İki İstanbul teması: Barbun ve hüzün
Bahsi İstanbul'u en güzel anlatan yazar Tanpınar'dan açıp barbunyanın etnik ve sosyal macerasına uzanmaya ne dersiniz?
ABONE OLHT CUMARTESİ / Ali ESAD GÖKSEL
İstanbul'u en güzel anlatan yazarlardan biri benim için Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Tanpınar'ın "Beş Şehir'de" çizdiği Bursa ve Erzurum resimleri de benzersizdir... Ama bana sorarsanız o aslında bir "İstanbul yazarıdır". Çünkü sadece gördüğünü tespitle yetinmez. "Yaşanmış olanı" envayi türlü detayıyla yeniden kurar. Ve bu nevi kendine mahsus "eski-yeni dünyayı" önünüze bırakır... İçine girip dolaşsanız diye... Şayet "Nurhan'la" Boğaz'da dolaşmadıysanız, "İstanbul'u yeterince tanıyamamışsınız" derim... Lütfen şuna da kulak verin. Nurhan'ın dayısı Tanpınar'ın Huzur adlı romanında "barbunya" sofraya nasıl geldi, anlatıyor: "Şu barbunyayı burada bu akşam beraberce yiyebilmemiz için kaderin asırlarca çalışmasını düşün. Evvela Yahya Kemal'in dediği gibi Don ve Volga, Tuna suları Karadeniz'e akacak. Dedelerimiz kalkıp Orta Asya'dan gelecek. İstanbul'a yerleşecekler. Sonra, İkinci Mahmut Nuran'ın büyük dedesini Bektaşi'dir diye İstanbul'dan Manastır'a nefy edecek; orada Merzifonlu zengin bir binbaşının kızıyla evlenecek. Benim dedem, karısı kaçtıktan sonra kendisini teselli için yazdığı, sonra bilmem hangi paşaya hediye ettiği bir Kur'an'ın parasıyla bu köşkü alacak... Delikanlı anlıyor musun? 750 altına bir Kur'anı Kerim... Yani bu köşk ve arkadaki arazi... Sonra Nuran'ın babası çocukken hastalanacak, annesi Aziz Mahmut Hüdai Efendi'ye adayacak, büyüyünce pirin dergâhına girecek, orada babamla dost olacaklar. Nuran doğacak... Siz doğacaksınız..." İşte size barbunyanın etnik ve sosyal macerası...