Bombaların altında bir yaş günü: 'Vatandaş Usame' Oscar yolunda
Filistinli yönetmen Ahmed Hassuna'nın, gazeteci Usame el-Aşi'nin savaşın ortasındaki bir yıllık yaşamını anlatan "Vatandaş Usame" filmi Venedik Film Festivali'ne ulaştı, ardından Filistin'i Oscar yarışında temsil etmek üzere seçildi. Bombardıman, açlık ve göçün ortasında çekilen film, bir gazetecinin haber peşindeki hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor: Savaş sırasında ilk kez baba olan, çocuğuna süt ve su bulmaya çalışırken kamerasıyla yaşananları belgelemeyi sürdüren bir insanın hayata tutunma mücadelesini...
Filistinli yönetmen Ahmed Hassuna’nın “Vatandaş Usame” adlı belgeseli, Gazze’de savaşın içerisinden başlayan zorlu yolculuğunu Venedik Film Festivali’ne taşıdı. Film daha sonra Filistin’i Oscar yarışında temsil etmek üzere seçildi. Hassuna, bir yıl boyunca Filistinli gazeteci Usame el-Aşi’nin yaşamını takip ederek onu yalnızca savaşın görüntülerini ve haberlerini dünyaya aktaran bir gazeteci olarak değil; korkuyu, göçü ve yokluğu bizzat yaşayan, ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir baba ve Gazze sakini olarak kameranın önüne taşıdı. El-Aşi bütün bunları yaşarken son derece tehlikeli şartlar altında gazetecilik faaliyetini de sürdürdü.
Hassuna, filmin yapım sürecinin perde arkasını, bombardıman ve zorunlu göç altında yaşanan çekim sürecini ve savaş sırasında Usame’nin çocuğunun dünyaya gelmesinin filmin hikâyesini nasıl değiştirdiğini anlattı. Filistin’i Oscar yarışında temsil etmek üzere seçilmelerinin üzerindeki sorumluluğu daha da artırdığını belirten Hassuna, temel amacının Filistinliyi yalnızca savaş ve ölüm görüntülerine sıkıştırmayan, çok daha insani bir perspektif ortaya koymak olduğunu söyledi.
Gazze’den Venedik’e: Sevinç de Acıyla Geldi
Hassuna için Venedik Film Festivali’ne ulaşmak “muhteşem bir an”dı. Bir sinemacının filmini tamamladıktan sonraki en büyük hayallerinden birinin seyirciye ulaşmak ve Venedik gibi köklü bir festivalde eserini göstermek olduğunu söyleyen yönetmen, buna rağmen yaşadığı sevincin yalnızca mutluluk ve gururdan oluşmadığını anlattı.
Çünkü Venedik’e sıradan bir filmle gelmemişti. Yanında Gazze halkının yaşadığı trajedinin yanı sıra kendi acılarından ve filmin yapımında görev alan herkesin yaşadıklarından parçalar taşıyan bir eser vardı. Bu nedenle filmin uluslararası bir festivalde gösterilmesinin yarattığı gurur, Gazze’de yaşananların ağırlığıyla iç içe geçti.
Ardından “Vatandaş Usame”nin Filistin’i Oscar yarışında temsil etmek üzere seçildiği haberi geldi. Hassuna, bu gelişmeyi ilk öğrendiğinde yaşadıklarını “gerçek bir şok” olarak tanımladı. Haberi kavrayabilmek için zamana ihtiyaç duyduğunu söyleyen yönetmen, sonrasında üstlendiği sorumluluğun büyüklüğünü fark ettiğini belirterek, “Artık yalnızca filmin adını değil, Filistin’in adını da taşıyorsunuz” dedi.
Hassuna’nın hedefi filmin Oscar yarışının son aşamalarına kadar ilerlemesi. Yönetmen, dünyanın film aracılığıyla Gazze’deki gazetecinin, sıradan vatandaşın ve Filistin halkının hikâyesinin bir bölümünü “insani bir gözle” görmesini umut ediyor.
Neden Usame?
Filmin merkezinde gazeteci Usame el-Aşi’nin bulunmasının arkasında savaşın içerisinden doğan bir hikâye yatıyor. Hassuna, filmin yapım sürecinin uzun olduğunu, çünkü çekimlerin bizzat savaşla eş zamanlı yürütüldüğünü anlatıyor. Gazze’nin kuzeyinde yaşayan insanların büyük bölümü güneye göç ederken Usame, bütün risklere rağmen gazetecilik faaliyetlerini sürdürmek amacıyla kuzeyde kalan az sayıdaki gazeteciden biriydi.
Bu tercih yalnızca kendisini değil, ailesini de büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıyordu. Ancak yönetmenin Usame’ye bakışını tamamen değiştiren gelişme, savaş devam ederken gazetecinin ilk kez baba olması oldu.
O noktadan sonra Hassuna’nın kamerasındaki Usame yalnızca yaşananları belgeleyen bir gazeteci değildi. O da çevresindeki herkes gibi savaşın içerisinde yaşayan sıradan bir vatandaştı.
Hassuna bu durumu, “İnsanlar göç ettiğinde Usame de göç ediyor; insanlar aç kaldığında ve bir lokma yiyecek aradığında o da aynı deneyimi yaşıyor” sözleriyle anlatıyor. Böylece “Vatandaş Usame” fikri şekillendi. Yönetmen gazeteciyi kameranın arkasından çıkararak savaşın içerisinde yaşayan insanı, babayı ve vatandaşı göstermek istedi.
Bir Yanda Kamera, Diğer Yanda Bebeğe Süt Arayışı
Filmin en güçlü damarlarından birini Usame’nin savaş sırasında başlayan babalık hikâyesi oluşturuyor. Çocuğu, neredeyse her şeyin eksik olduğu bir Gazze’de dünyaya geldi. Su, süt, ilaç ve bir bebeğin ihtiyaç duyabileceği en temel malzemeleri bulmak bile her geçen gün daha büyük bir mücadeleye dönüştü.
Usame bir taraftan ailesini ve yeni doğan çocuğunu korumaya, onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken diğer taraftan gazetecilik görevini bırakmanın yarattığı başka bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Çünkü çalışmayı bırakmasının Gazze’nin kuzeyinde yaşanan suçları ve gelişmeleri belgeleyen seslerden birinin kaybolması anlamına geleceğini düşünüyordu.
Hassuna açısından filmin merkezindeki temel çelişki tam olarak burada ortaya çıktı: Karşısında ailesi için korkan ve onları korumaya çalışan bir insan vardı; ancak aynı insan çevresinde yaşananları belgelemek konusunda da kendisini sorumlu hissediyordu.
Bu nedenle yönetmen Usame’nin mesleğinin ötesine geçmeye çalıştı. Kamera, gazeteciden çok savaşın dayattığı göçü, korkuyu, açlığı ve yıkımı yaşayan; bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etmeye çalışan insanı takip etmeye başladı.
Kamera Çalıştı, Bombalar Durmadı
“Vatandaş Usame”de savaş yalnızca filmin arka planında görünen bir dekor olmadı. Film ekibi, kameraya aldığı savaşı aynı zamanda bizzat yaşadı.
Hassuna bunu, “Biz savaşı dışarıdan çekmiyorduk, çekimler sırasında savaşın içinde yaşıyorduk” sözleriyle anlatıyor. Bombardıman, zorunlu göç, korku ve temel ihtiyaçların yokluğu yalnızca filmin karakterlerinin değil, kamera arkasındaki ekibin de günlük hayatının parçası haline geldi.
Bu şartlar altında önceden belirlenmiş bir çekim planına bağlı kalmak neredeyse imkânsızdı. Ekibin bir üyesi çekimler sırasında yaralandı. Bazı ekip üyeleri ise ailelerinin durumunu kontrol etmek veya onların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmaya ara vermek zorunda kaldı.
Tehlike yalnızca insanları değil, çekilen görüntüleri de tehdit ediyordu. Hassuna, filmin yaklaşık yarısını tamamladıktan sonra yaşadığı bir olayı da anlattı. Bulunduğu bölgenin bombalanabileceğini öğrendiğinde ailesini kurtarmak için evine koştu. O anda filmin çekilmiş görüntülerini düşünmek aklına bile gelmedi; kaydettiği malzemeyi ancak daha sonra hatırladı.
“Bu Film Belki Hiç Bitmeyecek”
Savaşın değişken şartları ekipte filmin hiçbir zaman tamamlanamayabileceği düşüncesini de doğurdu. Hassuna, savaşın sürekli yeni koşullar dayattığını ve yaşanan her gelişmenin belgeselin yönünü yeniden şekillendirdiğini anlattı.
Bu nedenle yönetmen, “Vatandaş Usame” adlı bir belgesel üzerinde çalıştığını uzun süre kamuoyuna açıklamadı. Filmin varlığını ancak kurgu süreci tamamen bittikten ve yapım seyircinin karşısına çıkabilecek hale geldikten sonra duyurdu.
Bir Yıllık Savaş, Bir Bebeğin Bir Yıllık Hayatı
Hassuna filmin zaman çizelgesini de bilinçli olarak Usame’nin çocuğu üzerinden kurdu. Hikâye bebeğin dünyaya gelmesinin beklendiği dönemden başlayarak ilk yaş gününün kutlandığı ana kadar uzanıyor. Böylece kamera, savaşın ortasında büyümeye çalışan bir hayatı yaklaşık bir yıl boyunca takip ediyor.
Yönetmene göre doğum yeni bir hayatın başlangıcını temsil ediyor. Bu nedenle savaşın ortasında doğan bir çocuğun büyümesini ve babasının onun en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için verdiği mücadeleyi göstermek önemliydi. Çünkü bu ortamda su, süt ve ilaç dahi günlük hayatın en büyük sorunlarından biri haline gelmişti.
Çocuk ise savaşı bilmiyor, çevresindeki hayatın neden böyle olduğunu anlamıyor. Yalnızca büyüyor. Babası da bütün olağanüstü koşullara rağmen onu korumaya ve mümkün olduğu ölçüde normal bir hayat sunmaya çalışıyor.
Hassuna, Usame ile çocuğunun ilişkisi üzerinden daha büyük bir sorunun peşine düşüyor: Savaş tarafından kuşatılmış bir yerde hayat devam edebilir mi?
Yönetmenin film boyunca aradığı yanıt da burada şekilleniyor. Bütün yıkıma rağmen hayat kendisine devam edecek bir yol bulmaya çalışıyor.
Venedik’ten Oscar’a Tek Cümle: “Filistinli Hayatı Sever”
Gazze’den başlayan, Venedik Film Festivali’ne ve ardından Oscar yarışına uzanan yolculuğun sonunda Hassuna, seyircinin Filistinli insana ilişkin zihninde kalmasını istediği görüntüyü tek bir cümleyle özetliyor: “Filistinli hayatı sever.”
Yönetmene göre savaş haberleri, dünyada Filistinliyi yalnızca ölümle karşı karşıya kalan veya ölümle mücadele eden bir insan olarak gösteren kalıplaşmış bir görüntü oluşturabiliyor. Oysa Hassuna’ya göre gerçek hayat bundan çok daha insani, renkli ve karmaşık.
“Biz şarkı söylemeyi, tiyatroyu, oyunculuğu ve dans etmeyi seviyoruz. Bu dünyadaki bütün güzel şeyleri seviyoruz” diyen Hassuna, Gazze’nin yalnızca savaş görüntülerinden ibaret olmadığının altını çiziyor.
Gazze Sadece Savaşın Fotoğrafı Değil
Hassuna’nın “Vatandaş Usame” ile dünyaya ulaştırmak istediği temel mesaj da tam olarak burada yatıyor. Yönetmene göre Gazze’de hayalleri, duyguları ve kendine ait hayatları bulunan, dünyanın diğer toplumları gibi çeşitlilik taşıyan bir halk yaşıyor.
Hassuna bunu, “Gazze yalnızca savaşın bir görüntüsü değildir. Gazze’de çeşitli bir halk var; onların da dünyanın diğer bütün halkları gibi hayalleri, duyguları ve hayatları var” sözleriyle anlatıyor.
Yönetmenin filmden geriye kalmasını istediği en önemli mesaj ise siyasi olmaktan önce insani: Her savaş görüntüsünün arkasında yaşamayı seven bir insan var. Ve o insan, en ağır koşullarda bile hayata tutunmaya çalışıyor.
“Vatandaş Usame” böylece bir gazetecinin savaş belgeseli olmaktan çıkarak, savaş sırasında dünyaya gelen bir çocuğun ilk yaşına, onu yaşatmaya çalışan bir babanın mücadelesine ve Gazze’de ölümün ortasında devam eden gündelik hayata odaklanan bir insan hikâyesine dönüşüyor. Gazze’den çıkan bu hikâye şimdi Venedik’in ardından Oscar yolunda ilerlerken, Hassuna’nın kamerasının dünyaya anlatmak istediği şey savaşın kendisinden çok, savaşın gölgesinde yaşamaya devam eden insanlar oluyor.