Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Levent Özçelik, HT Cumartesi'de Alaçatı'yı kaleme aldı. Eskiden sessiz sakin bir yer olan Alaçatı’da artık hafta sonlarında yürümek bile zor... Bir zamanlar Çeşme’de yaşayanların ya da yazlığı olanların pazarından taze sebze, meyve almak için uğradığı kendi halinde küçük bir kasabayken bir anda Çeşme’den daha “in” hale gelen Alaçatı, nasıl oldu da böylesine popüler oldu? En yakın plajın 4 kilometre uzakta olduğu, “Deniz ayağımın dibinde olsun” diyenlerin yıllar boyu uzak durduğu Alaçatı, bu dezavantajını yıllar içinde avantaja çevirmeyi bildi. Tatil siteleri, gösterişli villalar, çirkin beton bloklar dikilmedi bu kasabaya. Bu küçük kasaba, gözde tatil merkezlerinin gösterişinden, kalabalığından kaçan bohem ruhların sığınağı oldu.

Tabii sörf meraklılarını da unutmamak gerek. Sörfçüler açısından dünyanın 7 önemli parkurundan biri sayılıyor burası. Zira Alaçatı’yı ilk keşfedenler de Avrupalı rüzgâr sörfçüleriydi. Birbiri ardına açılan sörf okulları bu sporun meraklılarını Alaçatı’ya çekti, arkası da hızla geldi. Ancak ne kadar büyürse büyüsün ruhunu kaybetmeyen bir kasaba oldu Alaçatı. Gerçekten de burası sabahlara kadar yemeklerin sürdüğü, deyim yerindeyse eğlencenin cılkının çıkmadığı, özgün bir hayat tarzını yaşayan ve yaşatan bir yer olmaktan hiç vazgeçmedi. İşte sörfüyle, mutfağıyla, sokakları, insanlarıyla Alaçatı.

SOKAKLARDA GEZMEK

Alaçatı’da gezinizin en büyük eşlikçisi kuşkusuz saçlarınızı, eteklerinizi uçuşturan rüzgâr olacak. “Rüzgârın tanrısı burada yaşıyor” diyenler yanılmamışlar gerçekten de. Masmavi sularda rüzgârla istediğiniz sörf dansına katılabilir, taş evlerden birinin serin bahçesinde kahve keyfi yapabilir, yel değirmenlerinin gölgesinde vakit geçirebilir ya da sahilde teninizi rüzgârın okşadığı güneş banyosuyla dinlenebilirsiniz. Alaçatı’nın Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında yürürken çivit mavisi renklerle boyanmış ahşap kapı ve pencereleriyle iki ya da tek katlı taş evlere hayran kalacaksınız. Alaçatı’daki eski Rum evlerinin birçoğu sapasağlam ayakta duruyor. Bozulmadan korunmuş, neredeyse en genci 100 yaşında olan taş evler aslına uygun olarak elden geçirilerek butik otellere, restoranlara dönüştürüldü. Fiyatları biraz el yaksa da Alaçatı’da butik otele dönüştürülmüş taş evlerde konaklamanın keyfi bir başka.

Alaçatı’da dünyanın hemen her yerinden turiste rastlamak mümkün ama ilk sırayı Yunan komşular alıyor. Özellikle hafta sonlarında kurulan Antika Pazarı’na rağbet ediyorlar. Daha önceleri yöreye özgü otların, sebze ve meyvelerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan avluda şimdi, mobilyadan takıya, kıyafetten ev eşyalarına her türlü antikaya ve el yapımı ürüne rastlamak mümkün. “Alaçatı” demek “Ot, sebze, meyve” demek... Öyleyse olmazsa olmaz durağımız Alaçatı Pazarı. Burası yörenin de en ünlü pazarı aynı zamanda.

Özellikle sörfçülerin kullandığı sahil kesimine yakın bir yerde yapılan ve halk arasında “Venedik Evleri” olarak bilinen Port Alaçatı, bu bölgenin popülaritesini daha da artıracak gibi görünüyor. Ancak sörf tutkunları bu projeye sörfü baltaladığı gerekçesiyle pek de sıcak bakmıyor. 10 yıl içinde bitirilmesi planlanan proje, tamamlandığında Alaçatılılar otomobillerini evin arkasına park edip bahçelerinden tekneyle denize açılabilecek. Kanal kentte ayrıca Alaçatı’nın mimarisine uygun alışveriş alanları, golf sahası, restoran ve kafeler de olacak.

İLLE DE SAKIZLI OLSUN!

Alaçatı’ya inerken etraftaki sakız ağaçları dikkatinizi çekecek. Damla sakızı, bir Sakız Adası’nda yetişiyor, bir de buralarda. 6000 yıl önce ilk kez Çeşme’de bulunan sakız ağaçları, azalmakla birlikte verimliliğini hâlâ koruyor. Sakız üretiminin yapıldığı özel bahçeleri ziyaret etmenizi öneririz. Alaçatı’da, 1873’ten beri hizmet sunan Sakızlar Restaurant’ın bahçesinde, araştırma konusu olmuş çok sayıda sakız ağacı var. Reçel, muhallebi, sütlaç, dondurma gibi yiyecek ve içeceklerin yanı sıra kuduz, yılan sokması, mide, akciğer ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı çeşitli ilaçların yapımında da faydalanılıyor sakızdan.

MUTLAKA WİNDSURF

Daha önce hiç yapmadıysanız Alaçatı bu sporla tanışmak için biçilmiş kaftan. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’de dediği gibi, Alaçatı’da deniz ‘yufka’ gibi. Yılın 12 ayı esen rüzgâra rağmen deniz sörfçülerin keyfini kaçıracak kadar dalgalanmıyor, üstelik derinliği de 1.5 metreyi geçmiyor. Bu da Alaçatı’yı sörfçüler açısından dünyanın en önemli parkurlarından biri kılıyor. Liman mevkiinde her seviyeye uygun windsurf kursu var. Milli sörfçü Bora Kozanoğlu’nun açtığı Alaçatı Windsurf Okulu, 1995’ten beri hizmet veren, beldenin ilk sörf okulu Alaçatı Surf Paradise Club, başka bir milli sörfçü Ali Palamutçu’nun çiçeği burnunda sörf okulu Mgya Surf City ilk akla gelenler.