Tarlabaşı'nda bir Afrika gecesi
İstanbul'un ilk Etiyopya restoranı Habesha yalnızca Etiyopyalıların değil birçok Afrika ülkesinden gelen mültecilerin de buluşma yeri oldu. Afrikalılar burayı sadece eğlence yeri değil, evlerini ve ailelerini hatırlatan nostaljik bir mekân olarak da görüyor
İstanbullular iyi bilir, şehrin göbeğindeki Taksim’in her sokağı ayrı bir renktir. Bugün de yüzbinlerce mültecinin yaşadığı metropolde Afrikalı göçmenlerin toplandığı bir Etiyopya restoranı var: Habesha...
Bir cumartesi gecesi, saat 23.00 civarı Hüseyinağa Mahallesi’ndeki restorana gidiyoruz. Burası sadece Etiyopyalıların değil, Uganda, Nijerya, Eritre ve daha birçok Afrika ülkesinden misafirlerin de uğrak yeri. İçeri her giren selamlaşıyor. Yaklaşık 20-25 kişi var. Gece ilerledikçe sayı artıyor. Mekâna gözlerimiz bağlı girseydik eğer, Türkiye’de olduğumuza pek inanmazdık. İçeride bizden başka 3 Türk daha var; işletme sahibi, barmen ve personelin başındaki şef...
‘BAHARAT VE MEZELER ETİYOPYA’DAN GELİYOR’
Gazete Habertürk'ten İrem Koca'nın haberine göre, işletme sahibi Can Korudağ restoranı açma fikrini şöyle anlatıyor: “Avrupalı turist olmadığı için farklı bir şeylerin arayışına girdik. Afrikalıların burada bir hayat kurmaya başladığını gördüm. Etiyopyalı bir arkadaşımla ortak olduk ve bu işin Türkiye’de öncüsü olduk. Nijerya, Etiyopya, çok farklı ülkeler. Biz burada hepsini birleştirmeye, bir ev havası yaratmaya çalışıyoruz. Baharatlar, malzemeler Etiyopya’dan geliyor, yemekleri yanımızda çalışan 3 Etiyopyalı arkadaş yapıyor. Oraya gittim ve kültürü öğrendim. Buradaki bütün eşyaları da oradan aldık. Fiyatlarımızı da makul tutuyoruz. Çünkü buraya gelenler zengin insanlar değil.”
‘BAZEN SAÇLARIMA DOKUNAN OLUYOR’
Bazı misafirler yemek yiyor. Bazıları ise üst kattaki kulübe çıkmak için sabırsızlanıyor. Biz de koca tepside gelen “injera” ekmeği ve “wot” denilen baharatlı et yemeklerinden söyleyip, bir masaya geçiyoruz. O sırada Jovia ile tanışıyoruz. Jovia Kısakye (29), Türkiye’ye 3 yıl önce Uganda’dan, dünyada 200 milyon kadının kaderi olan sünnete karşı olduğu için kaçıp gelmiş. Ülkesinde kitapçıda çalışan Jovia, “Ailem beni korumak istediği için kaçmamı istedi. Kuzenim de yardımcı oldu. Şimdi DJ’lik yapıyorum” diyor. Restoranı sadece eğlence mekânı olarak değil, evini ve ailesini hatırlatan nostaljik bir mekân olarak da görüyor. Masalardaki renkli hasır kutulardan birinin kapağını eline alıp anlatıyor: “Bunları Afrika’dan getirmişler. Bizde bunları anneler, yaşlı teyzeler büyük iğnelerle diker. Bir yandan da çocuklara hikâye anlatırlar. Evden uzakta bunları görmek beni çok mutlu ediyor. Türkiye’de her şey çok farklı. İnsanlar, binalar, sokaklar... Bazen saçıma dokunuyorlar, ilginç buluyorlar. Bazen de oturduğum yere oturmak istemiyorlar. Her şeye rağmen hep burada yaşamak istiyorum.”
‘AFRİKA’YA DÖNERSEM PARASIZ KALIRIZ’
Saatler ilerliyor, herkes kulübe çıkarken bizi Clement’le tanıştırıyorlar. 43 yaşındaki Clement Ebosele, 3 yıl önce Nijerya’nın Edo Eyaleti’nden İstanbul’a gelmiş. Onun ayrılış sebebi ise Afrika’nın genel problemi olarak tanımladığı, işsizlik ve parasızlık. Daha iyi bir hayat hayaliyle 7 bin 300 kilometreyi aşarken eşini ve üç çocuğunu geride bırakmış. Herkes gibi turist vizesiyle geldiği İstanbul’da, Karaköy Galata hattı arasında bir işyerinde kargoculuk yapıyor, Türkiye’den aldığı kot pantolon, gömlek gibi tekstil ürünlerini Afrika’ya pazarlıyor. O da ülkesine dönmeyi düşünmüyor. Ebosele, “Ailemle görüntülü konuşuyoruz. Onları çok özlüyorum ama geri gidersem parasız kalırız” diye konuşuyor.
Haberin fotoğrafları Gazete Habertürk'ten Uzay Kesmen'e aittirÖRGÜ MASALAR VAR
Loş ışığın aydınlattığı restoran katının bir tarafında bar diğer tarafındaysa playback sahnesi ve Afrika’dan getirilen el yapımı örgü masalar da var.