Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi ‘Saçlarımı lösemili kıza peruk yapılsın diye kestim’

        Ekin TÜRKANTOS / HT CUMARTESİ

        Hataylı bir ailenin Hollanda’da büyüyen kızı Karsu’nun müziğe olan yeteneği ve kazandığı başarılar hepimizin göğsünü kabartacak kadar müthiş. 7 yaşından beri müzikle ilgilenen genç şarkıcı, başlangıçta psikoloji okumak istiyormuş. Müziğe yeteneği keşfedilince fikir değiştiriyor. 16 yaşındayken babasının Amsterdam’daki restoranında müşterilere piyano çalan, övgüler alan, alkışlar toplayan Karsu, 2006’da Amerikan Büyükelçiliği’nden burs alarak Road Island’da şan dersleri almaya başlıyor.

        Müziğe ilk başladığı yıllardan itibaren de gazete, dergi, radyo ve televizyonlar peşini bırakmıyor. Yıllar içinde ünü dünyaya yayılıyor. Dünyanın önemli caz etkinliklerinden North Sea Jazz Festivali’nde yer alıyor. New York Carnegie Hall’de de 3 kez sahneye çıkıyor. Bu arada pek çok ülkede konserler vermeyi sürdürüyor. Güzel şarkıcının hayatını ilginç bulan film yapımcısı Mercedes Stalenhoef, 2012’te “Karsu: I Hide a Secret” adlı bir belgesel hazırlamış. Şarkıcının, anne ve babasının doğduğu Karsu Köyü’nden New York’a uzanan hikâyesini anlatan film, Uluslararası IDFA Belgesel Festivali’nde de gösterilmiş. Karsu bugün hem iyi bir caz şarkıcısı hem de yetenekli bir piyanist, besteci, aranjör ve söz yazarı olarak tanınıyor. 2012’de ilk albümü ‘Confession’ı çıkardığında büyük ses getirmiş. Şimdi ikinci albümü ‘Colors’ ile karşımızda.

        Albümde yer alan şarkıların tamamını kendisi yazıp bestelemiş. İngilizce ağırlıklı albümde “Beni Bırak Böyle” ve “Bekledim” adlı iki Türkçe şarkının yanı sıra Barış Manço’nun “Domates, Biber, Patlıcan” parçasına da yer vermiş. Caz sesleri göze çarpıyor ancak Karsu’nun da dile getirdiği gibi öncekinden çok daha hareketli, enerjik bir albüm var elimizde bu kez.

        Şimdi onu biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

        Hayalin iyi bir caz müzisyeni olmak mıydı?

        Hayır, ben psikolog olmak istiyordum. Ama babamın restoranında yaptığım müzikle sesim kısa sürede duyuldu. Ve şans hep benden yana oldu. Burs aldım, eğitimime önem verdim. Böyle bir CV’m varken ve güzel işler yaparken bırakmak yazık olacaktı. 40 yaşına gelip de konser dinlemeye gittiğimde “Keşke müzikle uğraşsaydım” demek istemediğim için devam ettim. Ve kendi kendime “Bu işin en iyisi olmalıyım” dedim.

        Müziğini nasıl tanımlıyorsun?

        Tanımlamak çok zor. Caz, blues, swing, pop, Türk halk müziği; hepsi var. Hepsini harmanlayarak yeni bir tarz yaratıyorum.

        Ailen sana piyano alarak ilk desteğini sunmuş. Şimdi çalışmalarına nasıl bakıyorlar?

        Ailem müzikle ilgilenmeme hep sıcak baktı, hep destek oldu. Bana hiç karışmadılar. Zorlasalar, belki de istemeyeceğimi biliyorlardı. Babam her zaman “Bu senin yolun. Yolda karşına bir taş çıksa onu senin için kenara çekeriz ama yola devam edecek olan yine de sensin” der. Onlar benim menajerim aynı zamanda. Türkiye’ye gelirken bana babam eşlik ediyor, annem de 5 dil bildiği için diğer ülkelerde yanımda oluyor.

        İlk albümünle ikinci albümün arasındaki müzikal farklar neler?

        İlk albüm sakin ve caz ağırlıklıydı. Bu albümde daha pop ve tempolu parçalar da var. Yeni şeyler denedik. Mesela stüdyoda önce şarkıyı söyledim, müziği sonradan ekledik. Önce vokalle başlayan bir parçamız var, onda müzik katman katman ekleniyor. Böylece ses de bir enstrümana dönüşüyor. Bir de bu albümde ilk kez Türkçe şarkı yazdım.

        Türk müziğine yurtdışında ilgi var mı?

        Evet, çok seviliyor. Hiçbir şey anlamasalar da hissediyorlar. Bunun nasıl bir şey olduğunu Buika dinleyince anladım. Ne dediğini, kelimelerini anlayamasam da Buika’yı dinlemekten çok hoşlanıyorum.

        Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

        Orada doğdum, büyüdüm. Hayatım orada. Arada gelirim tabii ama temelli dönmeyi şu an düşünmüyorum. Şu aralar mültecilerle çalışıyorum ve her akşam onlara yemek götürüyorum.

        Mültecilerle çalışman çok güzel...

        Babam yıllar önce mülteci olarak Hollanda’ya gitmişti. Bu, zaten bizim evin konusuydu hep. Televizyona baktığınızda ne kadar zorluk çektiklerini görüyorsunuz. Yazın kıyıya vuran Aylan bebek herkesin aklına kazındı. Ve herkes kendi açısından ne yapacağını düşündü. Amsterdam İstasyonu’na çok fazla mülteci geliyor. Yardım etmek istediğimi söylediğimde, “Tamam, sen 10 tane börek yap” dediler. Böylece onlarla çalışmaya başladım. Artık hangi tren nereden geliyor, biliyorum. Tişörtlerimiz ya da elimizde pankartlarla karşılıyoruz onları. Trenden çıkardıktan sonra da standımızda yiyecek, içecek ve WiFi sağlıyoruz, sonra da konaklayacakları kampa götürüyoruz. Aralarında bebekler ve çocuklar var, bazıları ailesi ölmüş, kimsesiz çocuklar. Bir gecede 10 kişi de gelebiliyor, yüzlerce kişi de... Herkesin hikâyesi farklı. Önceki yerleşenler de bize destek olup çeviri yapıyorlar. 30 haftadır onlarla birlikteyim.

        İhtiyacı olan insanlara yardım etmek çok güzel bir his değil mi?

        Evet. Aslında mültecilerle çalıştığımı kendime saklayacaktım. Çünkü reklam yaptığımı sanmalarını istemedim. Ancak Facebook’a yazdığımda oradan gören arkadaşlarım da destek olmak istedi. Kimisi kıyafet getirdi, kimisi çay yaptı. Böylece bir network oluşturduk. 2 sene önce 5 yaşında lösemili bir kızla tanıştım. Onun tedavisi için yardım konseri verdik. Saçları dökülmüştü. Ona büyüyünce ne olmak istediğini sordum, “Prenses olmak istiyorum ama saçlarım yok” dedi. Bu olay beni çok etkiledi ve saçlarımı kesip peruk yapılsın diye ona verdim. Neticede saçın kökü bende, uzuyor. Küçük bir şey ama o kız çok mutlu oldu. şöyle düşünüyorum: Para kazanıyorum, alışveriş yapabiliyorum, tatile çıkabiliyorum. O zaman başkaları için de bir şeyler yapmalıyım. ‘Babam yıllar önce mülteci olarak Hollanda’ya gitmişti’

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ