Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

‘Cebimdeki Yabancı’ filminin başrol oyuncularından Belçim Bilgin ve Serkan Altınorak, HT Magazin'den Ömür Sabuncuoğlu'nun sorularını yanıtladı.

GÜNEŞLİ bir İstanbul öğleden sonrası buluştuk Belçim Bilgin ve Serkan Altunorak’la. Yeni sinema filmleri için başlayan sohbetimiz, farklı pencereler açtı. Günlük hayatımızın sıkıntılarını da konuştuk, içimizi acıtan olayları da. Ama sohbetimizin sonunda geleceğe umutla baktık.

'Ferzan ve Serra ile çalışmak olağanüstüydü'

‘Cebimdeki Yabancı’ vizyona girdi. Konusunu anlatır mısınız?

Serkan Altunorak: Belçim’le (Bilgin) karı-kocayı oynuyoruz. Biz erkek grubu çocukluk arkadaşlarıyız, evlenmişiz, sonra çiftler de devreye giriyor. Buluştuğumuz akşam bir Ay tutulması var, onu izlemek ve rutin buluşmamızı yapmak için bizim eve yemeğe geliyorlar. Sonra Belçim’in müthiş fikri ortaya çıkıyor.

Belçim Bilgin:Benim canlandırdığım Banu, “Gelin bu akşam bir oyun oynayalım. Herkes telefonunu masanın üzerine koyacak. Gelen mesaj, telefon ne varsa, herkes herkesinkini duyacak ve görecek” diyor, oyun başlıyor.

Ferzan Özpetek ve Serra Yılmaz’la çalışmak nasıldı?

S.A.: Anlatılmaz, yaşanır.

B.B.: Sadece Türkiye’de değil, dünyada da birçok oyuncu için Ferzan Özpetek’le çalışmak hayaldir. Serra gibi çok beğendiğimiz değerli bir oyuncunun da yönetmenliğe geçiş evresinde onunla bu anı paylaşmak olağanüstüydü.

Filmdeki oyunu oynamak için çok cesur ve şeffaf olmak gerekiyor. Herkes bu kadar açık mı?

B.B.: Elbette ki açık değil.

S.A.:Her şeyin konuşularak çözülmesinden yanayım. Ama herkesin bir özel hayatı da var. İlişki içinde de olsak, her şeyimizle ona kendimizi teslim etmiyoruz, etmemeliyiz de.

B.B.: Dürüstlük benim sorguladığım ve takık olduğum bir konu. Hem özel hem dostluk ilişkilerinde dürüst olmak neden bu kadar zor? Özellikle özel ilişkide bir emek veriyorsunuz, karşınızdaki insana saygı ve sorumluluk duyu-yorsunuz. Dürüst olunmalı.

Hayatınızı değiştiren bir yalan oldu mu?

S.A.: Konservatuvar sınavına hazırlanırken aileme yalan söyledim, tutkuyla ilgili bir durumdu. Kazandıktan sonra açıkladım. Masum, iyi niyetli bir şeydi. Hayatımın da dönüm noktası oldu.

Affedemediğiniz yalanlar oldu mu?

B.B.:Birinin üst üste yalan attığını yakaladığım ya da hissettiğim zaman, sıtkım sıyrılıp o ilişkiden yavaş yavaş uzaklaşıyorum. Bir de riyakârlık ve ikiyüzlülükten nefret ederim.

Hadi konuyu değiştirelim. Filmdeki yemekler şahane gözüküyor…

B.B.: Serkan sete ilk başladığımız gün, yemekleri yapmaktan sorumlu olduğunu bilmiyordu, bunu duydu ve “Ben yumurtadan başka bir şey kıramam, Belçim yapsın” dedi. Zannediyor ki ben yapabileceğim. (Gülüyor) Bir ayın sonunda, perde pilavı yapabilen, nur topu gibi bir aşçımız doğdu.

S.A.:Ben perde pilavının ne olduğunu bile bilmiyordum, o kadar yemek yemem yani. (Kahkahalar)

Hiç evde denememiş miydin?

S.A.: Hiç, yurtdışında öğrencilik yıllarında Türk mutfağını özlüyordum. Annemi 10 dolarlık kartımla arar, “Anne, fasulye nasıl yapılıyordu?” diye sorardım.

B.B.:Bence senin merakın yok. Yapamayacak olsan filmde de yapamazdın, kendine haksızlık etme. (Gülüyor)


'TEKNOLOJİ YALNIZLAŞTIRIYOR’

İlişkiler biraz deforme mi oldu?

S.A.:İçinde yaşadığımız dünyada böyle bir sıkıntı var. Teknoloji, özellikle cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle beraber, insanları bir araya getirdiği gibi yalnızlaştırıyor da.

B.B.:Bir yandan da aynı aygıtla ulaşabileceğin bilgileri düşün. Onu nasıl kullandığınız o kadar önemli ki.


'Londra bana iyi geldi’


Belçim, ilk yaptığın yemeği hatırlıyor musun?

B.B.: Aslında evlenmeden önce kızlar bana gelirdi, yemekler yapardım. Yılmaz’la evlendikten sonra, o ciddi bir gurme olduğu için, onun aradığı mükemmelliyetçilik seviyesinede ulaşmadığımı düşündüm, uzak durdum ve bu bir alışkanlığa dönüştü. Eskiden makarna ustasıydım. Çok güzel soslar hazırlardım.

Kilo almamayı nasıl başardın?

B.B.: Daha yeni yeni forma girdim. Londra spor yapma açısından da iyi geldi. Değişim aslında kendi içinde başlıyor, sonra dışarıyı değiştirebilirsin.

Londra gerçekten sana iyi geldi. İçindeki değişimi hissediyor musun?

B.B.:Çok hissediyorum. Hayatın yoğunluğunda yok olmuştum. Londra’ya gidince daha sakinledim, daha küçüldüm, kendimle bağlantıya yeniden geçtim. Oğlumla ilişkim daha yoğun, sağlıklı ve daha anlamlı oldu. Yılmaz da yanımıza geldiğinde aynı şekilde yaşıyoruz.

Kesin dönüş ne zaman?

B.B: Kesin gidiş olmadı ki kesin dönüş olsun. (Kahkahalar) Rodin’in okulu için her senenin sonunda gözden geçirip masaya yatırıyoruz.

‘MESAFE VE SINIR KALKTI’

Sosyal medyadan sanatçılara kolayca ulaşılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

B.B.: Zannediyorlar ki bizim tek işimiz gücümüz sosyal medya ve oradan bir şey paylaşmak. Bazı olaylarla ilgili bir şey paylaşmamamız, o konuyla ilgili duyarsız olduğun anlamına gelmez. Herkes oradaki paylaşımlar üzerinden birbirini yargılama hakkı buldu. Bu çok can sıkıcı bir şey.

S.A.:Herkesin herkese ulaşması aradaki mesafeyi ve sınırı kaldırdı.

B.B.: Beni klavye şövalyeleri aşırı rahatsız ediyor. Klavyenin başında kurduğu küçük cumhuriyetinde, o küçücük tatmini yaşamak için nefret kusup onu yazması da korkunç bir tecavüz bence.

‘SEVMEYİ BİLMİYORUZ’

Peki biz sevmeyi gerçekten biliyor muyuz?

B.B.: Sevmeyi bilmiyoruz aslında, doğru yorumlamıyoruz. Çünkü sevdiğimiz zaman bir mülkiyet duygusu geliyor, garip bir sahiplenme. Onun satır arasında öldürüp hapsetme var. Farkında olmasak da âşık olduğumuz insanı bir kafese koyup onun içinde yaşamasını bekliyoruz.

S.A.:Bu, kadına şiddeti de tetikleyen bir şey. Bana aitsin, sana istediğim her şeyi yapabilirim, her şey bu mülkiyet olayından başlıyor. Tahammül edilecek bir davranış şekli değil.

'Şükretmek çok önemli'

Serkan, hayatın sana öğrettiği en büyük şey ne oldu?

S.A.:Şu anı yaşamak, bu andan mutlu olmak. Her şey için şükretmek çok önemli. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Hayat çok kısa. Ne ara bu yaşıma geldim, gerçekten hatırlamıyorum ama iyi ki her şeyi yapmışım.


‘HEPİMİZ BİRBİRİMİZDEN SORUMLUYUZ’

‘İyi ki’leriniz neler?

B.B.: Çok şey var. Her ne kadar görmezden gelsek de hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Savaşta bombaların altında kalan çocuktan da, Afrika’da susuzluk çekenden de. Kendi mutluluğumuzun peşinde, tüketimin içinde bir şekilde sistemin kendi oyunlarıyla uyuşturduğu robotlara dönüşüyoruz Farkında olmadan. Tek bir çocuğun mutluluğu bütün dünyanın mutluluğu olabilir. Belki o çocuk büyüyüp bir kahraman olur, insanlığa bir sürü aydınlatıcı şey verebilir.

S.A.:Şu an dünyanın içinde bulunduğu durumda üç şey beni çok rahatsız ediyor. Birincisi kadınlara yapılanlar. İkincisi, doğanın bu kadar hor ve umursamaz bir şekilde kullanılması. Üçüncüsü de hayvanlar. Hayvanlarla ilgili yapılan her kötü muamelenin karşısındayım.


‘Evliliğimiz şablona uygun değil’

Devamlı boşanacağınıza dair haberler çıkıyor. Londra’ya nasıl yansıyor bu durum?

B.B.: Zaten evlendiğimiz ilk yıl çocuk haberleri çıktı, sonra ikinci çocuk, ardından ayrılık haberleri geldi. Bir de biz insanların kafasındaki şablona uygun bir evlilik modeli göstermiyoruz. Biraz o da onlara o hissi veriyor. Yılmaz burada, ben orada. Aramızdaki bağa inanıyoruz. Nerede, nasıl ve hangi biçimde olduğu önemli olmadan sonsuza kadar bu bağımız devam edecek. Eskiden sinirleniyordum, üzülüyordum. Şimdi başka türlü bakmayı öğrendim.

CEBİMDEKİ YABANCI FRAGMAN: