Ziya Gökalp'in bastonu
6-7 Ekim'deki olaylarda Diyarbakır'daki Ziya Gökalp Müzesi'ne de saldırıldı. Önce ev ateşe verildi sonra da evin çevresinde silahlar patlatıldı ki itfaiye ulaşamasın. Artık bir müze haline gelmiş Gökalp'in evini yakacak, yaşlılık zamanlarında yaslanarak yürüdüğü bastonunu çalacak kadar büyük bu nefretin kaynağı neydi?
ABONE OL6 -7 Ekim tarihleri arasında, HDP’nin “serhildan” (isyan) çağrısıyla sokaklara çıkan, yakıp yıkmayı ve güç gösterisini bir siyaset yapma biçimi olarak algılayan, kiminin “Apo’nun çocukları”, kimisinin “fırtına kuşağı” olarak nitelendirdiği gençlerin özellikle başta Diyarbakır olmak üzere birçok ilde yarattığı tahribatın içinde, bana en çok ıstırap veren şeylerden biri, Diyarbakır’daki Ziya Gökalp Müzesi ile Siirt’te bir kütüphanenin yakılmasıydı.
Ziya Gökalp Müzesi’ne saldıranlar önce evini ateşe vermişler. Evin etrafında sürekli silahlar patladığı için itfaiye ulaşamamış yangına. Çevrede bulunan komşular yetişmiş, kovalarla yangına müdahale etmişler. Yangın söndüğünde, müzedeki birçok kişisel eşya ve kitaplar yanmış, müzenin envanterine kayıtlı 20 eser çalınıp götürülmüş. Ve sıkı durun, çalınan eşyalar arasında üstadın bastonu da varmış.
Müze ve kütüphane yakılmaz. Tam tersine, yangından ilk kurtarılacak şey müze ve kütüphanedir! Kütüphane yerine kahvehaneye giden birisi, kütüphaneyi devlet dairesi sanır. Müzelerin, toplumsal hafızaların korunduğu mekânlar olduğunu bilmeyen birisi, bu mekânın kimin adını taşıdığına bakarak saldırır ona. Oysa toplumsal hafıza ortaktır; hepimizin doğruları ve yanlışları, günahları ve sevapları bir araya gelir, hafıza öyle oluşur.