Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

"Sesimi duyan var mı?"
Hiç duymak istemediğimiz ama duyduğumuzda cevap alınmasını nasıl da arzuladığımız / beklediğimiz bir kurtarma ekibi sorusu.

David Gale'in de dediği gibi hayatlarımızın değerini ölçebilmenin yolu başkalarının yaşamlarına değer vermekten geçer.
Son İzmir depreminde tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi hayatlarını kaybedenler için üzüntülerini, enkaz altındakiler için ise kaygılarını dışa vuranlar da oldu kendi içinde sessiz bir çığlığa yükleyenler de...
Hayatlarını kaybedenlere, enkaz altındakilere, onların ailelerine, enkazları elleriyle kazan kurtarma ekiplerine ve ulusal değerlere saygı duymayan 'Haydi bütün eller havaya' nidaları eşliğinde depremden saatler sonra partilerle cadılar bayramını kutlayarak 'Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür' mesajı veren hükümsüzler de vardı.

Üzüntülerini, kaygılarını dışa vuranlar da sessiz bir çığlığa yükleyenler de saatlerce umutlu bir haber müjdesiyle bir kez daha mucizelerin gerçekleşmesini bekledi.
Öncekilerde olduğu gibi İzmir'de yaşanan depremde de günler sonra enkaz altından çıkarılan her kişi, hayat adına umut, mucize oldu.

Elif Perinçek ile Ayda Gezgin, dünyaya geldiklerinde kendilerini tutan ilk kişinin parmağını nasıl kavradıysa enkaz altından çıkarıldıkları anda kurtarma görevlisinin parmağını işte öyle kavramaları adeta ikinci kez doğuşlarının, 'Hey hayat! Yeniden merhaba' demelerinin simgesiydi.
Adeta, "Hey millet! Hayatınızın kıymetini bilin" mesajı veriyorlardı.
Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca'nın da dediği gibi 'Hayat, bir kez daha kazandı.'
Enkaz altından sağ olarak çıkarılan her kişiyle hayat; yeni bir isme, mucize yeni bir tanıma sahip oldu.
Kurtarma ekiplerinin elleriyle beton parçalarından ayırarak gün ışığına çıkardığı her depremzede, hayatını kaybedenlerle kararan günlerimizin huzmeleri olurken yaşama sevinciyle yüklenmemizi sağladı.

Ayda Gezgin... 91 saat
Elif Perinçek... 65 saat
İdil Şirin... 58 saat
Ahmet Çitim... 33 saat
Halim Sarı... 26 saat
Seher Perinçek... 23 saat
Ezel Perinçek... 23 saat
Elzem Perinçek... 23 saat
Kıvanç Çanak... 17 saat
İnci Okan... 17 saat
Hülya Özmet... 17 saat
Nurcan Tosun... 17 saat
Fadime Tolu... 15 saat
Emine Eren... 14 saat
Buse Hasyılmaz... 10 saat
Günay Özışık... 10 saat

Umudu, azmi, hayatın anlamını ve ne kadar kıymetli olduğunu aşıladılar.
Tıpkı Türkiye'de daha önce meydana gelen yıkımlı depremlerde saatler, günler sonra enkaz altından çıkarılan her depremzede gibi...

Tarih: 13 Mart 1992
Saat: 19.18
Yer: Erzincan
Depremin Büyüklüğü: 6.8
Can Kaybı: 653
Yaralı Sayısı: 3.850

1939'da yaşanan depremden sonra binalar, 1940'ta çıkarılan deprem yönetmeliğine göre inşa edilecekti.
Ne var ki öyle inşa edilmemişlerdi.
Yönetmelik; kağıt üzerinde, Erzincanlılar ise enkaz altında kaldı.
Müteahhitler; kâr - zarar hesabını iyi biliyor, mimarlar; öğrenimini gördükleri derslerden girdikleri sınavların ardından diploma alabiliyor.
Ne var ki deprem yönetmeliğine uygun bina yapmayan, onlara ruhsat verenlerin sorumluluk ve insan sevgisini ölçebilecek bir kurum veya kuruluş bulunmuyor.

Canlıların en büyük düşmanı zaman, hayat - memat derdindeki insanları umursamadan saniyelerini fütursuzca boşluğa akıtıp gidiyordu.
Kurtarma ekipleri de dahil herkes biliyordu ki enkaz altında artık sağ kalan birini / birilerini bulmak mümkün değildi.
Öyle ya, ölümcül bir yarası olmasa ve sıkıştığı yerde hava olsa bile bir insan su içmeden depremin 8'inci gününde hayatta nasıl kalabilirdi ki?
Birini / birilerini enkaz altından sağ çıkarmak tam bir mucize olurdu.

Oldu...
Mucizenin adı Nurcan Eraslan.
22 yaşındaki Nurcan Hemşire, deprem sırasında görev yaptığı SSK Hastanesi'nin 5 katlı lojmanının en üst katında bulunuyordu.
Kurtarma ekipleri Nurcan Hemşire'ye ulaştığında depremin meydana gelmesinin üzerinden tam tamına 187 saat geçmişti.
Dile kolay, 7 gün 19 saat...

Aç - susuz ve hareketsiz geçen 187 saat...
Nurcan Hemşire'nin zamana karşı tek silahı her ne pahasına olursa olsun bilincini yitirmemek için ortaya koyduğu azimdi.
Kurtarma ekiplerinin sesini duyduktan sonra 4 saatlik çalışma sonucu enkaz altından çıkarmayı başardıkları Nurcan Hemşire, yarı baygın bir halde meslektaşlarının güvenli ellerine bırakıldı.
Nurcan Hemşire, azmin ve umudun simgesi haline geldi.

Tarih: 17 Ağustos 1999
Saat: 03.02
Yer: Gölcük
Depremin Büyüklüğü: 7.4
Can Kaybı: 17.480
Yaralı Sayısı: 23.781

Yüksel Er...
Merkez üssü Gölcük olan deprem, tüm Marmara Bölgesi'nde yıkımlara neden oldu.
Muhasebeci Yüksel Er depreme eşi Işık Er, oğlu Eser Er ve kızı Ecem Er ile Yalova'da oturdukları Gök Apartmanı'ndaki evlerinde yakalandı. 
47 yaşındaki Işık Er ile 4,5 yaşındaki Ecem Er hayatını kaybederken 14 yaşındaki Eser Er, komşuları tarafından enkazın altından çıkarıldı.
Annesini ve kardeşini kaybeden Eser Er için de kurtarma ekipleri için de umutlar iyiden iyiye tükenmişti.
Ne var ki Yüksel Er, hayatın kazanması için enkazın altındaki mücadelesini sürdürüyordu.
Yüksel Er, 98 saat sonra enkazın altından çıkarılarak hafızalara umudun bir başka adı olarak kazındı.
Enkazdan çıkar çıkmaz oğlu ile 'Çak' yapması ise 1999 depreminin simge görüntülerinden biri oldu.

Ömür Kınay...
Annesiyle oturduğu İstanbul Küçükçekmece'de 8 katlı apartman yıkıldı.
Annesi hayatını kaybederken 20 yaşındaki Ömür Kınay, 4,5 saat sonra enkazdan çıkarıldı.
Belki enkazdan çıkarılma süresi kısaydı ama Ömür Kınay'ı hafızalara kazıyan, depremin simge isimlerinden biri yapan unsur görüntüsüydü.
Ömür Kınay, rahat bir ortamda 4,5 dakika bile duramayacağımız bir pozisyonda tam tamına 4,5 saat durmak zorunda kalmıştı.

Yapılan incelemeler sonucunda, binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı, işçiliğin yetersiz olduğu tespit edilince Ömür Kınay, bir daha depreme dayanıksız binalar yapılmaması, başka canların yanmaması için hukuk mücadelesine girdi. Ömür Kınay, enkaz altında gösterdiği azmi, hayata döndükten sonra da tekrarladı. İletişim tasarımı öğrenimi gördüğü sıralarda Mevlana'nın 7 öğüdünü anlattığı 'Kün' adlı kısa metrajlı filmiyle 2007'de Altın Koza Film Festivali'nde 'En İyi Deneysel Film Ödülü'nü kazandı.

İsmail Çimen...
Babası Fatih Çimen, çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlama adına 1996'da Elbistan'dan Çınarcık'a taşınma kararı aldı.
Hemşehrisi olan müteahhit Veli Göçer'in yanında inşaat bekçisi olarak çalışmaya başlayan Fatih Çimen, biriktirdiği paralarını peşinat olarak verip Göçer'den bir daire satın aldı.
17 Ağustos'ta Çınarcık'taki birçok bina gibi Çimen Ailesi'nin oturduğu bina da yıkıldı. Ailenin 3 kızı hayatlarını kaybederken anne Şerif Çimen yaralı olarak kurtuldu. 5 yaşındaki İsmail Çimen'in enkaz altında olduğu biliniyordu ama depremin üzerinden 172 saat geçmiş olmasından dolayı umutlar tükenmişti.
Kurtarma ekipleri, belli belirsiz bir ses duydukları alanda çalışmalarını o bölgede yoğunlaştırdı.
İsmail Çimen, 172 saat sonra enkazdan çıkarıldı.
17 Ağustos 1999 depreminin simgelerinden biri olan İsmail Çimen, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü'nde öğrenim görüyor.

Elif Gündüz - Şiran Franco
Depreme Çınarcık'taki evinde yakalanan 14 yaşındaki Elif Gündüz, enkazın altında 88 saat kaldıktan sonra gün ışığına çıkarıldı. Gündüz'ü enkaz altından çıkaran başında Albay İsaac Ashkenazi'nin bulunduğu İsrail Ulusal Kurtarma Birliği, daha sonra Şiran Franco'yu depremden 102 saat sonra kurtardı.
Elif Gündüz ile Şiran Franco, daha sonra Tel Aviv'e giderek Albay İsaac Ashkenazi'ye teşekkür etti.

Ufuk Koçak...
Gölcük'te enkaz altında kalan 41 yaşındaki Ufuk Koçak, enkaz altından 72 saat sonra çıkarıldı.
İki bacağını da kaybeden Ufuk Koçak, enkaz altındaki azmini iyileşme sürecinde ve daha sonrasında da gösterdi. Koçak, protez bacaklarla depremin 18'inci yılında sular altında kalan bölgede bir dalış gerçekleştirdi.
Ufuk Koçak, bu dalışta 22 metre derinliğe inerek engelliler arasında dünya serbest dalış rekoruna imza attı. Koçak, daha sonra bu rekorunu 30 metreyle tazeledi. Koçak, aynı zamanda 'Sınırsız' adını verdiği bir kitap da yazdı.

Tarih: 8 Mart 2010
Saat: 04.32
Yer: Elazığ
Depremin Büyüklüğü: 6
Can Kaybı: 41
Yaralı Sayısı: 34

Keko Çiçek...
Elazığ’ın Kovancılar ilçesine bağlı Okçular köyünde çöken iki katlı kerpiç evde annesi Ayten Çiçek ve 3 yaşındaki kardeşi Emre Çiçek ile enkaz altında kaldı.
Kurtarma ekipleri, 6 saat sonra Keko Çiçek'i enkaz altından çıkarıp aldı.
8 yaşındaki Keko Çiçek, çıkarıldığı enkazın başından ayrılmayarak "Annem burada, kardeşim burada" diyerek kurtarma ekiplerine yardım etmek istemesiyle depremin simgesi haline geldi.
Görevlilerin biraz da zorla hastaneye götürdüğü Keko Çiçek, annesiyle kardeşinin hayatını kaybettiğini ertesi gün öğrendi.

Tarih: 23 Ekim 2011
Saat: 13.41
Yer: Van
Depremin Büyüklüğü: 7.2
Can Kaybı: 604
Yaralı Sayısı: 4.152

Yunus Geray...
Hayatı daha yeni yeni anlamaya, tanımaya başlamıştı.
Bir arkadaşıyla mahallelerindeki internet kafeye gitti.
Evlerinde bilgisayar olsa hiç giderler miydi?
Yaşları gereği akranları gibi bilgisayar oyunlarına merak salmış iki arkadaş bir süre sonra tartıştı.
Tartışma sırasında arkadaşına 'Git buradan' dedi.
Arkadaşı da gitti.

Deprem meydana geldiğinde kavga ettiği arkadaşı açık alandayken 13 yaşındaki Yunus Geray, internet kafenin yıkılmasıyla enkaz altında kaldı. Biri, hayatını kaybetmeden önce elini Yunus Geray'ın omuzuna koymuştu. Yunus Geray, saatlerce o vaziyette enkazın altından kurtarılmayı bekledi.
Enkaz altındayken çekilen görüntülerinden sağlık durumunun iyi olduğu sanılıp yüreklere su serpildi.
Yunus Geray, tüm Türkiye'nin umudu, mucizenin yeni adı olmuştu ama ne yazık ki enkazdan çıkarıldıktan sonra hastane yolunda hayatını kaybetti.

Tarih: 24 Ocak 2020
Saat: 20.55
Yer: Elazığ
Depremin Büyüklüğü: 6.7
Can Kaybı: 41
Yaralı Sayısı: 1.607

Azize Çelik...
Mustafa Paşa Mahallesi'nde yıkılan binanın enkazının altında kaldığında eşinin sabah ezanı saatine kurduğu cep telefonunun alarmı çaldı. Alarm sesinden yakınında olduğunu anladığı telefonu bulup kurtarma ekiplerine ulaştı. Enkaza gelen kurtarma ekipleri "Abla seni almadan gitmeyeceğiz" dedikten 17 saat sonra iki çocuğuyla birlikte yaralı olarak kurtarıldı.

Bina inşa edenlerin de onlara ruhsat verenlerin de ulusal acıların yaşandığı günlerde 'Haydi bütün eller havaya' düşüncesinde olanların da hayatlarının değerini, başkalarının yaşamlarına değer vererek ölçmesi dileğiyle....