Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
HABERTURK.COM / Ajanslar

TBMM, açılışının 100. yıl dönümünde 23 Nisan özel gündemi ile toplandı. Genel Kurul oturumuna Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve kabine üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katıldı.

 

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, 23 Nisan özel oturumunda yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
 
"Siyasî partilerimizin çok kıymetli genel başkanları, Sayın milletvekilleri, Kıymetli misafirler, Yarınlarımızın ümidi olan sevgili çocuklar ve gençler, Aziz milletim,
 
Bugün Millî değerimiz olan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı kutlamak ve Yüce Meclîsimizin kuruluşunun 100. Yıldönümünü idrak etmek amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz.
 
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 100. açılış yıldönümü milletimize, soydaş ve akraba topluluklara ve yüreğinde Türkiye sevgisi bulunan bütün dostlarımıza kutlu olsun.
 
Sözlerimin hemen başında bir hususu ifade etmeyi lüzumlu görüyorum. Görüldüğü üzere bugün hem bu salonda, hem binanın dışında sınırlı bir topluluk ile birlikteyiz. Aslında niyetimiz ve hazırlığımız, bu bayramı ve yıldönümünü meydanlarda, milyonlarca vatandaşımızla birlikte kutlamaktı. Fakat, ülkemizi de etkileyen küresel salgın sebebiyle katılımı sınırlandırmak, bu kutlu yıldönümü için planladığımız etkinlikleri ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldık.
 
İnşallah, bir süre sonra bu zorluğun da üstesinden gelecek ve bu yıl içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100’üncü yıldönümünü planladığımız kapsamlı ve yoğun etkinliklerle kutlayacağız.
 
Değerli arkadaşlarım, Aziz milletim,
 
Bugün, milletimizin her bir ferdinin göğsünü kabartacak ve yarına daha umutla bakmasını sağlayacak büyük ve önemli bir gündür. Bugünü büyük ve önemli kılan, bundan tam yüz yıl önce ve tam da bu saatlerde açılışı yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni inşa eden ceht, gayret ve mânâdır.
 
100 yıl önce vatan ilhak ve işgal, milletimiz esir olmak tehdidi ile karşı karşıyaydı. Büyük kayıplarla ve mağlup olarak çıktığımız Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda milletimiz, son hürriyet kalesi olan Anadolu’dan da sürülüp çıkarılmak istenmekteydi. Türkiye, ordusu terhis edilmiş ve silahlarına el konulmuş, başşehri işgal edilmiş, Meclis’i dağıtılmış ve iktisaden çökertilmiş bir manzara arz ediyordu. 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktığında görünen tablo buydu.
 
Fakat, istilacıların ve haysiyetlerini hırslarına kurban etmiş işbirlikçilerin hesaplayamadıkları husus, tarihi şeref levhalarıyla ve başarılarla dolu aziz milletimizin esarete boyun eğmeyen tabiatı ve manevî kuvvetiydi. Bu tabiatı bilen ve o manevî kuvvetin farkında olanlar, şartların umut kırıcı ve boğucu görünmesine aldırmadan kısa sürede bütün vatan sathını saracak olan Millî Mücadele meş’alesini yaktılar. O meş’aleyi yakan kadronun önderi ve Millî Mücadelenin Başkomutanı Gazi Paşa şöyle demekteydi, “Yemin ederek sizi temin ederim ki, bizim milletimizin manevî kuvveti, bütün milletlerin manevî kuvvetinden üstündür”.
 
Milletimizin gayret ve cesaretiyle Samsun’dan başlayıp Amasya, Erzurum, Sivas ve nihayet Ankara duraklarından geçerek dalga dalga bütün vatan sathına yayılan, ‘ya istiklâl, ya ölüm’ şiarına bürünerek topyekûn bir dirilişe dönüşen Millî Mücadele, bugün idrak ettiğimiz yıldönümünün temelini teşkil etmektedir.
 
Bütün aşamalarıyla birlikte Millî Mücadele’yi geçmişe ait bir hatıradan ibaret görmek doğru değildir. Samsun’da başlayıp İzmir’de zaferle neticelenen Millî Mücadele, tarihin belli bir döneminde başlayıp bitmiş bir süreç değil; istiklâl-i tam yolunda kesintisiz ve kararlı davranmayı zorunlu kılan şuurun adıdır.
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 100’üncü yılını idrak ederken bir önemli hususa değinmek zorundayız. Kurtuluşa inanmış kadronun öncülüğü ve milletin azmiyle kazanılan Millî Mücadelenin iki esası vardır. Bu esaslardan ilki, tam bağımsızlık hedefi; diğeri de, tam bağımsızlık hedefine yönelik mücadelenin millî iradeye dayanarak yapılması prensibidir. Bu tarafıyla Millî Mücadele, dünyadaki benzerlerinden ayrılır. 100’üncü yılını andığımız Gazi Meclisi’miz, Millî Mücadele’nin sonucu değil, bizzat merkezi ve karargahıdır.
 
Neyi andığımızı ve kutladığımızı bilmeye mecburuz. Açılışının yüzüncü yıldönümünü idrak ettiğimiz bu Meclis, “Bağımsız yaşamaya malî durumumuz müsait değildir, zirâ çok borcumuz vardır” diyenlerin olduğu bir ortamda, her ne pahasına olursa olsun tam bağımsızlık uğruna her türlü mücadeleyi göze almanın sembolüdür.
 
Yüzüncü yıldönümünü andığımız bu Meclis, “Büyük devletleri karşımıza almayalım. Batılı devletlerle sorunlarımızı diplomasi yoluyla çözelim. Savaşmak, maceracılıktır” diyenlerin hiç de az olmadığı bir dönemde, “Hiçbir devlet, haysiyetimizden daha büyük değildir” kararlılığını varlığının merkezine yerleştirmiş bir millî karargahtır.
 
Yüzüncü yıldönümünü andığımız bu Meclis, İttihatçılara duyduğu nefret ve iktidar hırsı sebebiyle işgal güçleriyle işbirliği yapan bazı fırkacılara karşı, Gazi Mustafa Kemal’in Amasya’da “Ortada İttihatçılık, İtilafçılık yoktur. Memleket meselesi vardır” iradesini rehber edinen bir merkezdir.
 
Millî Mücadelenin merkezi ve karargahı olarak bu mukaddes hamleyi yöneten Birinci Meclisimizin bir diğer önemli hususiyeti de, farklılıklarını muhafaza ederek ortak bir millî hedefe yönelme kabiliyetidir. Şüphe yoktur ki siyasetin ve demokrasinin bir yanı çatışma, diğer yanı uzlaşmadır. Fakat bu farklılıkları, iflah olmaz bir kindarlığa; görüş farklılıklarını kan davasına dönüştürmek, neticesiz kalmaya mahkum olduğu gibi, milleti nifak tuzağına itmek anlamı taşıyacaktır.
 
Yüz yıl önce Millî Mücadele’yi yöneten Birinci Meclis’te, Mehmet Akif ile Cami Baykurt, Diyap Ağa ile Hamdullah Suphi, Hüseyin Avni Ulaş ile Kılıç Ali, Hasan Basri Çantay ile Mahmut Esat Bozkurt, Ali Şükrü Beyle Adnan Adıvar yan yana, omuz omuza istiklâl-i tam yolunda mücadele ediyordu.
 
İsimlerini zikrettiğim zevatın hiçbirisi, yanındakine benzeyerek ve dünya görüşünden yahut telakkilerinden vazgeçerek o Meclis’te değildi. Fakat, Sakarya Muharebeleri esnasında Meclis’in Kayseri’ye taşınması sözkonusu olduğunda Diyap Ağa, “Biz buraya ölmeye geldik ve ben son kurşunuma kadar savaşacağım” derken Mehmed Akif İstiklâl Marşı’nı kaleme alıp “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım” diye millet adına kükrüyordu.
 
Türkiye’nin varlığına, birliğine ve dirliğine kastetmedikçe; şiddeti bir yöntem olarak teşvik edip desteklemedikçe; millî gayelerimize ket vurmadıkça bütün farklılıkların bu çatı altında yer bulması, devlet ve millet olarak zenginliğimizdir. Birinci Meclisi vâreden, Millî Mücadeleyi başarıya ulaştıran ve gücümüzün mayası, işte bu ruhtur.
 
Değerli arkadaşlarım, Aziz milletim,
 
Son aylarda yaşanan ve insanlık için yeni bir tecrübe olan küresel salgın sebebiyle bir çok kimse, artık dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı iddiasındadır. Daha ileri giderek yeni küresel bir tasarımdan söz edenler bile çıkmaktadır.
 
Bu konular zamanla daha iyi tartışılacak, salgının boyutları ve etkileri daha iyi görülecektir. Fakat bu salgın vesilesiyle bir kez daha ve sarahaten ortaya çıkan tablo, bugün dünyada cari olan sistemin sürdürülebilir olmadığıdır. İnsanı, farklılıkları, yoksulları, hesaba katmayan; bazı insanların sadece haklara ve bazılarının da sadece görevlere sahip olduğu bu acımasız ve adaletsiz düzen değişmedikçe, küresel bir barıştan söz edilemez.
 
Bugün, gelişmiş ülkelerin bile karşısında çaresiz kaldığı bu salgın, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ısrarla dile getirilen ‘Dünya beşten büyüktür’ tespitinin ve binlerce yıllık devlet anlayışımızın temel düsturlarından olan ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ prensibinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
 
Fakat hadiseler ne yönde seyrederse seyretsin, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde iddialarından sapmasına yahut vazgeçmesine yol açmayacaktır. İlhamını Millî Mücadele’den ve gücünü aziz milletinden alan Türkiye Cumhuriyeti, hegemon güçlerin kurduğu diplomasi masalarında artık bir sorun başlığı olarak değil, çözüme katkısı aranan bir aktör olarak bulunmaya kararlıdır. Bu kararlılığı yok saymaya veya sınamaya kalkan her kim olursa olsun, hesabının bozulduğunu görmeye mahkumdur.
 
Yüz yıl önce ve tamamen tükendiği varsayılan bir dönemde azim ve kararlılığıyla ayağa kalkan, adeta küllerinden yeniden doğan Türkiye, bugün daha güçlü, daha coşkulu ve daha diridir. Yüz yıl önce, cephedeki askerinin yarasına tentürdiyot bulamadığı için naftalin basan Türkiye, bugün küresel salgın karşısında çaresiz kalan devletlere tıbbî yardımda bulunmaktadır.
 
Dünyanın ne yöne evrileceği hususu uzun uzun tartışılacaktır. Fakat Türkiye, yeni dünya düzeninde söz ve iddia sahibi olacaktır. Bu denli emin olmamızın iki esaslı sebebi vardır; evvela dünya artık bu çarpık ve adaletsiz düzenle daha fazla idare edilemez ve ikinci olarak da Türkiye, büyük ve diri bir hamle olarak insanlığın ufkunda parlamaktadır.
 
Bu vesileyle, Türkiye’nin büyük bir iddia olarak öne çıkmasına öncülük yapan, 15 Temmuz hain darbe girişimi başta olmak üzere bir çok krizde, liderliğiyle milletimizin önünü açan sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlamak üzere selefi vatanperver devlet adamlarımız gibi vatanı ve milleti herşeyin üstünde tutma basiretini gösterdiği için şükranlarımızı arzediyorum.
 
 
Değerli arkadaşlarım, Aziz milletim, Sevgili çocuklar ve gençler,
 
Bugünü anlamlı kılan taraflarından birisi de, milletimiz için hayatî öneme sahip bu günün çocuklara armağan edilmiş olması. 1927’den bu yana bugün, çocuk bayramı olarak kutlanmakta. Türkiye’yi diğer devletlerden üstün kılan taraflardan birisi de, işte bu yaklaşımıdır. Türkiye Cumhuriyeti, 1927’de en önemli millî günlerinden birini çocuklar için bayram ilan etmiş ve çok erken denilebilecek bir tarihte, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştır.
 
Çocuk ve genç, toplumunun geleceği, yarına ilişkin iddiasıdır. Bu yüzden, çocuklarımızı ve gençlerimizi millî ve manevi değerlerimizle donatıp, kendi ayakları üzerinde duran, istiklâl ve hürriyet aşığı, çağın gerektirdiği donanıma ve niteliklere sahip bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Bu bakımdan eğitim kurumlarımıza, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere bütün bakanlıklarımıza ve sivil toplum örgütlerimize büyük vazifeler düşmektedir.
 
Konuşmamın bu noktasında çocuklarımıza ve gençlerimize seslenmek istiyorum.
 
Sevgili çocuklarımız ve gençlerimiz,
 
Geçmişi parlak başarılarla ve insani değerlere saygıyla dolu bir milletin mensubusunuz. Tarihimizi öğrendikçe ve atalarımızı tanıdıkça, daha büyük işler yapmak kudretini kendinizde bulacaksınız. Başka milletleri ve toplumları küçük görerek değil, bütün insanlığın faydasına olacak insani erdemleri ve gayreti taşıdıkça devletimizi büyütecek ve güçlendireceksiniz.
 
Atalarınızın, büyüklerinizin çetin fedakarlıklarla ve bedellerle kazandığı ve sizlere devrettiği vatanı, devleti ve medeniyet değerlerini daha ileri noktalara taşımak sizin elinizdedir.
 
Evet, Türkiye vatanımızdır. Fakat Türkiye aynı zamanda vazifemizdir. Bayrağımıza duyduğumuz hürmet, vatanımıza duyduğumuz bağlılık ve milletimizi daha ileriye taşıma ülküsü, hayatımızı anlamlı ve yolumuzu aydınlık kılan hususiyetlerdir. Bu yolda başarılı olacağınıza inancımız tamdır.
 
Değerli arkadaşlarım, Aziz milletim,
 
23 Nisan 2020, Millî Mücadeleyi yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100’üncü yıldönümü andığımız, gurur, sevinç ve bu Gazi Meclis’e emek verenlere şükran duyma günüdür.
 
Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları olmak üzere, açıldığı günden itibaren TBMM çatısı altında görev yapmış bütün milletvekillerimizi ve devlet adamlarımızı; Büyük Türkiye yolunda şehadete yükselen, gazi olan; son olarak 15 Temmuz’da darbeye direnen bütün vatan evlatlarını rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum.
 
Şanla, şerefle, sıhhat ve selametle, birlik ve beraberlik içinde, Büyük Türkiye yolunda Nice Yüzyıllara!"

NACİ BOSTANCI: "HERKESİ ANILAN SAATTE İSTİKLAL MARŞI SÖYLEMEYE DAVET EDİYORUZ"

Partisi adına Mecliste konuşan AK Parti TBMM Grup Başkanı Mehmet Naci Bostancı da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin nice asırlar millet iradesinin tecelli ettiği yasama kudreti olarak yoluna devam edeceğini belirterek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutladı.

Bostancı, siyasetin rekabet kadar uzlaşma karakterinin de demokrasiler için önemli olduğuna dikkat çekerek, “Uzlaşmasız rekabet demokrasilerin ortak kadere halel getiren karanlık yanlarını açığa çıkartır. Buna karşı dikkatli olmak tüm siyasetlerin en temel görevidir. Demokratik zemini hassasiyetle muhafaza etmek ortaklığımızın sigortasıdır. Her türlü şiddet ve terör demokrasinin en büyük düşmanıdır. Özgürlüğün, fikir namusunun yanında olanların mutlaka en baş görevlerinden birisi demokrasinin üzerindeki terör ve şiddet hayaletine açıkça tavır almaktır” ifadelerini kulandı.

Yüz yıllık Meclis tarihinin 18 yılında AK Parti olarak demokrasiye, cumhuriyete, topluma, her bir insana daha iyi bir hayat, daha iyi bir dünya sunma yolunda çalıştıklarını ve emek verdiklerini kaydeden Bostancı, “Yapılanları takdir için bilmek yetmiyor, aynı zamanda hakkaniyetli olmak gerekiyor. Her adımda ülkemizin tarihi birikimini gözlemlerken aynı zamanda gelecekte üstümüze düşen onurlu görevlerin muhasebesini yaptık. Bir gözümüz geçmişte, diğeri gelecekte oldu. En temel ilkemiz her zaman kusurlarımızı azaltmak, meziyetlerimizi artırmaktır. Elbette dün eleştirildik, yarın da eleştirileceğiz. Ülkemizin toplum çıkarları adına yapılan her eleştirinin başımızın üstünde yeri, mikro çıkarların aracı kılınmış eleştirilerin de aklımızda bir karşılığı ve kıymeti var. Demokrasimiz adına önemli bir hususun altını çizmek isterim. Demokrasiler için en büyük tehlike onun düşmanları değil, gerçek olamayacak kadar naif demokrasi tanımları ve buna temellenmiş hayali eleştirilerdir. Öyle mükemmel demokrasiler öne sürülür ki onlar ancak tabiri caizse göklerde var olurlar ve asla yeryüzüne inmezler. O yüzden rekabet ve eleştirileri siyaset sanatının imkan zemininde yapmak, gerçeklikten asla kopmamak, demokrasimizi hassasiyetle ihtimam göstermenin önemli bir ilkesidir” açıklamasında bulundu.

Bostancı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişten sonra Cumhur İttifakı olarak durduğumuz yer, güçlü bir Meclis olarak yasama faaliyetlerinin ülke meselelerine çözüm istikametinde yürümesi, bunun tüm partilerin katkı ve katılımlarıyla gerçekleştirilmesidir. Yüz yıl önce milletimizin istiklal mücadelesinin kalbi olan Meclis, 15 Temmuz hain darbesinde de bir kez daha direnişin ve darbecilere meydan okumanın asil adresi oldu. Bugün yasama faaliyetlerinin yegane mekanıdır ve kudretini toplumun tüm iradesinin sürece muhafaza ettiği hayati vasfından almaktadır. Önümüzde yeni bir yüzyıl uzanıyor. İletişim ve teknoloji alanındaki muazzam gelişmeler toplumsal ilişkileri ülkelerin yapılarını küresel düzeyde sermayenin ve emeğin akışını radikal bir şekilde dönüştürüyor. Siyasal toplumun imkanları araçları iktidar ve ideoloji ilişkileri yeni anlamlar kazanıyor. Vicdan, hakkaniyet, insanlık gibi değerler yeniden daha güçlü örgütlenmiş çıkar ağlarının karşısında kendini yükseltecek araçlara ve iş birliklerine daha fazla ihtiyaç duyuyor.

Geçmiş asırlarda köleciliğin, esir ticaretinin yükünü taşıyanlar bugün mültecilere karşı aynı mirasın sürdürücüsü olarak tarih sahnesine çıkıyorlar. Aydınlanma ve pozitivizmin modernleşmeye katkılarını iyi biliyoruz fakat sosyal darwinizm, ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, büyük çıkar savaşları gibi tabiat karşısında efendi insan anlayışının istismarcı perspektifinin de ne tür felaketlere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Dünya küçük ve herkesin kaderi geçmiş hiçbir dönemde olmadığı kadar ortak. Tarihin öğreticiliğinde geleceğe yürüyen Türkiye, kendi içindeki anlaşmazlıkları büyük ideallerle uzlaşmaya dönüştürmek kapasitesine sahip bir ülkedir. Meclis’in 100. yılını kutladığımız şu günde kader ortaklığımızı öne çıkartacak bir dil ve yaklaşım dünyanın vicdanı ve aydınlık yüzü olmaya aday ülkemizin geleceğe selamı olacaktır.”

Küresel ölçekteki bir salgın sürecinde bu töreni yaptıklarının altını çizen Bostancı, “Ülkemiz, salgın sonrası dünya için hem içeride hazırlığı ve mücadelesi hem dışarıda küresel dayanışmaya verdiği destekle ön alıyor. İnsanoğlu bu salgını mutlaka yenecektir fakat bu dünyada ancak tabiatla barışık bir şekilde yaşamanın mümkün olduğunu da bu acı dersle birlikte öğrenecektir. 100. yıl dolayısıyla Meclis Başkanı akşam 21.00’de tüm ülkede İstiklal Marşı okuma çağrısında bulunmuştur. Bu güzel ülkemizin istiklali için her alanda güçlü olması gerektiği ilkesi doğrultusunda ona liderlik yapan Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanı doğal olarak bu çağrıyı cevaplayacaktır. AK Parti olarak aynı doğrultuda tam bir katılım göstereceğimizi beyan ederken herkesi anılan saatte İstiklal Marşı söylemeye davet ettiğimizi bildirmek isterim” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

KILIÇDAROĞLU: HEDEFİMİZ, CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRMAK OLMALI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, TBMM'nin açılışının 100. yılı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla toplanan Genel Kurul'da grubu adına konuştu.

Meclis'in açılışının 100. yılı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlayan Kılıçdaroğlu, 101 yıl önce İstanbul'dan başlayan büyük bir yolculuğun, 100. yılına giren Meclis'in temelini oluşturduğunu ifade etti.

Kılıçdaroğlu, bu yolculuğun kahramanı Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul'dan ayrılarak başlattığı bu büyük yolculuğun ilk aşamasının, 24 Nisan 1920 Cuma günü saat 13.45'te TBMM'nin açılışıyla tamamlandığını dile getirdi.

"Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir." sözünün TBMM'nin açılışının tarihsel anlamını ifade ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TBMM, Milli Kurtuluş Savaşı'nı yöneten, çok partili yaşama geçişimize, demokrasiyi bu topraklara getirmemize karar veren, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı, bombalar ve kurşunlar yağarken, milli iradeye sahip çıkan Meclis'tir. TBMM, Türkiye'nin uygar dünyanın bir parçası olduğunu bütün dünyaya duyuran, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin eylemlerine sahip çıkarak hakkı, hukuku ve adaleti savunan Meclis'tir. TBMM bu bağlamda dünyanın tüm mazlum milletlerine örnek olan Meclis'tir."

Türkiye'nin bugün sorunları bulunduğuna ve TBMM'ye, açılışının 100. yılında önemli görevler düştüğüne işaret eden Kılıçdaroğlu, "Sorunların kaynağının büyük ölçüde TBMM'yi etkisizleştiren darbeciler, onların uygulamaya koydukları darbe yasaları ve bu yasaların sonucu olarak ortaya çıkan darbe hukuku olduğunu" belirtti.

Kılıçdaroğlu, "Yaşadığımız sorunları sağduyuyla, akılla, mantıkla, bilgiyle, birikimle, birlikte, önyargılarımızdan arınarak aşmamız gerekiyor. Ölçümüz, vatanımızın ve milletimizin çıkarlarını esas almak olmalı. Hedefimiz, Cumhuriyet'i demokrasiyle taçlandırmak olmalı. TBMM, ikinci yüzyıla adım atarken, gelin bu anlayışla sorunları çözmeye çalışalım." diye konuştu.

16 MADDELİK ÇAĞRI

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasında, 16 maddeden oluşan "çağrı" olarak nitelendirdiği şu maddeleri sıraladı:

"- Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla yeni bir demokratik anayasa yapmalıyız. Bu anayasanın temeli, 'kuvvetler ayrılığı' ilkesine dayanmalı, demokrasilerde olması gereken 'denge/denetim' esası sağlanmalıdır.

- Yeni anayasanın omurgasını 'Cumhuriyet'in demokrasiyle taçlandırılması' olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü bir demokratik parlamenter sistem oluşturmalıdır. Unutulmamalıdır ki demokrasiyle taçlandırılmış cumhuriyetimizde, fikir, düşünce ve inanç özgürlüğü ile medya ve sendikalaşma dahil örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engeller de kaldırılmış olacaktır.

- Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve hukuk devletinin en önemli ayaklarından biri olan yargı kurumunun bağımsızlığı, kesin olarak sağlanmalıdır. Adalete erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

- Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yasamadır. TBMM'de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir. Ayrıca, siyasetçi ile vatandaş arasındaki güveni güçlendirmek için yeni bir 'Siyasi Ahlak Yasası'na ihtiyaç vardır.

- Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yürütmedir. Yürütme, tüm icraatıyla mutlak denetime ve hesap verebilirliğe açık olmalıdır. TBMM adına görev yapan Sayıştay, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını denetlemelidir. TBMM'de kurulacak Kesin Hesap Komisyonu'nun başkanlığı da muhalefet partilerine verilmelidir.

- Yerel yönetimler, rant ilişkilerini düzenleyici kurumlar olmaktan çıkarılmalı, refah devletinin asli unsurları haline getirilmelidir. İyi tanımlanmış bir iş birliği ve iş bölümü çerçevesinde yerel yönetimlerin işlevleri arttırılmalıdır.

- Kamu istihdamında nepotizmden (akraba veya adam kayırma) uzak, liyakate dayalı, bir personel politikasına ivedilikle geçilmelidir.

- Liyakate dayalı istihdam politikaları kapsamında özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte 'sıfır' istihdam açığı hedeflenmelidir. Çocuklarımızın geleceği, vatandaşlarımızın sağlığı, engellilerimizin ve yaşlılarımızın bakımı, ülkemizin iç ve dış güvenliği tartışmasız milli bir anlayışla oluşturulmadır.

- Vatandaşlarımıza asgari bir gelir güvencesi sağlanmalı, bu bağlamda 'Aile Yardımları Sigortası Kanunu' ivedilikle çıkarılmalıdır. Türkiye, Aile Yardımları Sigortasını çıkaracağını 1971 yılında Parlamento'nun onayladığı bir yasayla topluma açıklamıştır. 1971, 2020, takdirlerinize sunuyorum.

- Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir Kamu İhale Sistemi'ne geçilmelidir.

- Vergi politikası, üretimi ve istihdamı özendirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Ücretliler üzerindeki vergi yükü makul düzeylere çekilmelidir.

- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre her üç çalışandan biri kayıt dışıdır. Kayıt dışı istihdamla, toplumsal destek sağlanarak mücadele edilmelidir. Bu mücadelede en etkili yolun sendikalaşma olduğu artık bilinmelidir.

- Türkiye, yeni bir planlama anlayışı çerçevesinde, katma değeri yüksek ürün üretme hedefine kilitlenmelidir. Bu ilke bağlamında tüm üretim politikaları, diğer üretim biçimleriyle birlikte tümüyle ekolojik olmalıdır.

- Sağlık hizmetlerine ön koşulsuz erişim bir haktır ve ücretsiz olmalıdır. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri bu doğrultuda planlanmalıdır.

- Planlamada tarım, temel stratejik sektörlerden biri olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda gıdaya sağlıklı koşullarla erişim hakkına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

- Eğitim, Türkiye'nin kalkınma stratejisinin en önemli, en temel parçası olarak yeniden ve paydaşlarıyla birlikte planlanmalıdır. Eğitim politikalarının tek hedefi 'fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür' nesiller yetiştirmek olmalıdır. Üniversitelerimizde, her türlü fikir, düşünce özgürce tartışılmalı; her türlü bilimsel çalışma özgürce yürütülmelidir."

"SİYASET BÜYÜK ÖLÇÜDE DÜŞÜNCE ÜRETEN BİR ALANA DÖNÜŞECEK"

Kemal Kılıçdaroğlu, sıraladığı 16 husus özgür iradeyle ve birlikte hayata geçirildiğinde siyasetin, kısır bir çekişme alanı olmaktan çıkıp büyük ölçüde sorunları çözme konusunda düşünce üreten bir alana dönüşeceğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Kovid-19 salgını dolayısıyla siyasetçiler, bilim insanları, sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşların yetkilileri diyorlar ki 'Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.' O zaman en azından şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: 'Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa gelecek nasıl olacak?'

Bu konuşma biraz da bu sorunun yanıtını oluşturuyor. Cumhuriyetimizi gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırırsak, emin olun yine tüm mazlum milletlere örnek olacağız. Bunları yaptığımızda çocuklarımıza demokratik standartları yüksek, yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Sadece çocuklarımız için değil, TBMM'nin tarihine ve tarihin kendisine yüklediği sorumluluğun da gereğini yerine getirmiş olacağız."

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere TBMM'nin açılışına yetişen 115 milletvekili ile sonrasında çalışmalara katılan milletvekillerini saygıyla andı.

Kovid-19 salgınında hayatını kaybeden vatandaşlara, terörle mücadelede şehit düşen güvenlik güçlerine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır dileklerini ileten Kılıçdaroğlu, gaziler ile sağlık çalışanlarına da şükranlarını sundu.

 

MHP'Lİ YALÇIN: MİLLİ MECLİSİN HAMURU, MAYASI MİLLETTENDİR

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da, özel oturumda yaptığı konuşmada tarihte hem bağımsızlık uğrunda savaş yapan hem de bunu milli iradeye ve meşruiyete dayandıran başka bir parlamento örneği olmadığını belirterek, "Bu yönüyle Birinci TBMM fevkalade ve emsalsizdir. Bir ihtilal Meclisidir. İstila, zulüm ve esarete başkaldıran yegane savaş parlamentosudur. Bütün direniş grupları, bütün Kuva-yı Milliye teşkilatları, TBMM çatısı altında toplanmış ve milli irade somutlaşıp perçinlenmiştir. Bu büyük tarihi gelişme, o güne kadar atılan adımların ve verilen mücadelenin meşruiyetini bütün dünyaya ispat imkanı sağlamıştır. Birinci TBMM, ezilen ve sömürülen milletlerin umut ışığı, ilham kaynağı olmuştur. Zalimlerin ye’si, mazlumların sesi olmuştur" dedi.

Birinci Meclisin imkansızlıklar içinde kurulduğunu kaydeden Yalçın, "İki çorabından birini; ekmeğinin, aşının yarısını ama bütün ruhunu ve varlık azmini paylaşan yüce gönüllü bir milletin eseridir. 23 Nisan 1920 günü millet temsilcilerinin toplandığı salonda bulunan kürsü, Ankaralı bir marangozun Meclise hediyesidir. Milletvekillerinin oturacağı sıralar Ankara Muallim Mektebinden, iki petrol lambasıyla sac sobalar kahvehanelerden temin edilmiştir. Büro eşya ve malzemeleri de resmi dairelerden getirilmiştir. Ankara’nın ve ülkenin mahrumiyetlerini yüksünmeden paylaşan milletvekilleri de, maaşlarının bir kısmını Milli Mücadele için harcanmak üzere Meclis hükümetine bağışlamıştır.Birinci Meclis bir milli mutabakat parlamentosudur. Her ne kadar Mecliste birinci ve ikinci gruplar arasında şiddetli tartışmalar yaşansa da hiçbiri vatan sevgilerinden ve samimiyetlerinden taviz vermemiştir. Söz konusu vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı olunca bütün farklılıklar, değişik inanç ve düşünceler bir kenara bırakılmış; yürekler ortak vurmuştur" diye konuştu.

"Milli Meclisin hamuru, mayası millettendir" diyen Yalçın şunları söyledi:

"Anahtarı imandan, kilidi vahdettendir. Birinci TBMM bir kararlılık ve milli ant meclisidir. Orada edilen yeminlerden asla dönülmemiştir. Top sesleri Polatlı’dan duyulurken ve Ankara bir ara tehdit altına girmişken, milletin temsilcileri katiyen kenti terk etmemişlerdir. TBMM’nin kuruluş muştusu, 23 Nisan 1920’de cihana duyurulunca adeta milletimizin asırlık acıları dinmiştir. Millet Meclisinin açılışıyla ufukta parlamaya başlayan bağımsızlık ışığı Ankara üzerine aksetmiştir. 20. yüzyılı kucaklayan yeni bir Türk devletinin doğum sancıları Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlamıştır. Birinci Meclis, Anadolu’nun tapusuna sahip çıkış, Türklüğün sonsuzluk kapısından giriş hamlesidir."

 

'YÜCE MECLİS, İMKANSIZLIKLAR İÇİNDE KURULDU'

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan da, özel oturumda konuştu. Meclis'in 100 yıl önceki kuruluş hikayesini anlatan Türkkan, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde milletimiz o zor şartlar altında milli iradeyi baş tacı yapmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kudreti, çatısı altında tek yürek olmuştur. Yüce Meclis'imiz, düşmanın dört bir yanını işgal ettiği bir dönemde imkansızlıklar içinde kurulmuş bir parlamentodur" dedi.

"EN GÜÇLÜ MECLİS'İN YIL DÖNÜMÜNÜ EN ZAYIF MECLİS'TE KUTLUYORUZ"

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da, yaptığı konuşmada, yıl dönümlerinin bir anlamı olduğunu, elbette geçmişteki şanlı sayfaları bugün kutlamak için önemli bir vesile sunduklarını ancak bundan fazlasını da hak ettiklerini, bunun da etraflı bir tefekkür ile kapsamlı bir muhasebe olduğunu söyledi.

1921 Anayasası'nın temel dayanaklarını anlatan Sancar, 100 yıl sonra dönüp baktıklarında bugün maalesef Birinci Meclis'in özelliklerinden çok uzak bir Meclis ile karşı karşıya olduklarını ileri sürdü.

Sancar, şunları kaydetti:

"Eğer, 'bu 100 yıl içinde en güçlü ve en zayıf meclisler hangileridir?' diye bir soru sorulacak olursa en güçlü Meclis'in yıl dönümünü en zayıf Meclis'te kutluyoruz. Bunun bize bir şeyler söylüyor olması lazım. 'Yerel yönetimlerin en güçlü olduğu dönem ile en zayıf olduğu dönem hangisidir' diye sorulsa benim cevabım açık. Yerel yönetimlerin en güçlü olduğu dönemin 100. yılında yerel yönetimleri neredeyse fiilen lağvetmeye yönelik bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu kabul edilemez. Ne kayyum uygulaması ne de CHP'li belediyelerin krizi yönetmek için sarf ettikleri çabaların engellenmesi kabul edilebilir.

Eğer bu insanlığı tehdit eden ama herkesi eşit vurmayan salgınla gerçek anlamda mücadele etmek istiyorsak halkın rızasına ihtiyacımız var. Halkın rızasını üretebilmemiz için halkın iradesine saygı göstermemiz lazım. Halk sağlığı, halk iradesinden ayrı düşünülemez. Halk iradesine saygı olmadan halk sağlığını koruyamazsınız."