Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
O hayatları izlemek umut veriyor
0:00 / 0:00

SHOW TV'nin her perşembe günü ilgiyle izlenen dizisi Ay Yapım imzalı 'Alev Alev'in yönetmenliğini Ahmet Katıksız üstlenirken senaryosunu Burcu Görgün yazıyor. Dizinin kadrosu ise başarılı oyuncular Demet Evgar, Hazar Ergüçlü, Dilan Çiçek Deniz, Cem Bender, Berkay Ateş, Cihangir Ceyhan, Berker Güven, Toprak Can Adıgüzel ile usta oyuncu Zuhal Olcay'dan oluşuyor.

'Alev Alev'de sevdiği insanların yanında hem yüreği hem de bilek gücüyle var olmaya çalışmış bir delikanlı olan 'Ali'yi canlandıran Toprak Can Adıgüzel, Habertürk'e verdiği röportajda dizide rol almasında pay sahibi olan etkenler ve oyunculuk kariyeri hakkında açıklamalarda bulundu. 

'Alev Alev'in hangi özellikleri sizi etkilediği için 'Ali' karakterini canlandırmanız için gelen teklifi kabul ettiniz?
'Alev Alev', 1920'lerde Fransa'da meydana gelen bir yangında çoğunluğu kadın ve çocuk yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan trajik bir yangının günümüze uyarlanmış hali olarak çok etkileyici bir senaryo ile karşıma çıktı ve hikâyeye çok farklı bir şekilde bağlandığımı hissettim.
Proje, yangın olayını, yok eden ve yeniden yaratan bir kavram olarak ele aldığı için beni çok etkiledi. Kendini bulmanın, yola devam etmenin, adalet arayışı ve gerçek aşkın hikâyesi... Bugüne kadar ekranlarda anlatılan kadın hikâyelerinden tamamen ayrı bir noktada duruyor. Böylesine etkili bir hikâye, Ay Yapım çatısı altında çok güçlü bir kadroyla da birleşince projenin içinde yer almak beni fazlasıyla heyecanlandırdı.

Sizce 'Alev Alev' neden bu kadar etkileyici bir dizi? Kadın hikâyesi merkezli bir senaryoya sahip olan 'Alev Alev'de rol almak size neler hissettiriyor?
Değdiği tüm hayatları değiştiren alevlerden sonra, bir yangının küllerinden doğan yeni hayatları izlemek, bence izleyici için çok umut veren bir duygu. Hayata karşı daha güçlü tutunma isteği verdiğini düşünüyorum. Bu duyguların yanında biz diziyi kadın hikâyesi olarak kodluyoruz ancak bunu nasıl yaptığı bence hem izleyiciyi hem de oyuncuyu etkileyen bir unsur. Dizinin bu kadar etkileyici olmasının sebebi, ülkemizde kafamızı çevirdiğimiz, kulağımızı kabarttığımız birçok yerde dizideki kadınlarımızın yaşadığı hikâyelere denk gelmemiz. Ancak bunun yanı sıra üç kadının ve dizideki diğer kadın karakterlerin yaşadığı, yaşattığı durumların çeşitliliği cinsiyet ayırt etmeden bir noktada hepimize dokunuyor. Ana hikâyedeki üç kadının yaşadığı durumlar, birbirinden farklı şiddet, acı, var olma çabası, kimlik arayışı gibi konuları ele alıyor. Bunların çeşitliliği diziyi etkileyici ve gerçekçi kılan unsurların başında yer alıyor. 'Alev Alev', kadın hikâyesi merkezli bir senaryo olmasının yanı sıra iyi ve kötü kavramını, umudu, iyi olmanın ya da kötü olmanın neticelerini ülkedeki sosyal ve ekonomik kültür farklılıklarının 'kader' mi olduğu gibi konuları da odağına alıyor. Bu yüzden zemininin kaygan olmadığını ve etkileyici olduğunu düşünüyorum. Hal böyle olunca da 'Alev Alev'de rol almak kocaman ama eşsiz bir mozaiğin ana parçalarından biri gibi hissettiriyor.

Oyunculuk metodunuzdan söz edebilir misiniz? 'Ali' karakteri için nasıl bir hazırlık dönemi geçirdiniz? Sette yaşadığınız en ilginç anı ne oldu?
İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Drama ve Oyunculuk bölümünden mezun olduktan sonra birçok oyunculuk atölyesine katıldım ve çok değerli, benden tecrübeli oyuncularla aynı sahneyi paylaşma şansım oldu. Bu süreçte, gerek aldığım eğitimlerde, gerekse ustalarımdan gördüklerimde hikâyeyi benimseme yöntemleriyle herhangi bir oyunculuk metoduna körü körüne bağlı kalmanın doğru olmadığını öğrendim. Bunu tiyatroda da yapmıyorum, dizide de yapmadım. Bize okulda hocalarımız, "Her metodu öğrenip size en iyi gelen şeyleri toparlayıp kendinizde birleştirin" derdi. Bu da bana çok mantıklı gelirdi. Neticede sanatsal ve yaratıcı bir şeyler ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Metodik şeyler bana bunu biraz kısırlaştırıyor gibi geliyor. Metotlar, güzel kılavuzlardır ancak ben "Bir metodum var onu da harfiyen uyguluyorum'' diyemem. Fakat kendimce yıllar içinde geliştirdiğim bir "Yöntemim var" diyebilirim. Ben oynayacağım karakteri yanımda gezerken, otobüse binerken, su içerken, biriyle konuşurken hayal etmeye, gözümün önünde onu canlandırmaya çalışıyorum. İlk etapta hem fiziken hem de davranışsal olarak benden ayrı bir insan olarak görmeye çalışıyorum. Sonra kendimden süzüp görmeye çalıştığım o kişiyi yine kendi bedenimde canlandırmaya çalışıyorum. Tabii ki karakterin dramaturjik, kültürel ve daha sayamayacağım birçok özelliğini de göz önünde bulunduruyorum. 'Ali' karakterini de çalışırken yine bu bahsettiğim yöntemi uyguladım. Ayrıca 'Ali'nin sosyo - kültürel birikimini, bulunduğu ortam ve şartlardaki davranışsal özelliklerini tespit etmeye çalıştım. Tabii bunlar zaman zaman yolda değişti ve evrimleşti. Zaten biraz da böyle olması taraftarıyımdır. Sette genel olarak iyi anlamda ilginç ve tatlı şeyler oluyor ancak yangın sahnelerini çekerken çok ilginç bir şey yaşamıştım. Sarnıç'ın önünde itfaiyelerin geldiği sahneyi çekiyoruz, tek tek itfaiye kamyonları yanaşıyor ve benim kucağımda 'Atlas' ile itfaiye memuruna gidip bir şeyler söylemem gerekiyor. Sahneyi, yönetmenimiz Ahmet Katıksız o kadar gerçekçi bir şekilde kurgulamıştı ki itfaiyeler geldiğinde benim dizlerim titremeye başladı ve koşarken oldukça zorlanmıştım. Oradaki insanların yaralı bir şekilde kaçışması, itfaiye kamyonlarının kulak delen gürültüsü, yangın dumanı çok gerçekçiydi ve dizlerimin bağı çözülmüştü, dizi çektiğimizi bilmeme rağmen. Benim için cidden ilginç bir anıydı.

'Ali'yi analiz edebilir misiniz? Yaşayan bir karakter olsaydı kendisine öncelikle neler söylemek isterdiniz?
'Ali', sosyo - ekonomik olarak yoksul bir ailede büyümüş ve hayatı sürekli olarak geçim kaynağı yaratmaya odaklı bir şekilde devam etmiş. Sevdiği insanların yanında hem yüreği hem de bilek gücüyle var olmaya çalışmış bir delikanlı. Onun varoluşu etrafındaki insanlara güven vermek ve her daim onların yanında olmaktan ibaret. Sevdiği kadının her zaman her şartta yanında olmak için hazır bekleyen, gelecek için kendince güzel zeminler hazırlayan saf ve iyi niyetli bir genç. Hayatının aşkı 'Çiçek' ile tanıştıktan sonra tek hayali çalışıp biriktirdiği parayla aldığı portakal ağaçlı evde mutlu mesut, çoluk çocuk yaşamak. Tüm hayatını üzerine kurduğu 'Çiçek'in öldüğünü öğrendiğinde de tüm varoluş nedeni yok oluyor. Çünkü 'Ali' için hayat, 'Çiçek' ve onunla biriktireceği mutlu bir gelecekten ibaret. Hayatını bunların üzerine kurabilen ve bunun için tereddüt etmeyen saf ve temiz bir adam. 'Ali'nin bu dürüst, temiz ve güven veren yaşayış biçimi benim çok takdir ettiğim özenilesi bir yaşam motivasyonu gerçekten. Ancak 'Ali' gerçekten yaşayan bir karakter olsaydı ona; hayatını insanlar üzerine değil de kendi hedeflerin üzerine kurarsan hem mutluluğu yakalar hem de etrafında olan bitenleri daha kolay görürsün demek isterdim.

Sizi oyunculuğa yönlendiren neden ne oldu?
Aslında bunun net bir nedeni yok ve böyle olması bir bakıma benim hoşuma gidiyor. Daha önce bahsettiğim 'Bir karakterin yolda gelişme macerası', benim de kendimce yaşadığım bir durumdu. Sanki bir film karakteri gibi... Neredeyse 11 sene önce lisedeki tiyatro kollarında başladığım serüven şu an profesyonel olarak meslek edindiğim bir şeye dönüştü. Bu geçen 11 sene içinde ve başlarken de herhangi bir şey düşünmedim, sadece içimden geldiği için yaptım ve hâlâ da öyle devam ediyorum. Bence güzel olan ve devam etmemi sağlayan şey de bu. Benim 'Bir gün şöyle şöyle bir şey yaşamıştım ve o gün oyuncu olmaya karar verdim' gibi bir nedenim ya da cümlem yok. Belli dönemleri olan bir macera benimkisi ve bunu burada uzun uzun anlatmak hem benim için hem de okuyucular için zorlayıcı olabilir. :)

 Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor? Mesleğinizin vazgeçemeyeceğiniz değerleri nelerdir?
Oyunculuk aslında bana bir şey ifade etmekten ziyade kendi başına bir ifade biçimi benim için. Çok enteresandır ki ben oyunculuk yapmadığım anların dışında izlenmekten, bana dikkatle bakılmasından ya da bulunduğum ortamın ilgi çeken insanı olmaktan pek hoşlanmam. Çocukken herkes bir anda dönüp bana bakmasın diye dolmuşta "Müsait bir yerde inebilir miyim?'' diye bağıramazdım :) Annem, "Bu mesleği seçtin?" diye hâlâ şaşırır O yüzden sanatın oyunculuk dalı bana birçok farklı karakterle birlikte kendimi ifade etme gibi bir imkan sunuyor. Özgür bir alan, benden gelen ama benim dışımda olan bir şey gibi hissettiriyor. Mesleğimde vazgeçemeyeceğim değerlerin başında sonuna kadar çalışmak kavramı yatıyor. Sonrasında da mesleğime saygı duymak ve onun benden istediği şeylere kulak vermek yatıyor. Çünkü kişi kendi saygısını kendi yaratır ve gerçek saygıyı da çalışarak kazanabilir diye düşünüyorum.

Mesleğiniz adına mutlaka ulaşılması gerektiğini düşündüğünüz en önemli hedefiniz, kurduğunuz en büyük hayal nedir? 7 yıllık kariyerinizde mesleğiniz adına edindiğiniz en önemli öğreti ne oldu?
Gerçek anlamda bu ülkenin verdiği şeylerle büyüyen bir birey olarak, sadece ve sadece oyunculuk becerimle saygı duyulan bir konuma gelmeyi çok istiyorum elbette. Oynadığım tiyatro, sinema, dizi gibi platformlardaki başarımla bahsedilmeyi herkes kadar isterim ancak bunu gerçekten saygı duyulan bir biçimde yaşamayı isterim. Şu an isim vermek istemem ama öykündüğüm ustaları andığım gibi beni takip eden insanların da beni öyle anmasını isterim. Memlekette sanat adına bir şeyler yapabilmiş, sanatın birçok dalını içinde barındıran bir 'sanatçı' olmak en büyük hayalim. Mesleğe başladığımdan beri edindiğim en önemli öğreti, bulunduğun mesleğin içinde önem arz eden bir insan olmak gerektiği. Önemli bir parça olmak, o meslekteki önemli insan olmak gerçekten değerli ve gözlemlediğim bir şey oldu. Örneğin bir makineyi birleştirirken önemli olan, olmazsa olmaz bir niteliğe sahip belli başlı parçalar vardır, o parçalardan biri olmak arzusu benim gözlemlerim sonucunda edindiğim ve aslında kendime öğütlediğim bir öğreti oldu diyebilirim.

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.