Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Afrin operasyonu sahada fiilen başladı" açıklamasının ardından Türk savaş uçakları Afrin'deki hedefleri vurmaya başladı. TSK, harekatın adını "Zeytin Dalı" olarak duyurdu.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden yapılan açıklamada Afrin'e yönelik 'Zeytin Dalı' harekatının 17.00'da başladığı belirtildi. Açıklamada, "Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere 'Zeytin Dalı Harekatı' başlatılmıştır." ifadeleri kullanıldı.

TSK, bölgedeki PYD/PKK hedeflerinin yanı sıra DEAŞ'a ait hedeflerin de vurulduğunu, PYD/PKK'nın sivilleri canlı kalkan olarak olarak kullandığını duyurdu. Açıklamada örgütün teröristleri, sivillermiş gibi gösterdiği bilgisi verildi. TSK, bölgedeki 113 PYD hedefinden 108'inin vurulduğunu, ölen ve yaralananların tamamının PYD'li olduğunu duyurdu. Harekata katılan 72 uçak üslerine geri döndü.

Bölgedeki olası göçler için Kızılay Azez'de çadır kent kurmaya başladı.

ÇETİNER ÇETİN SINIR HATTINDAN BİLDİRİYOR “Zeytin Dalı Harekâtı” adı verilen operasyon, dün 11.30 itibarıyla başladı. TSK, Türkiye - Afrin sınır hattında 7 askeri üsse konuşlandı. 12 noktadan Afrin’e girmeyi planlayan TSK’nın, Azez-Kilis ve Hatay hattında sabit ve hareketli 149 hedefi vuracağı belirtildi. Sahadan gelen ilk bilgiler, Azez ve Kilis hattındaki YPG’lilerin sınır takip üssü olarak kullandığı 4 hedefin vurulduğu oldu. Akşam saatlerinde ise ÖSO birliklerinin Afrin’e karadan girdiği, saat 17.00 sıralarında da Türk jetlerinin Afrin’deki PKK/PYD mevzilerini sınırdan bombaladığı görüldü. TSK, gecenin ilerleyen saatlerinde yaptığı açıklamada, 113 hedeften 108’inin imha edildiğini duyurdu. Harekâtı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ise Genelkurmay Başkanlığı’ndan anbean takip etti. Azez-Cerablus hattından 2 bin ÖSO gücü de Afrin’e takviye olarak gönderildi. TSK’nın en zorlu parkur olarak gördüğü hattın Hatay-Hassa hattı olacağı kaydediliyor. Zira Afrin’in Kürt Dağı diye tabir edilen bölgesinin fiziki koşulları itibarıyla zorlu bir bölge olması nedeniyle bölgede koşullar tam anlamı ile sağlandıktan sonra TSK’nın harekete geçeceği tahmin ediliyor. Askerin Kürt Dağı ve Afrin’in 15 kilometrelik bölümünü geçtikten sonra 5 noktada üsleneceği belirtiliyor. Bölgede özellikle terör örgütü PKK’nın Kandil’den getirdiği teröristlerin de olduğu kaydediliyor. 13 Ekim’den bu yana Hatay, Kilis ve Azez hattında hazırlıklarını sürdüren TSK, en özel birliklerini bölgeye kaydırdı. Afrin operasyonun ilk aşamasında Özel Kuvvetler, komandolar ve özel nitelikli askerlerden oluşan 6 bin 400 asker aktif katkı sunacak. 1200 asker ise operasyona katılan askerlere cephe gerisinden lojistik destek verecek. Operasyonun ikinci aşamasında ise asker sayının 10 binin üzerine çıkması bekleniyor. Bölgede askerin koordinasyonu ise kurulan 7 koordinasyon merkezi ve 1 komuta merkezi ile sağlanacak. İlçenin 3 tarafı kuşatıldığı için teröristlerin rejim kontrolündeki güneydoğu istikametinden kaçabileceğine dikkat çekiliyor.

BM SÖZLEŞMESİNİN 51. MADDESİ ÇERÇEVESİNDE...

TSK'dan,  'Zeytin Dalı' harekatıyla ilgili yapılan açıklamada, "Harekat, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BM Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye yönelik kararları ve BM sözleşmesinin 51'inci maddesinde yer alan 'meşru müdafaa hakkı' çerçevesinde, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmektedir." denildi

Hatay'ın Reyhanlı ve Kırıkhan ilçeleri arasında sınır hattında uçak sesleri duyuluyor. Sınır hattını geçen Türk savaş uçakları Afrin'de terör örgütü PYD/PKK hedeflerini vurmaya başladı.

GÖZLEM NOKTALARI BOMBALANDI

İdlib'deki AA muhabirlerinin aktardığı son dakika gelişmesine göre, Türk savaş uçakları, Afrin'in Türkiye sınırı hattındaki Cinderis beldesine bağlı Celeme, Himdiye, Haclar, Freriye ve Tel Sellür köylerindeki PYD/PKK'ya ait gözlem noktaları ve hedeflerini bombaladı.

"EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILIRLAR"

Başbakan Binali Yıldırım, "Şu an itibariyle kahraman silahlı kuvvetlerimiz bir süreden beri milletimizin bölgedeki vatandaşlarımızın başını ağrıtan Afrin'de yaşayan Arap, Kürt, Türkmenlere zulüm eden PKK, PYD, YPG ve DEAŞ  unsurlarını, teröristlerini yok etmek için havadan harekata başlamıştır. Allah mehmetçiğin, kahraman askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun. Türkiye dostluklarına önem veren bir ülkedir. Ancak Türkiye'ye karşı husumet içinde olanlar birliğimizi beraberliğimizi bozmaya çalışanlar da en ağır şekilde cezalandırılırlar. Bunu bütün dünya bilmelidir. Kimseye düşmanlığımız yok" diye konuştu. 

BAŞBAKAN YILDIRIM KILIÇDAROĞLU'NU ARAYARAK HAREKATA İLİŞKİN BİLGİ VERDİ

Başbakan Yıldırım, Almanya'da bulunan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nu telefonla arayarak Afrin'deki Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin bilgi verdi.

Özgür Suriye Ordusuna bağlı birliklerin bir kısmı, terör örgütü PYD/PKK'nın Afrin'de işgal ettiği alanlara girmeye başladı.

BOZDAĞ: HAREKAT SAYGI İLE BAŞLAMIŞTIR

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ: "(Zeytin Dalı Harekatı) Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve siyasi birliğine saygı ile bu harekatı başlatmıştır. Harekat süresince de bu temel ilkelere riayet edecek ve harekatın hedeflerine başarıyla ulaşmasını müteakip bölgeden ayrılacaktır. Türkiyenin başlattığı bu harekat, Suriye devletine, Suriye halkına, Suriyenin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve siyasi birliğine, bölgede yaşayan Türkmen, Kürt ve Arap kardeşlerimize karşı bir harekat değil, DEAŞ, PKK, PYD ve YPG terör örgütlerine karışı başlatılmış bir harekattır."

"Harekatın planlanmasında ve icrasındaki tek hedef, terör örgütleri ve teröristler ile bunlara ait sığınak, barınak, mevzi, silah, araç ve gereçlerdir. Siviller asla hedef değildir. Siviller zarar görmesin diye her tür planlama yapılmış ve gerekli her tedbir alınmıştır."

İNCİRLİK'TE TÜRK F-16'LAR HAZIR BEKLİYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 'Zeytin Dalı Harekatı'na havadan bombardıman yaparak başlamasının ardından gözlerin çevrildiği Adana'nın Sarıçam İlçesi'ndeki İncirlik Hava Üssü'nde, 2 Türk F-16 savaş uçağının pist başına geldiği görüldü. DHA'nın haberine göre pist başında bekleyen savaş uçaklarının operasyona katılması bekleniyor.

İNCİRLİK'E 4 TÜRK F-16 İNDİ

Adana'nın Sarıçam İlçesi'ndeki İncirlik Hava Üssü'nde 2 Türk F-16 savaş uçağının pist başında beklemeyi sürdürürken, saat 18.10 sıralarında 4 adet F-16 ardı ardına İncirlik Üssü'ne iniş yaptı. Bu uçakların operasyona fiilen katılıp katılmadığı ise henüz anlaşılamadı.
Öte yandan savaş uçaklarının Afrin'deki bir TV vericisini vurduğu ileri sürüldü.

ÖMER ÇELİK: TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI GEREKEN EN MEŞRU CEVABI VERİYORUZ

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Afrin'e Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin "Uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız çerçevesinde tüm terör örgütlerine karşı gereken en meşru cevabı veriyoruz." ifadesini kullandı.

Çelik, Twitter hesabından Zeytin Dalı Harekatı hakkında, "Başkomutanın emriyle Zeytin Dalı Harekatı başladı. Allah muvaffak etsin." ifadesini kullandı.

Bakan Çelik, "Türkiye bir kere daha ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın güvenliği için terörle mücadele konusunda en kararlı ülke olduğunu göstermiştir. Terör örgütlerine tabela değiştirterek bölgeyi daha karmaşık hale getiren siyasetlerin, terörün güçlenmesine yol açtığı görüldü. Türkiye şu anda teröre karşı en meşru pozisyonda durmaktadır." ifadelerini kullandı. 

Gazete Habertürk yazarları harekatı yazdı

Fatih Altaylı 

Afrin’de ABD taktiği

AFRİN harekâtı sonunda başladı.

Şaşırtıcı değil.

Beklenmeyen bir durum değil.

İki nedenle.

Türkiye’nin çıkarları böyle gerektirdiği için, güçlü liderler güç göstermeyi sevdiği için.

Ancak hakkını da vermek lazım, şimdilik çok akılcı bir şekilde ilerliyor “Afrin harekâtı”.

Türkiye kendi topraklarından toplarla ve yine kendi topraklarından havalanan jetlerle vuruyor Afrin’i.

Kara harekâtı ise Özgür Suriye Ordusu tarafından yapılıyor.

Yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kara gücü, komşu bir ülkenin topraklarına fiilen girmiş değil, fiilen çatışmaların içinde bulunmuyor.

Nasıl ki ABD bölgede elini ateşe sokmuyor ve maşa kullanıyorsa, Türkiye de kendi enstrümanlarını kullanıyor.

Bu doğru bir harekât modelidir.

Bundan sonra olabilecek muhtemel gelişmelere karşı alınmış akılcı bir önlemdir.

Bölgesel bir gücün uygulaması gereken yöntemdir.

Dünkü yazımda da uyardığım gibi, eğer bu harekâtın kara bölümünün içinde fiilen Türk askeri, Türk ordusu, dolayısıyla Türkiye doğrudan yer alsaydı, sonrasındaki gelişmeler Türkiye açısından “riskli” olabilirdi.

Ancak bu yöntemle risk minimize edilmiş, Türkiye elinin kaynayan kazanın ya da yanan ateşin içine sokmadan gerekeni yapma iradesini göstermiş oluyor.

Afrin’de ABD desteğini arkasında fazlaca bulamayacak olan PKK’lıların direnme gücü çok fazla olmayacaktır.

Ancak bir sonraki adım olacağı söylenen Münbiç’te işler biraz daha karışık.

Orada ABD destekli PKK karşısında ÖSO’nun ne yapacağı oldukça tartışmalı bir konu.

Yine de sadece Afrin’de elde edilecek bir başarı ve PKK’nın oradan sökülüp atılması bile önemli bir adım olacak.

Ama ortada yine “taş gibi” bir sorun var.

Afrin’i PKK’dan sonra kim yönetecek?

Eğer Suriye merkezi yönetimi, yani Esad burada hâkim olmazsa sorun bitmeyecek gibi duruyor.

Tam aksine Afrin sürekli bir savaşın meydanı, patlamayan bir çıbanbaşı olarak yanıbaşımızda hep duracak gibi görünüyor.

Muharrem Sarıkaya 

İki ülke dört operasyon

ABD ve Rusya dahil hiçbir ülke 2 farklı ülkede aynı anda 4 operasyon yapmadı; Türkiye hariç.

Türkiye’nin dün Afrin bölgesinde başlattığı “Zeytin Dalı Harekâtı”nın en önemli tarafı, böyle bir kabiliyeti de sergiliyor olması...

Birbiriyle bağlantılı şekilde Irak’ın kuzeyinde devam eden operasyona daha önce Suriye sahasında Fırat Kalkanı ve İdlib eklenmişti, dün itibarıyla buna Afrin’e yönelik Zeytin Dalı da eklendi.

Üstelik bu operasyonlar 15 Temmuz darbe girişimiyle büyük yara aldığı iddia edilen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından müttefiklerinden herhangi bir destek görmeden tek başına yapılıyor.

Hem de bu coğrafyada hiç görülmedik bir ilki gerçekleştirip 72 uçakla 108 hedefi kısa sürede vurarak...

Bu da TSK’nın operasyonel bir ordu olmasının yanında, ne denli proaktif olduğunu da kanıtlamaya yeter.

Daha ilerisi, iki süper gücün yapamadığı 2 ülkede 4 operasyonu, onlara rağmen kendi kararıyla gerçekleştirdi.

TSK’NIN GÜCÜ

Türkiye, bütün bunları da süper bir gücün biçtiği rolleri oynayan değil, bizzat kendi koyduğu oyunu sahneleyen tarzla yaptı ve 3 konuda da sonucunu aldı.

İlki Kuzey Irak bağımsızlık referandumuydu; karşı çıktı, eşzamanlı bölgedeki PKK güçlerine de operasyon yaptı.

Ardından İsrail’in Kudüs’ü başkent yapma çabasına ve ABD’nin bu kapsamda büyükelçiliğini taşımasına karşı durdu.

Sonucunu da BM nezdinde güçlü bir destekle aldı...

Bir diğeri de aslında Afrin’in zemini niteliğindeydi; bugün olduğu gibi ABD, Rusya ve Batılı tüm ülkeler karşı çıkmasına karşın Fırat Kalkanı Harekâtı’nı yaptı; El Bab’a kadar gitti...

Bunu yaparken Astana sürecini başlattı; Cenevre’de onlarca kez denendiği için olacağına ihtimal dahi verilmeyen ateşkesi sağladı.

Bugün de “Yapacağım” diye ilan ederek, hem de günler öncesinden göstere göstere, tüm tehditlere kulak asmadan Zeytin Dalı Herekâtı’nı yapıyor.

Bundan sonrası için de Münbiç adresini vermiş bulunuyor.

ÖNLEYİCİ SAVAŞ

Şu rahatlıkla söylenebilir ki Türkiye 1990’lı yıllardaki ABD gibi davranıyor.

Müttefikleri kendi iç meselelerine gömüldüğü bir sırada Bush doktrininde olduğu gibi “önleyici savaş”la (preemption)” proaktif hareket ediyor.

ABD nasıl ki 1990 yılı sonunda bunun karşılığını aldı, Avrupa’yı gerisine taktıysa, Türkiye açısından da eğer iyi kotarılırsa benzer bir süreç açılabilir.

Önündeki en büyük tehlike ise “savaşın sisi” denilen sürtünmelerdir.

Bir de savaşın özündeki kabalığın istemeden yaratacağı sivil kayıp sorunu...

Üstelik bölgenin jeopolitik yapısı da buna fazlasıyla müsait...

DEAŞ’a karşı gerçekleşen Fırat Kalkanı’ndan Zeytin Dalı’nı ayıran en büyük özellik de bu olsa gerek.

Öyle anlaşılıyor ki harekât, mücadelenin sadece teröre karşı olduğunu sergilemek ve sivil unsurlara dikkat edileceğini göstermek için barışın simgesi “zeytin dalı”nın adını almış...

Türkiye’nin hedefi de belli; terör örgütü olarak ilan ettiği PYD’nin kantonlar arası geçişlerini tamamen kesmek...

Afrin’den Türkiye’ye terör girişini sonlandırmak...

Bir de Fırat Kalkanı ile İdlib’de oluşturduğu gözlem noktaları arasında Türkiye’nin desteğindeki güçlerin geçişini Tel Rifat dilini kopararak sağlamak...

Moskova’dan gelen haberlere bakılırsa sonuncusu zor ama diğerleri dün akşam itibarıyla gerçekleşti.

Münbiç’i de kolaylaştırdı...

Nihal B. Karaca

Afrin’e harekât

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, “Afrin harekâtı fiilen başlamıştır” diyor. İlk haberler Özgür Suriye Ordusu’na bağlı 1800 kişilik grubun Kilis hattından bu harekâtı başlattığı yönündeydi. Hatay sınırı da bu harekâtta önemli bir karşılaşma alanı olacak ve bu satırlar yazılırken akşam saatlerinde TSK’nın 16 noktadan içeri gireceği konuşuluyordu.

Türkiye’nin Afrin’e düzenlediği harekâtın sınırlarını şimdiden kestirmek zor. Merkeze kadar inecek mi, dar bir hatla mı sınırlı kalacak? Her ne olursa olsun, bu harekât ya da operasyon, defalarca ilan ettiği; sınırlarında kurulmuş bir PKK devletini istememesiyle yüzde 100 tutarlı. Dahası mesele, Suriye’yi Suriyeliler için yaşanabilir kılma hedefiyle de ilintili.

Bu noktada Suriye sınırındaki PKK-PYD tahakkümü ile Irak Kürdistan’ındaki durumu ayırt etmek önemli.

Bugün IKBY dediğimiz Irak Kürdistan’ında Kürtler çoğunluk. YPG-PKK’nın vaktiyle İran’ın desteği, Esad’ın göz yumması, daha sonra ABD’nin aktif yardımlarıyla kurduğu kantonları bir koridor devletine dönüştürmek istediği Suriye’de ise PYD yandaşları çoğunluk filan değildi, ite kaka, demografi oyunlarıyla bir noktaya getirildi, ama hâlâ çoğunluk değil.

Orada bir YPG-PKK devleti demek, aynı zamanda burnumuzun dibinde bitmeyen bir Arap-Kürt savaşı demek. Türkiye’nin bunları tek tek değerlendirdiği, ABD’ye anlattığı, DEAŞ’la mücadele için önemli saydıkları YPG ile olan işbirliğinin sonuçları hakkında uyarmaya çalıştığı da sır değil.

Buna rağmen olanlar ortada. TIR’lar dolusu yardım gönderildi YPGPKK’ya. Önce DEAŞ’a karşı kullandılar, yakın gelecekte İran’a, belki Türkiye’ye karşı kullanacaklar.

Söz konusu tablo, Türkiye gibi bir ülkenin hazmedip sineye çekeceği bir durum değil. Açıkçası Afrin’e operasyon Türkiye için büyük bir iş de değil.

TSK’nın rahatlıkla halledeceği bir iş. Lakin bugüne kadar Rusya’dan hava desteği almanın şart olduğu konuşuluyordu, hatta bu nedenle operasyon birkaç kez ertelenmişti.

Daha üç gün önce Rusya’nın Afrin harekâtına yeşil ışık yakmadığı yazılıp çizildi. Ruslar İdlib konusunda Türkiye’yi “vaat ettiği rolü icra etmeye” çağırıp duruyordu ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus askerlerin Afrin’den çekildiklerine yönelik haberleri yalanladığında tarihler 19 Ocak’ı gösteriyordu. Ertesi gün Türkiye harekât başlattı.

Kimileri, “Rusya’nın Afrin’e onayı var, ama bu; İdlib meselesinde muhalifleri kızdıracak, rejimi ve Rusya’yı memnun edecek bir taviz vermiş olduğumuzu da gösterir” diyor.

Kimileri “Rusya’nın onayı yok; açıkçası Afrin’e kara harekâtı hava desteği olmadan da başarılacak bir şey, fakat şimdi hem ABD’yi hem Rusya’yı karşımıza alıyormuşuz gibi bir durum var” diyor.

Sanırım olan şu: Türkiye ne zaman sınırlarının güvenliği için yapılması gerekeni ileri sürse, muhatabı olan taraflar ipe un serdi, yokuşa sürdü.

Rusya da ABD de, Erdoğan’ın blöf yaptığını düşündü. Erdoğan ise milli güvenliğin oyunun ya da blöfün konusu olmayacağını göstermek için sahaya iniyor, tarafları kartları yeniden dağıtmaya zorluyor.

Serdar Turgut 

Barışı kazanmak (ABD’de olanlar)

TÜRKİYE’nin “savaş tehdidini’ başarılı bir diplomasi aracı olarak global düzeyde kullandığı geçtiğimiz günlerde, sert açıklamaların hedefinde olan Amerika’da aslında nelerin yaşandığını anlamamız ve gerçek bilgiye dayanan pozisyonlar almamız gerekiyor.

Suriye konusunda birbirleriyle sürekli temas halinde olan Washington ve Moskova, bölgede geleceğin nasıl kurulacağının konuşulacağı bu haftaya çok önem veriyorlar. Bu yüzden hem Washington hem de Moskova, Türkiye’nin son günlerdeki yaklaşımını “Bölgede düzeni nasıl sağlarız?” sorunsalı çerçevesinde ele almaya ve krizi yönetmeye çalıştılar.

Bu yaklaşım Washington’da özellikle bölgede gerginliğin hızla tırmandığı cuma günü belirgindi. O gün askeri hareketlenmelere kilitlenmiş olan Türkiye’nin gözden kaçırmaması gereken iki önemli gelişme oldu Washington’da.

1- ABD Dışişleri Bakanlığı, burada kayıtlı çok sayıda gazeteciye ulaşmak için telekonferanslı bir basın toplantısı düzenledi. Önceden bize konulan şart, katılan yetkilinin adını vermeden anlatılanları “Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilisi” şeklinde vermemizdi.

Her konuda soru sorulabilecekti, ama esas konu Suriye’ydi. Tahmin edeceğiniz gibi bolca Türkiye de konuşuldu. Çünkü hem Amerikan hem de yabancı medya temsilcilerinin esas merak ettiği Türkiye ve politikalarıydı.

Ben ilk önce bu toplantı hakkındaki genel izlenimlerimi anlatayım, sonra konuları da açacağım. Bir süredir Suriye ve Türkiye söz konusu olduğunda burada çeşitli birimlerden yetkililer sert laflar ediyorlardı. Bu defa tavırda belirgin bir değişim, bir yumuşama gayreti gördüm. Yazının girişinde “savaş tehdidini başarılı bir diplomasi aracı olarak kullandığımızı” söylemem işte bu nedenledir.

Bu toplantıda Amerikan yönetiminin, Türkiye’nin kaygılarına duyarlı olduğunu aktarma çabası belirgindi.

‘SINIR ORDUSU’

Gazetecilerin soruları üzerine kurulacağı söylenen 30 bin kişilik sınır güvenliği ordusu meselesi de konuşuldu gayet tabii ki. Yönetimi temsilen toplantıda konuşan yetkili, bu konunun Türkiye’de yanlış anlamalara yol açtığını, kurulması düşünülenin asla bir ordu olmadığını, sadece bölgenin ileride iç güvenliğini sağlayacak bir birim oluşturulduğunu anlattı.

Amerika için asıl hedefin, bölgede istikrarın, düzenin sağlanması olduğu, eğer bu başarılırsa bunun en çok da Türkiye’ye yararının olacağı vurgulandı. Oluşturulacak bu iç güvenlik biriminin Türkiye’ye karşı bir oluşum olarak düşünülmediği ifade edildi. Açıkça belirtilmese de bu açıklamalarda, Türkiye’nin gerginliği sürekli tırmandırmayı başarılı bir diplomasi aracı olarak kullanmasının etkisinin de olduğuna eminim ben.

2- Yine cuma günü Amerikan Savunma Bakanlığı, yeni “ulusal savunma stratejisi”ni resmen açıkladı. Bir süre önce de Başkan Trump, ABD’nin yeni “ulusal güvenlik stratejisi”ni açıklamıştı. Yeni ulusal güvenlik stratejisiyle uyumlu olması gereken yeni ulusal savunma stratejisi Savunma Bakanı Mattis tarafından anlatıldı. Stratejide 4 ülkenin adı açıkça veriliyor. Rusya ve Çin, ABD’nin öncelikle güç rekabeti içinde mücadele edeceği global güç merkezleri, Kuzey Kore ve İran ise haydut devlet kapsamında değerlendiriliyor. Bence strateji metninde Türkiye’nin altını çizmesi gereken unsurlar şöyle:

a- Amerika, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve kendi liderliğinde işletilen global düzenin bozulmasına izin vermek istemiyor.

b- Bu bağlamda Amerika’nın bu düzeni ve temelindeki demokrasi anlayışını zedeleyen otoriter yaklaşımlar sergileyen ülkelere karşı sert tavırlar alacağı da vurgulanıyor.

c- Önümüzdeki dönemde ABD’nin var olan müttefikliklerinin yanı sıra global güç rekabeti ve kendi ulusal güvenlik çıkarları bağlamında yeni ittifaklar da kurabileceği vurgulanıyor.

d- NATO’nun ABD için çok önemli olduğu ve NATO bağlamındaki müttefikliklere özel önem verildiği de açıkça söyleniyor stratejide. Bu yeni stratejinin Türkiye’ye yeni diplomasi kapıları açması potansiyeli yüksek görünüyor.

3- Cuma günü ayrıca Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda da ilginç gelişmeler oldu. Komisyonun kıdemli üyesi Senatör Ben Cardin, DEAŞ sonrası ABD’nin Suriye’de bulunmayı sürdürmesinin yasadışı olduğunu açıkladı. Yönetim de bölgede bulunuşuna yasal kılıf oluşturmak için bir süredir DEAŞ yerine onunla mücadele etmiş olan İran’ı yeni tehdit olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Bu hafta Suriye’nin geleceğinin konuşulacağı çok önemli iki toplantı var. Viyana’da Birleşmiş Milletler’in desteklediği Suriye barış görüşmeleri yeniden başlayacak. BM Özel Temsilcisi Staffan de Mistura bu defa somut bir şekilde bölgede geleceğin konuşulmaya başlayacağını düşünüyor. İkincisi Soçi’de Rusya’nın desteklediği Suriye Ulusal Diyalog Toplantısı yapılacak. Bu toplantı bir süredir Türkiye’nin diyalog toplantısına bölgeden çağrılacak Kürt gruplara koyduğu veto nedeniyle yapılamıyordu.

Hem Washington hem de Moskova bu hafta sonuna doğru Suriye’nin geleceği hakkında bir anayasal çerçevenin ortaya çıkmaya başlayacağını düşünüyor.