Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Holywood'un iki Oscarlı dev aktörü Robert Redford İstanbul'daydı. Geliş sebebi bağımsız yayıncılık yaptığı Sundance Channel'ın artık Türkiye'de de yayına başlamış olmasıydı. Dünyanın en yakışıklı aktörlerinden ve müthiş birkaç filmin yönetmeni. Baş

        Holywood'un iki Oscarlı dev aktörü Robert Redford İstanbul'daydı. Geliş sebebi bağımsız yayıncılık yaptığı Sundance Channel'ın artık Türkiye'de de yayına başlamış olmasıydı.

        Dünyanın en yakışıklı aktörlerinden ve müthiş birkaç filmin yönetmeni. Başka işleri de var. Genç sinemacılara eğitim ve maddi destek sağlayan Sundance Institute'un kurucusu. Steven Soderbergh, Quentin Tarantino, Darren Aronofsky, Wes Anderson ve David Fincher, Sundance Institute'un keşfettiği ünlü sinemacılardan sadece birkaçı. Redford, Sundance adında bir televizyon kanalının da sahibi. Kanalda siyasi meselelerle, düşüncesizce yok etmeye çalıştığımız dünyamızla, kadına karşı şiddetle, daha doğrusu insanlığın karanlık yüzüyle mücadele eden filmler ve belgeseller yayınlıyor.

        İki Oscar'lı bu dev oyuncuyla Sundance Channel'ın Türkiye'de, Digiturk'te yayına başlaması sebebiyle buluştuk. İtiraf edeyim, hayatımın en heyecanlı röportajlarından biriydi. 76 yaşındaki Redford, "Merak etme, ben senden daha heyecanlıyım" falan dese de kâr etmedi. Karşımda oturan adam tek kelimeyle büyüleyiciydi. O kadar ki yanından ayrılırken onu bir daha göremeyeceğim için azıcık üzüldüğümü bile hissettim. İşte konuştuklarımız...

        Profesyonel sporcu, Paris'te güzel sanatlar eğitimi almış bir ressam, aktör, yönetmen, yapımcı, çevreci, siyasi eylemci ve daha bir sürü şeysiniz? Hayattaki en büyük tutkunuz hangisi?

        Sadece sanatla ilgili olanlar...

        Hollywood stüdyo sisteminin dışında kalan bağımsız filmleri desteklemek sizin için neden önemli?

        Filmler ikiye ayrılıyor. Bir grupta, Hollywood'un hükmettiği ana akım (mainstream) sinemanın ürünleri var. James Bond ve Yüzüklerin Efendisi serileri bu gruba giriyor. Kalabalık seyirci kitlelerine seslenen pahalı, parayı konuşturan prodüksiyonlar... Bazılarını seviyorum, epey eğlenceliler. İkinci gruptakilerse küçük bütçelerle üretilen bağımsız yapımlar. Tabii durum ülkeden ülkeye değişiyor. Fransa'da ana akım diye bir şey yok mesela. Sizin ülkenizde de bu ayrım çok net değil.

        Net değil derken...

        Türk filmlerini seyrederken "Bu ana akım, bu bağımsız" demiyoruz. "Bu bir film" diyoruz. "Mainstream" diye nitelenebilecek filmleriniz sadece Amerikan sinemasına, Hollywood'a öykünenler. O yüzden de aslında çoğu Türk filmi bağımsız sinema ürünü sayılır. Ama siz, bağımsız sinemayı niçin önemsediğimi sormuştunuz. Çünkü ana akım sinemaya alternatif oluşturuyor. Görkemli prodüksiyonlarda rastlayamadığımız yeni anlatım dillerinin var olabileceğini görüyoruz. Karşımızda gerçek hayata benzeyen hikâyeler ve gerçek hissi veren insanlar oluyor. Özetle bağımsız sinemacılar daha hümanist filmler üretiyor.

        'SULAR DURULMUŞ SAYILMAZ'

        Kurduğunuz enstitü adını meşhur "Butch Cassidy and the Sundance Kid" filminde canlandırdığınız karakterden alıyor. Oyunculuğu özlediğiniz oluyor mu?

        Oyunculuğu bırakmadım ki. Mesela bu yıl çok güzel 2 filmde rol aldım. "The Company You Keep" ve "All is Lost".

        Ama sizi perdede eskisi kadar sık izleyemediğimiz de bir gerçek...

        Halbuki aktörlük hâlâ en sevdiğim iş. Tabii 1989'da Sundance Enstitüsü'nü kurduğumda bu işe mecburen ara vermiştim. Sonuçta ortada kâr etmeyi hedeflemeyen ama ihtiyaçları her geçen gün artan bir organizasyon vardı, hepimiz deli gibi çalışıyorduk. O dönem Benim Afrikam ve Ahlaksız Teklif gibi çok az filmde rol aldım. Neyse ki sonunda Sundance Enstitüsü kendi kendisini döndürebilecek hale geldi. Gerçi sular durulmuş sayılmaz. Bir süre önce Sundance bünyesinde üretilen filmleri seyirciyle daha kolay buluşturmamızı sağlayacak bir yol aramaya karar verdim. Her yıl düzenlediğimiz Bağımsız Sundance Film Festivali vardı ama bir televizyon kanalı kurarsak daha fazla seyirciye ulaşacaktık. En önemlisi dağıtım sorunu ortadan kalkacaktı.

        'Güzellik kafa karıştırıcıdır'

        Sizin yönettiğiniz "A River Runs Through It" filminde esas karakter ölen abisinden bahsederken "Paul'e dair bildiğim tek şey iyi balık tuttuğuydu" diyor. Babasıysa "Hayır, bir şey daha var: O çok güzeldi" diye cevap veriyordu...

        Benim için çok özel bir sahnedir. Hatırladığınız için çok teşekkür ederim. Sanırım en sevdiğim filmim de bu. Hüzünlü, güzel ve şiirsel...

        Balık tutma sahneleri de mükemmel...

        Belki ben de balık tutmaya bayıldığım ve sık sık ava çıktığım içindir...

        Fakat sormak istediğim şey başka... Filmde anlatılan karakter gibi siz de olağanüstü yakışıklı bir erkek olarak tanındınız.

        Ah, bundan emin olamazsınız. Kim bilir, belki de hiçbir zaman o kadar yakışıklı biri olmamışımdır.

        Yok canım, elbette çok yakışıklıydınız. Bu size kendinizi başkalarından farklı hissettirdi mi?

        O film aydınlıkla karanlığın, iyiyle kötünün, güzelle çirkinin savaşını anlatıyor. İki erkek kardeş var. Biri çok yetenekli ve cazibeli. Ama ruhunda kontrol edemediği bir karanlık var. Ötekiyse iyi kalpli ve aydınlık. Ama işe bakın ki sıradan görünüşlü hatta çirkin. Hikâyeyi bize o anlatıyor. Ama süsleyerek... Çünkü abisini hep kıskandığı için sonradan öyle vicdan azabı duyuyor ki çareyi onun güzelliğini abartmakta buluyor. Romanda açıkça böyle değildi belki ama ben filmi yönetirken bu şekilde yorumladım. Güzellik kafa karıştırıcıdır. Sorunuza dönersek, bazen insan suçluluk duygusunun ağırlığından kurtulmak için bile birisini olduğundan güzelmiş gibi hatırlayabilir.

        Sorumu duymamış gibi yapıyorsunuz. Son sorum: Kanalınız Türk sinemasını da destekleyecek mi? Mesela küçük bütçeli filmlere finansal destek sağlayacak mı?

        Kesinlikle. Hiç şüpheniz olmasın. Mesela Sundance olarak ileri düzeyde bazı laboratuvar programlarımız var, bunlarla sinemacılarınıza teknik destek vermeye hazırız. Ayrıca ticari kanallarda gösterim şansı bulamayacak filmlerinizi de yayınlayacağız. En önemlisi kaliteli Türk filmleri Sundance Chanel'ın yayınlandığı bütün ülkelerde seyredilebilecek.

        'Watergate Skandalı müzede saklanmalı'

        Yeni firmanız Sundance Productions için "All the President's Men Revisited" diye bir film yönetiyorsunuz ve yıllar önce Dustin Hoffman'la oynadığınız Oscarlı "All the President's Men"in (Başkanın Bütün Adamları) gerçek hikâyesini anlatıyorsunuz.

        Evet, 1973'te Amerika'yı altüst eden siyasi Watergate Skandalı'nı ortaya çıkaran iki gazeteciyi anlattığım yeni bir belgesel bu.

        Geçmişe dönme ihtiyacını neden duydunuz?

        Çok basit: Geçmişle günümüzü karşılaştırabilmek için... 70'lerin başında Amerika'da gazeteciliğin altın çağı yaşanıyordu. Bu mesleğin ahlaki bir değeri, önemi vardı. Politik meselelerde hakikati ortaya çıkarmak için deli gibi çaba harcıyor ve çoğu zaman da iktidarla savaştan muzaffer çıkıyorlardı. Bugün Amerika'da gazetecilik tüyler ürpertici bir şekilde değişti.

        Nasıl değişti?

        Çok fazla bilginin, çok fazla haber kanalının; internetin, Twitter'ın, Facebook'un kayda değer bir etkisi var. Herkes gerçeğin peşinde ama gerçek, olaylara nereden baktığınıza göre değişiyor. Hangi haber kanalına göre gerçek? Sağ kanattan olanların, mesela Fox News'un yorumu başka, sol kanattan olanların başka. Bu fazlalık özgürlük anlamına da gelebilirdi ama doğrusu günümüzde daha çok bilgi kirliliği anlamına geliyor. Watergate Skandalı 1973'te yaşandı. Gazeteci Bob Woodward ve Carl Bernstein tüm ülkeyi ilgilendiren bu yolsuzluğu ortaya çıkarabildiler. O günlerde politikacıların kapalı kapılar ardına saklanması kolaydı. Bugün işler böyle yürümüyor. Fakat çelişkili bir biçimde her şey o kadar ortada ki bu karmaşa içinde hakiki bilgiye ulaşmak da imkânsız. O yüzden Watergate Skandalı bence müzede saklanacak kadar kıymetli, çünkü bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacak. Yaşansa bile bunu mesleği gazetecilik olan iki sıradan adamın ortaya çıkarması mümkün olmayacak.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ