klasiğin sözünü didaktizme düşmeden aktarmak önemliydi. Tiyatro Martı’nın yaptığı tiyatro, politik tiyatro değil. Oyunumuz caz müziği gibi, içinde farklı tatlar var. Seyirci izlerken farklı tatlar alacak, herkes bir şey anlayacak ama ne anlayacakları, ne düşünecekleri, nereye bağlayıp bağlamayacakları onlara kalmış.

Tiyatro Martı’nın 5. oyununun bir müzikal olmasını planladıklarını belirten Özyağcılar Ailesi ekliyor: “Projelerimiz arasında bir çocuk oyunu sahnelemek de var.”

‘Kral’, 24 Mart’ta Artı Sahne Mecidiyeköy’de, 30 Mart’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenecek.

’NE YARATIRSAK KENDİMİZ YARATIYORUZ’

- Nasıl bir kral, kraliçe ve krallık var oyunda?

Erdal Özyağcılar: Kral, Tanrı kral. Bulutlara, gökyüzüne, güneşe hükmediyor, onu buna inandırmışlar. “Krallar kendi istedikleri zaman öleceklerdir, bana bu vaat edildi” diyor ve ölümle burun buruna geldiğinde “Niye vaatlerini tutmuyorlar?” diye soruyor. Yakın çevresi onu bir Tanrı kral olarak sunuyor, halk yere göğe koyamıyor. Evet, olmaması gereken bir kral ama toplum olarak bir insanı tabiata hükmettiğine ve istediği zaman öleceğine inandırırsan sonunda adam böyle olur. Hiçbir şey pat diye kendiliğinden oluşmuyor. Halk, kitleler kendi özgür düşünceleriyle yaratıyor bu durumu. Yani ne yaratırsak kendimiz yaratıyoruz.

Benim için canlandırdığım her karakterin iç dramının olması ve bu dramı seyirciye aktarabilmek çok önemli. Didaktizmden nefret ediyorum. Oyuncu etli kanlı bir senfoni gibi oynamalı. Başka tiz sesler çıkmamalı. Kralı bütün iç dünyası ve ilişkileriyle anlatıyorum. Yani “Kral kötüdür” diye çıkmadık ortaya hatta özellikle kralı sempatik oynamaya çalıştım. 400 yıllık bir erk söz konusu, tabii ki halk böyle bir erkle çatışacak ama onu yaratan çevrenin hiç mi suçu yok?

Güzin Özyağcılar: Benim canlandırdığım 1. kraliçe Margarite’in, 2. kraliçe Maria’nın gelmesiyle birlikte düzeni bozuluyor. Kocasına karşı nefreti ve hırsı var. 2. kraliçenin genç ve güzel olması, daha çok sevilmesi zapt edemediği duyguları ön plana çıkarıyor. Tek arzusu kralın bir an önce devrilmesi ve bu düzenin bitmesi. Bir yandan da oyunun dürten karakteri, insanları hayal dünyasından çıkarıp gerçekle yüzleştirme sembolü.

Özyağcılar çifti, “Oyunumuzda tüm karakterler başrol. Hepsinin hikâyenin içindeki yeri çok önemli” diyor.

‘Sahnede oyuncu arkadaşlarız’

- 40 yıl sonra yeniden aynı sahneyi paylaşmak neler hissettiriyor size?

Güzin Özyağcılar: 40 yıl önce Şehir Tiyatroları’nda ‘Üç Kuruşluk Opera’yı, ‘Beş Para Etmez Oyun’ adıyla oynamıştık. Sahnede karı-koca değiliz, oyuncu arkadaşlarız. Ben böyle hissediyorum. Ama tabii ki Erdal’ın verdiği iyi oyunculuk beni çok rahatlatıyor. Hiç telaşa düşmeden oynuyorum. Aynı durum ‘Demir’de Zeynep’le (Özyağcılar) birlikte rol alırken de geçerli.

Erdal Özyağcılar: Güzin çok iyi bir oyuncu, daha ilk okumada sesiyle, tonlamasıyla, karakteri sunuşuyla kafamdaki Margarite’i çıkardı ve bu benim için büyük lüks oldu. Bu durum diğer oyuncular için de geçerli. Kralı oynatan aslında çevresi, dolayısıyla diğer oyunculardan alacağım duygu ve tavır çok önemliydi. Bunun üzerine çok çalıştık, bu sayede daha çok varyasyon yapıp daha çok işin içine girebiliyorum.

‘Çocuklarımı izler gibiydim’

- Annenle babanı aynı sahnede izlerken neler hissettin Zeynep? Nasıl bir duyguydu?

Zeynep Özyağcılar: Çok acayip. Annelerin yuvada çocuklarının ilk gösterisini izleme telaşı vardır ya; hem iyi olsun, güzel olsun, insanlar beğensin istersin hem de “Terledi mi, bir şey oldu mu?” diye endişelenirsin, öyle hissettim. Sanki çocuklarımı izler gibiydim. Bir parçanı izleme hikâyesi. Devamlı “Yaptıkları espri seyirciye geçti mi, nasıl izliyorlar?” diye bakıyordum. Oyun bittiğinde sıırılsıklamdım, ellerimden sular akıyordu. Ben oynasam bu kadar heyecanlanmaz ve terlemezdim.

‘Tiyatro, yaşama sevinci!’

- Şu hayatta ölümsüz olan tek şey sanat!

Erdal Özyağcılar: Kesinlikle öyle.

- Anlat anlat bitmez ama tiyatronun sizdeki yerini sorsam...

E.Ö.: İnsana koşulsuz, kuralsız sevmeyi öğretiyor. Anlattığımız şey insanın dramı, dolayısıyla insanın yüreği insanla doluyor, vicdan ve merhamet yükseliyor. İnsanı sevdiğin için tüm canlıları ve ülkeni de daha çok seviyorsun. Tiyatro, yaşama sevinci!

Güzin Özyağcılar: Çok şanslıyız çünkü çok sevdiğimiz bir işi yapıyoruz. Hayatı sevmeyi öğretti tiyatro! Günümüzde tüm zorluklara rağmen inatla tiyatro yapan tüm genç meslektaşlarımı alınlarından öpüyorum.

Zeynep Özyağcılar: Tiyatro, ruhları tedavi eden bir hastane. Hiç çözümleyemediğin taraflarınla barışmanı sağlayan, en mutsuz anında bile seni gülümsetip “Hayat devam ediyor be” dedirten bir şey. Tiyatro sayesinde belki de en kızdığımız insanları, olayları ve kendimizi affediyoruz. Sanat birleştirir, sevdirir ve affettirir.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300