BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

"Caz müzisyeni" diyecektim ama başta onlar bu duruma karşı çıkıyor, bir diğer yandan da yaptıkları müzik tüm türleri kapsıyor. Çağrı Sertel ve Ediz Hafızoğlu’nu uzun zamandır dinleyici ve sosyal medyadaki eğlenceli paylaşımlarından dolayı da ‘stalker’ olarak takip ediyorum. İkili hem çeşitli gruplarda birlikte hem de bireysel olarak müzik yapıyor. Sahnede izlemesi de dinlemesi de büyük keyif. Caz festivallerinin bir nevi kadrolusu olan bu iki eğlenceli müzisyenle 27-29 Temmuz’da gerçekleşecek Bozcaada Caz Festivali’ni konuşmak üzere buluştuk. Uzatmaya gerek yok, fotoğraflar size röportajın nasıl geçtiğini de anlatıyor. HT Cumartesi'nden Ece Ulusum'un haberi...

Nasıl gidiyor?

Çağrı Sertel: Her şey yolunda gibi. Yoğun çalışma dönemlerimiz aslında. Festivaller başlıyor. Mutluyuz.

Ediz Hafızoğlu: Kaş’ta yaşadığım için çok sık seyahat etmem gerekiyor. Şu kayıt işini de oraya taşımayı düşünüyorum ki İstanbul’a az geleyim. Şu Bozcaada Caz Festivali’ni yılda 1 kere değil de 10 kere yapsalar çalarım, o ayrı.

Ç.S.: Kışın da güzel olur, manastırın içinde çalarız.

Çok fazla seyahat ediyorsunuz siz, bir gün arayla başka şehirlerde görüyorum sizi. Bu temponun altından nasıl kalkıyorsunuz?

E.H.: Kimi zaman günde birkaç iş oluyor. Bugün ben Kaş’tan arabayla Dalaman’a gittim, sabah başka işler vardı. Birazdan soundcheck ve konser olacak. Ertesi gün konser kayıtları... Tekrar dön, sonra başka şehre. Ama bu başından beri böyle, ondan sorun yok.

Ç.S.: Bu sevdiğimiz bir hayat. Böyle yaşamaya alıştıktan sonra evde çok uzun kalınca bana basıyorlar.

Üretiminizi nasıl etkiliyor?

E.H.: Bayağı katkısı oluyor. Aranızdaki sohbeti, yol üzerinde gördüğünüz bir ev, yediğiniz yemek, illaki bir şey sizi etkiliyor.

‘BERABER BÜYÜDÜK’

Özellikle ikinizle sohbet etmek istedim, yakın arkadaşsınız ve aynı gruplarda da çaldığınız oluyor. Çok eğleniyorsunuz. Bunun röportaja da yansıyacağını düşündüm.

E.H.: Biz de onu soracaktık, “Neden ikimiz?” diye. (Gülüyorlar.)

Bu kadar yakın olmak müziğinizi nasıl etkiliyor? Bir özgüven artmasına ya da sorumluluğa neden oluyor mu?

Ç.S.: Ben çok rahat ediyorum açıkçası. Çalmamızdan aynı şeylere gülmemize kadar çok şey fark ediyor. Beraber büyüdük gibi bir şey zaten.

E.H.: Hepimiz aynı dili konuşuyoruz.

Ne zamandır tanışıyorsunuz?

E.H.: Mimar Sinan Üniversitesi’nde endüstriyel tasarım okudum. Orayı bıraktıktan sonra Bilgi Üniversitesi’ne hazırladığım dönem vardı. Orada bir grup kurmuştuk. Neydi adı?

Ç.S.: S.O.S. Süreyya Doğrular önderliğinde bir gruptu. Şu an kendisi sörfçü.

E.H.: Ne yaptık da müziği bıraktı bilemiyoruz. (Gülüyorlar.) Geri dön Süreyya! Neyse, bu ilk caz grubumdu. İlk konserimizi de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde vermiştik. Ne güzel günlerdi. Hazır yeri gelmişken, bu üniversite ülkemiz ve dünya için önemli. Atatürk Kültür Merkezi inşa ediliyor ancak temsil verecek okulun geleceği belirsiz.

Ç.S.: Birçok müzisyen de oradan mezun...

Hip hop ile caz müziği buluşturan bir projeniz oldu. Nasıl ortaya çıktı fikir ve neler oldu?

E.H.: Yeni her şey. Kafamda uzun zamandır düşünüyordum. Ceza ile çalınca bir gün kafamda birçok şey canlandı. Sonra Kabak&Lin’den arkadaşımız Onur’a danıştım. Bana Da Poet’le konuşmamı önerdi. Konuştuk ve sonra kimlerin çalacağına kadar karar verdik. Xjazz ile başladık, şimdi bir plak şirketiyle anlaşma yapmak üzereyiz. Henüz duyurulmayan bir müzik festivalinde de yer alacağız.

Dünyada bir hip hop yükselişi var. Cazın sırası ne zaman gelecek?

Ç.S.: Caz festivali dediğiniz şeyde bile her türlü sound var. İş fusion’a bağladı. Caz deyince 1950’ler akla geliyor ama şu an çok modern hale geldi. Yeri geliyor daha popüler kafada olabiliyor. Dünyada daha özgün işlere caz denilmeye başlandı.

E.H.: Doğaçlamanın içinde bulunduğu her şey cazdır. Anadolu’da bağlamayı söylenen türküler blues aslında. Ona illaki isim vermeye gerek yok.

Ç.S.: Biz pop, caz ya da rock çalıyoruz demeyip transparan takıldığımız için de farklı projelerin içine girebiliyoruz. Cazcı değiliz, rockçı değiliz, müzisyeniz. Özgün işler yapmaya çalışan insanlarız. Cazcı gibi deyişler geride kaldı. Hepsi iç içe artık. Bir yandan da sanki gruplaşma gibi olmuş oldu. Abi biz metalciyiz, cazcıyız falan yok. Öyle bir kafa kalmadı ki çok da güzel oldu. Fusion güzel bir şey.

‘ERKEKLER DE ÇOK FAZLA DEĞİL’

Festivaller artık tematik değil ama söz ettiğiniz gibi tüm türler dahil oluyor. İstanbul Caz Festivali’nde örneğin rock da var, caz da var... Bunu nasıl yorumlarsınız? Birkaç yorum gördüm “Nick Cave caz değil ki” diyor mesela...

E.H.: Affedersiniz ama o biraz bağnazlık yapıyor. Caz festivallerinde 70’lerde de Jimi Hendrix ya da Deep Purple çalıyordu. Rock festivalinde Miles Davis çalıyordu. Evet bu bir caz festivali ki çoğunluğu da caz. Ama Robert Plant’ı dinleyen de başka bir şey kefedecek, amaç bu. Onun da duyması gerek. Pazarlama olarak da değeri var. Herbie Hancock 40 kez İstanbul’a geldiği için haber olmuyor ama Nick Cave nadir geldiğinden haber oluyor. Bu bizim için harika bir şey zira bizim de adımız yazılıyor. Ondan bir sakıncası yok.

Enstrüman tarafında çok fazla kadın müzisyen yok. Genelde cazda vokal tarafında oluyor kadınlar. Neden sizce?

E.H.: Caz okulu bugüne kadar azdı. Ne bileyim, cesaret eden çok kadın yoktu belki de. Bizim hocamız Selen Gülün’dü. Elif Çağlar, hem çalar hem de söyler... Var aslında, çok ön planda durmuyorlar. Türkiye’de öyle... Gerçi erkekler de çok fazla değil. 10 davulcu yok.

Sizin tarafınızdan düşününce aksiliklerin olduğu, paranın çok dönmediği bir piyasa, her yere yetişmeye çalışan ve sorunları halletmeye odaklı müzisyenler varmış gibi hissediyorum. Kimi zaman bundan dolayı bir dağınıklık... Öyle mi? Bu işin perde arkası nasıl?

E.H.: Dağınıklık kesinlikle söz konusu değil.

Ç.S.: Bu işten para kazanılmıyor ama bu işi yapabilmek için para harcıyoruz. Tutkudan hepsi.

E.H.: Ya başka iş yapacağız ya da her şey iyiymiş gibi, hiçbir şeyi kafaya takmayıp müzik yapmaya devam edeceğiz. Kayıtlar yapacağız, para harcayıp klipler çekeceğiz, Youtube’a para basacağız falan... Bir mekânda konser yapacağız, afişimizi kendimiz bastırıyoruz, dağıttırıyoruz ki görünelim. Mekân bunu çoğu zaman yapmıyor. Veya sosyal mecralarda kendi hesaplarımızdan sürekli reklam veriyoruz.

‘Keşke blues festivallere dahil edilse’

Ben blues konserlerine gitmek istiyorum ama bulamıyorum. Blues neden yok? Her türü kapsayan festivalde blues müziğin de olması gerek bence. Dinleyici olarak karşılığı mı yok?

Ç.S.: Bence caz festivallerinde insanların ilgisini çeken, çok fazla görülmeyen, farklı kitleleri bir araya getirebilecek tarzda müzikler yer alıyor. Blues belli bir sınıfa hitap ediyormuş gibi ama öyle değil. Keşke blues festivallere dahil edilse.

E.H.: Doğru. Sponsorlarla alakalı bu sınıflandırma. Ama bir blues festivali olsa dolar. Çünkü blues aynı tınlasa da söylenen sözler, enstrümanlar farklı. Çok iyi kişiler var. Enteresan, hiç böyle düşünmemiştim. Blues ilk akla gelen olmuyor gibi, doğru.

Araştırdığıma göre mekânlarda da bu konuda önyargı var.

Ç.S.: Müzisyenlerde şöyle bir hata var; kendini ne olarak addedersen öyle kalıyorsun. “Blues çalıyoruz” dediğinde bitti, geçmiş olsun... Müziği kalıplaştırmamak lazım.

Festivalde yer alacak isimler arasında; Alp Ersönmez ‘Cereyanlı’ feat. Erik Truffaz (Volkan Öktem, Çağrı Sertel, Engin Recepoğulları), Cenk Erdoğan, Mehmet İkiz, Bozcaada Ensemble, Korhan Futacı ‘Pavli Experiment’ feat. (Ediz Hafızoğlu, Çağrı Sertel, Volkan Hürsever), Deniz Mahir Kartal feat. Sarp Maden var...

‘Festivale gelin’

Bozcaada Caz Festivali’nden bahsedin biraz. Nasıl geçiyor, bu yıl neler olacak?

E.H.: Avrupa’da anca böyle bir şey yaşayabiliyor insan. Açık hava caz festivali olması çok güzel. Yolculuğu beraber yapıyoruz, konser yapıp denize giriyoruz, birlikte yemek yiyoruz. Yaz gelsin de çalalım diye bekliyorduk. Yapım tarafında kadın ağırlıklı bir ekip var ve çok dinamik. Geçen sene bir jandarma “Tebrikler, burada herhangi bir taşkınlık olmadı” dedi. Taksiciler iş yapabildiği için mutluydu falan.

Ç.S.: Festivalin ilk yılı olmasına rağmen koordinasyon çok iyi yapıldı. Sahne değişimleri hiç sarkmadı. Seyirci muhteşem, her şeyi çok iyi biliyor. Ben “Oğlum ne güzel bir yere düştük biz” dedim. Döndükten sonra bilekliği 3 gün çıkarmadım. Bir gün önceden gidiyorum. Hatırladıkça gülümsüyorum.

E.H.: Üstelik bu headline ve diğer müzisyenlerin olduğu bir festival değil. Herkes eşit şartlarda yer alıyor. Herkese aynı para ödeniyor, aynı yerde kalıyor mesela...

Ç.S.: Festivale gelin.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300