Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Kadın 88 yıllık bir aşk

        IŞIL CİNMEN

        icinmen@haberturk.com

        HABERTURK.COM

        Dün, evlen(il)meyecek kadınlar konuştu.

        Evlenmek istemeyen, evliliğin kendi hayatlarında geldikleri noktada işlevini yitirdiğini düşünen kadınlar...

        AŞK, KANUN GÜCÜYLE YÖNETİLMEZ

        Özetle, aşkın kanun gücüyle yönetilemeyeceğini söylediler.

        “Evlilik doğal değil, icat edilmiş bir kavram, bizim zihnimiz evliliğe uyum sağlayacak yapıda değil” dediler.

        Şimdi sıra, “Bir Ömürlük Aşklar”da.

        Evlilikten, sadakatten, “ne yaşanırsa yaşansın beraberiz” demekten vazgeçmeyenlerde...

        Ben o insanlardan ikisini tanıdım.

        Hikâyelerini anlatayım.

        HAMDİ'MİZ Mİ YOK, YOKSA BİZ Mİ MEBRURE DEĞİLİZ?

        Mebrure 10 yaşında, Hamdi 14.

        Samanlıkta sigara içmeyi öğretmiş gizli gizli hayatının aşkına.

        Tanışmışlar.

        Anneannem 1911 doğumlu.

        Osmanlı’yı da gördü, Türkiye Cumhuriyeti’ni de.

        Çarşaf da giydi, balon etekler, topuklu ayakkabılarla baloya da gitti.

        Ceza Reisi’nin kızıydı, milletvekili karısı oldu.

        Altı çocuğu oldu, biri öldü, biri komünist, biri ülkücü, biri dindar, biri ateist, biri Kemalist oldu.

        En çok kocasını sevdi.

        Hep sevdi.

        Yardımcıları oldu, “Hamdi başkasının elinden yemek yiyemez” diyerek 60 sene her akşam yemek yaptı.

        60 sene her sabah Hamdi’nin çayını karıştırdı, “Ben karıştırmadan içemez o çayını” diye.

        Her banyoda Hamdi’yi sıcak sularla, köpüklü liflerle yıkadı, “Tek başına yıkanmayı sevmez” diye.

        60 sene bir gece ayrı yatılmadı, çünkü “yatağa küs girilmez”di.

        Aynı yastıkta kocandı, gün gün.

        Komünist kız “Annem gibi olmayacağım” diye büyüttü kendini.

        Kimsenin yemeğini yapmayacağım, çayını karıştırmayacağım, kızarsam bağıracağım, dargınsam ayrı yatacağım diyerek...

        Çok sonra anladı ki annesi yaptığı her şeyi sevgiyle, isteyerek, sevgilisi için, sevgisi için yaptı.

        Çok sonra anladı ki annesi mutluydu, kızından daha mutlu.

        Anneannem 98 yaşına kadar yaşadı.

        Dedem öldükten 15 sene sonra durdu kalbi.

        15 sene boyunca “Hamdi gelecek beni almaya, hazır olmalıyım, artık gitmem gerekiyor” dedi.

        Son zamanlarında artık ne çocuklarını hatırlıyordu, ne beni, ne kendini, sadece Hamdi’yi hatırlıyordu.

        Gözleri kapanmadan önce “Geldi” dedi.

        Bize bakıyorum da, Hamdi’miz mi yok, yoksa biz mi Mebrure değiliz?

        Başka hayatları bile bile, başka adamları göre göre, birinin kızı, birinin karısı, birinin annesi olmaktan başka bir şey ararken Mebrure olunamıyor.

        Belki o yüzden Hamdi de var olamıyor.

        ÇAYINI SEVGİYLE KARIŞTIRACAĞINIZ BİRİ OLSUN

        Yine haksızlık etmek olmaz.

        Birileri hala hakkıyla sevmeyi başarabiliyor.

        Mebrure ve Hamdi'ye benzeyen başkaları da var.

        42 yıldır birlikte olan Oya Baydar ve Aydın Engin ya da 30 yıllık arkadaşlar Müge İplikçi ve Ruşen Çakır gibi.

        Sizin de çayını sevgiyle karıştıracağınız biri olsun...

        AYDIN ENGİN'İN AĞZINDAN OYA BAYDAR'LA 42 YIL

        “42 yıl önceye gitsek yine onunla olurdum”

        Oya’yla 42 yıldır birlikte, 36 yıldır nikahlı birlikteyiz. Bunca yıldır birlikte yaşadığım ve mutlu olduğum karımdan söz ediyoruz, 42 yıl önceye gitsek yine onunla birlikte olurdum.

        Bir kadın ve erkeğin birlikte yaşaması, yaşamın hemen bütün alanlarını sevinçlerini, kederlerini, keyiflerini paylaşması, zorlukları birlikte göğüslemesi bence önemli. Bunu bunca yıldır yaşadım ve yaşıyorum. Ama evliliğin güzel olup olmadığını siz sorana kadar düşünmedim. Siz sorunca da bir cevabım yok.

        Birlikte olmak istemeyeceğim bir aşama ya da an gelseydi, evlilik olsa olsa resmi işlemler yüzünden bir ayak bağı olurdu; çekip gidemezdim. Ama böyle bir istek duymadığıma göre ve duyacak gibi bir eğilim de hissetmediğime göre evliliğin benim için bir şey ifade etmesi de gerekmiyor.

        "30 YAŞIMDA OLSAYDIM YİNE NİKAH DAİRESİNE GİDERDİM"

        Evlilik birlikte olmanın olmazsa olmaz koşulu değil. Önemli olan birlikte olabilmek ve bunu sürdürebilmek. Evliliğin önemine gelince... Benim açımdan bir önem de taşımıyor. Ama toplumsal koşullar yüzünden bazı kolaylaştırıcı etkileri var. Ya da tersten söyleyelim, evli olmadan birlikte olmanın yol açtığı bir dizi zorluk var. Onlarla uğraşmaktansa nikahlanmak daha kolay ve akla uygun. Bugün de nikahsız birlikte olmanın zorlukları ortadan kalkmadığına göre 30 yaşımda olsaydım, o zorluklarla boğuşmaktansa nikah dairesine giderdim.

        Toplumun bazı kesimlerinde evlenmek istememe gibi eğilim galiba oluşmaya başladı. Ancak hukuksal sorunlar çözülmeden (miras, çocuklar, ortak edinilmiş eşyalar vb.) evliliğin anlam yitirmesi pek mümkün değil. Manevi anlamda düşünüyorsak evlilik, yani nikah bağı, olsa olsa artık birlikte yaşamak istemeyecek hale gelmiş bir ilişkide berbat bir pranga işlevi görebilir.

        MÜGE İPLİKÇİ'NİN AĞZINDAN RUŞEN ÇAKIR'LA 30 YIL

        “İçeride yalnızlık yok!”

        Ruşen'le 17 yıldır evliyiz. Ama 30 yıllık da arkadaşız. Her dakika kavga eder her dakika barışırız. Kahkahalarımız ise boldur. Evli olmanın en pozitif yanı akşam eve geldiğinde, anahtarı çevirdiğinde şunu bilmendir: İçeride yalnızlık yok!

        Bir birlikteliğe başlarken aşk çok önemli bir eşik benim için. Ancak onunla birlikte arkadaşlık da çok önemli.

        Bir ilişkide aşkın yaşatabileceği savrulmaları arkadaşlık limanı dinginleştirebilir. Yani evliliğe sadece aşk yetmeyebilir, arkadaşlıkla sıvanması gerekir bu yapının. Bu duyguyu takip ederek sevgiyi, hatta aşkı devam ettirmek mümkün bence. Güzel olan yanı ise bu yoğun kent temposunda yaşamı zaman zaman da olsa paylaşabilmek.

        "YAZMAKLA YAŞAM ARASINDAKİ DENGE"

        Yazmak gibi yalnızlığa tapu çıkarmış bir işim var. Özel hayatım da böyle devam edebilirdi ama ben yalnızlıktan çok sıkılan bir insanım. Benim açımdan evlilik bu yalnızlığı onaran bir güç sanki, yazmakla yaşam arasında bir denge.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ