Schubert'in "Serenat"ı...
Scubert "Serenat" dinliyorum...
Horowitz çalıyor yine.
Sanırım artık bunu söylememde bir sakınca yok ve sanırım bunun çok hak verilir, çok anlaşılır bir tarafı da yok ama Schubert diğerleri içinde benim için birinci. Yalnızca 31 yıl yaşanmış bir ömür, dokuz senfoni ve onlarca piyano eseri, operalar ve ahh Bitmemiş Senfoni...
Serenat'ın hikayesine bakayım dedim.
Her parçada birden çok akılda kalan melodi, şarkılı ve tutkulu.
1826'da yazmış. Schubert'in bana, bugüne kadar dinleyebildiğim her eserinde, istisnasız yaşattığı o his yine aynı. Geçenlerde Türkiye'nin son dahi çocuklarından biri olan Özgür bana şunu sordu, "Schubert dediğimde aklına ne geliyor?" Hiç düşünmeden, "kupkuru bir ağaç" dedim.
İrili ufaklı çok fazla dalı olan, kupkuru bir ağaç.
Şaşırdı, gülümsedi, bir başka arkadaşım olan eşi Filiz'e dönüp "Doğru" dedi.
İşte o kupkuru ama her an canlanacak gibi duran ağaç yine karşımda.
Schubert'in biyografisini yazan Von Hellborn'un kaleminden şöyle anlatılıyor eser, "1986 yazında, bir pazar günü, Schubert ve arkadaşları Potzleinsdorf'tan şehre dönüyordu. Ve Wahring yakınlarında gezinirken, arkadaşı Tieze'yi bir 'Zum Biersack' adlı bahçede, bir masanın başında otururken buldu. Bu manzara karşısında yapmaya karar verdikleri her şeyden vazgeçtiler. Tieze'nin önünde kapalı halde duran bir kitap vardı ve Schubert sayfaları çevirmeye başladı. Birden durdu ve bir şiiri gösterdi ve dedi ki, 'Bu şiir kadar güzel bir melodi geldi aklıma , eğer bir nota sayfam olsaydı...'
Herr Doppler arkası boş bir fatura kağıdının üzerine hızlıca nota çizgilerini çizdi. Ve o gün o Pazar telaşesi içinde, etrafta birbirinden farklı yöne koşuşturan garsonlar, berbat kır müzisyenleri arasında Schubert bu eşsiz parçayı yazdı..."