Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Herhangi büyük bir müzeye girerken şu geliyor mu aklınıza: Neden her eser evinde değil? O heykeller, mezarlar, vazolar, tablolar sanki hepsi yerinden yurdundan koparılmış da başka bir ülkede saklanıyor gibi? Halbuki UNESCO Genel Kurulu 1970’te Dünya Kültür Mirası’nın yerinde korunması ve zorla yağmalananların iade edilmesini öngören bir kararı kabul etmişti, kimsenin pek bu kararı dikkate almadığı da ortada. Yoksa Museum of Art’ın ortasında devasa Mısır piramidi ne arar değil mi? MET girişinde duran vazolarda taze ağaç dalları, kubbesinden yayılan ışığın altında uyuyanlar da Mısır’dan gelen piramit gibi, sabit. Benim randevum “Saray ve Kozmos: Selçukluların Yükselme Dönemi” sergisinin ve MET’in tek Türk küratörü Deniz Beyazıt’la.

DÖRT YILDIR BU SERGİ İÇİN ÇALIŞIYOR

 Beyazıt’ın Sorbonne’daki günlerinden kalma bir hayalin gerçekleştiği yerdeyiz. Beyazıt, 2010’dan bu yana İslam bölümünde küratör olarak çalışıyor. Court and Cosmos sergisi de Selçuklular hakkında bugüne kadar düzenlenmiş en kapsamlı uluslararası proje. 1038’de kurulan ancak 1307’ye kadar varlık gösterebilen bu devletin ardında bıraktığı kültürel mirası anlatan sergi, müzenin ve Beyazıt’ın da içinde bulunduğu ekibin dört senesini almış. Beyazıt yıllardır Selçuklu dönemiyle ilgilendiğinden her detaya hâkimse de hem katalog hem de sergiye getirilecek her parça için dolaşmadığı şehir, müze kalmamış, hepsiyle yaptıkları çetin pazarlıkları anlatıyor. Çünkü buraya gelen parçaların birçoğu, müzelerini ilk kez terk edip de gelmiş ve bu sebepten de serginin tarihlerinin uzaması gibi bir ihtimali yok, söz verdikleri tarihlerde tüm eserler geldikleri yerlere dönecekler. Tüm Selçuklu devletlerini kapsayan sergi için eserler MET’in kendi koleksiyonu haricinde Kuzey Amerika, Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya’daki çeşitli koleksiyonlardan toplanmış. Orta Asya ve İran’dan sikkeler, yazıtlar, mezartaşları, Kuran-ı Kerim’ler, 1217’de yazılan Pers ulusal destanı Şehname (Krallar Kitabı) ve Blacas ibriği serginin baş misafirlerinden. İnce ince işlenen altın gümüş tabaklar, gündelik hayatta kullandıkları gümüş kaşıklar, her döndürdüğünüzde bir başka hikâyeyi anlatan, üzerlerine şiirler yazılan ibrikler, sırf ava gittiklerinde başlarına gelenlerin resmedildiği vazolar, kaseler o dönemin şatafatlı hayatını, gücü ve sarayda geçen ‘dolce vita’ günleri anlatıyor!

NEVRUZ’U BULAN ÖMER HAYYAM

 Serginin astroloji ve bilime ayrılan bölümü hayranlık uyandırıcı! Meğer yıldızların durumuna bakmadan bina bile dikmezler, saraydaki sandalyenin yerini dahi değiştirmezlermiş. Halley yıldızını görüp de dünyanın sonunun geldiğine inanan astrolojistler her şeyi bir kenara not etmişler. Defterlere çizdikleri resimler, kenarlarına ekledikleri notlar arasında yıldızın 80 senede bir dünyaya uğrayacağı bilgisi hep Selçuklu döneminden kalma. İşlemeli, gümüş kakmalı ve karmaşık astrolojik imgelerle bezenmiş kapaklı bir kasenin kapağında dahi sekiz gezegenin temsili ile birlikte 12 burç simgesi var.

 O dönemin astrolojiye, bilime, matematiğe verdiği önemi anlatırken konu Ömer Hayyam’a geliyor. Şair diye bildiğimiz ama aslen matematikçi Ömer Hayyam. Oturup da hesap ettiği, bulduğu en önemli şeylerden biri baharın başlangıç tarihi. Nevruz’u bilen, ilk bulan, tarihi budur, bu da baharın başıdır diyen Ömer Hayyam’dan başkası değil. Selçuklu idaresindeki 300 yıl icatlarla dolu.

 13. yüzyıl başlarından kalma resimli el yazmasının adı bile şahane, ‘Marifetli Mekanik Cihazların İrfan Kitabı’. Saatler, su çarkları, otomatik makineler ve hatta robotlara kadar çeşitli icatları olan Müslüman bilim adamı ve yaratıcı dâhi İbn-i Rezzaz El Cezeri’nin fantastik icatlarının yanı sıra karmaşık yön bulma cihazı o zamanın Google Maps’i gibi, Mekke’nin yönünü bulmak için kullanırlarmış. Küratör Beyazıt, o dönemde Selçukluların Avrupa’dan çok daha ileride olduğunu, birçok buluşun da Avrupa’ya buradan yayıldığını, Selçuklu döneminde kitapların hem çevrilip hem de resimlendirildiğini anlatıyor, zira 10. yüzyılda kâğıdın Çin’den İslam dünyasına gelmesi kitapların artması demek!

SAYFALARI ÖZEL GÖREVLİLER ÇEVİRİYOR

 Serginin en korunaklı bölümlerinden biri irili ufaklı Kuran-ı Kerim’lerin bulunduğu bölme. Ufak boyuttaki Kuran-ı Kerim tam da Selçukluların kurulduğu tarihten kalma, Konya’da iki tane âlim tarafından yazılmış. Dünyada tek örnek ve Deniz Beyazıt bu eseri buldukları anki heyecanlarını anlatırken gözleri doluyor. “Yan yana yaşarken, Süryaniler, Hıristiyanlar, Müslümanlar barış içindeydiler ve birbirlerinden de çok etkileniyorlardı, Selçuklu dönemi barış içinde geçen bir dönem.”

 Birçok eserin içinde durduğu camlı bölmedeki termometrelerden burada da var. Sayfaların eskimemesi, yıpranmaması lazım. Deniz Beyazıt, altı haftada bir sayfaların çevirilip başka sayfaların açılacağını, hatta ödünç aldıkları müzelerden yetkililerin gelip sayfaları çevireceğini anlatıyor. Duvarda Suriye’deki iç savaşta yıkılan Halep’teki Ulu Cami minaresinin fotoğrafının önünden geçerken konu DAEŞ’e ve Batı dünyasının terör saldırılarının ardından İslamiyeti ve İslam sanatını anlama çabasına geliyor. Beyazıt, 11 Eylül saldırılarından sonra İslam’a duyulan merakın arttığını, müzeyi her yıl gezen 5-6 milyon civarındaki insanın İslam galerilerine özel ilgi gösterdiğini anlatıyor. Zira koleksiyonda 13 bine yakın eser var ve MET aynı anda 1200 eseri sergileyebiliyor. DAEŞ’in yarattığı tahribattan sonra ise özellikle bu işlerle ilgilenen insanların en azından Musul’un nerede olduğunun DAEŞ’ten sonra öğrendiğini söylüyor. Katalogda DAEŞ’in yok ettiği Selçuklu dönemine ait eserlere de yer verildiğini anlatan Beyazıt, aslında birilerinin oturup yok edilen şeylerin de envanterinin çıkarması gerektiğini vurguluyor. Bir sergi için bu kadar detaylı çalışan Türkiyeli bir küratöre denmez ama Türkiye’de açılan sahte sergilerden haberi olup olmadığını soruyorum. Yokmuş. “Hay Allah” diyor: “Sergilenen eserlerin gerçeklerini göstermek lazım ama herkeste o kapasite yok, yeterli altyapıları mı yoktu acaba?” Türkiye’de okumamış, çalışmamış birine bunu anlatmak imkânsız.

11-12. yüzyıldan kalma sabahlığın detayları ilginç. Bunca yıldır nasıl hiç hasar görmediğini Deniz Beyazıt anlatıyor: “İran toprağı kuru, nemli değil ve bu sayede sultanların mezarlarından bu sabahlık gibi duran ve aslında ipekten kefen, pek de hasar görmeden günümüze kadar gelmiş.” O vakitler mezara bir kefenle gidenler sade vatandaşlar, zira sultanın mezarından çıkan yastık bile toprağın altında hizmetin devam ettiğini gösteriyor sanki. Kefenin kuşağında yazanlar ise bir ömrün üç kelimelik özeti: “Refah, şeref, zafer!”

50 YERDEN TOPLANAN 270 ESER

270 eserden oluşan sergi; Saray’daki Hayat, Bilim, Tıp, Teknoloji, Astroloji, Sihirbazlık ve Hayvanların Dünyası, Din ve Yazın Hayatı, Mezar Sanatı adı verilen 6 bölümden oluşuyor. Sergiyle ilgili bilgilere www. metmuseum.org’dan, #CourtandCosmos hashtagi ile Twitter’dan ulaşabilirsiniz. Sergi, 24 Temmuz’a kadar.  

Misk, kafur ve ortaçağ eczacılığının diğer tipik malzemeleri için ayrı bölmeleri olan karmaşık bir ecza kutusu bulunuyor.
 
1038’de kurulan Selçuklular, Anadolu, Ortadoğu ve Orta Asya’nın bir bölümünde 1307’ye kadar varlığını sürdürdü.