'Türklere minnet duyuyorum'
Tunus devriminin önderi Raşid Gannuşi: "Din devleti değil, demokratik devlet inşa edeceğiz"
Nihal Bengisu KARACA / TUNUS
ORTADOĞU’da Yeni Toplumsal Sözleşme Arayışı başlıklı konferans, yeni devrimin muhaliflerinin de katıldığı, Tunus ve Türkiye tecrübelerinin kıyaslandığı verimli bir toplantı oldu. Pazar günkü köşe yazımda “İzlenimlerimi çarşamba paylaşacağım” demiştim ama bekleyemedim. Üç ayrı oturumdan ve panelden oluşan konferansta Tunuslu akademisyenler, bir yeni anayasa komisyonu üyesi, Başbakan Hammadi Cibali ve Nahda Partisi Genel Başkanı Raşid Gannuşi de söz aldı. Ve hiç kuşkusuz toplantıların yıldızı Gannuşi idi. Gannuşi “İstanbul’a gittiğimde Sinan Paşa’nın yattığı yeri buldum ve dedesine kavuşmuş bir çocuk gibi ağladım. Türklere minnetarım çünkü onlar olmasaydı bugünkü gibi bir Müslümanlığa sahip olmayabilirdik” diyerek başladı sözlerine.
İLAN EDİLMEMİŞ LAİKLİK
İslam ve laiklik gerilimi yeni Tunus açısından oldukça kritik bir sorun. Nahda Hareketi’nin öncülüğünü yaptığı devrimin din devlet ilişkileri bakımından nasıl bir Tunus inşa edeceği merakla izlenen bir mesele. Zira Burgiba ve Zeynel bin Ali döneminin camilere girmek için yaş sınırı bulunan, sokaklarında dahi başörtüsü yasağı olan eski Tunus’unun anayasasında bile, “Tunus’un dili Arapça, dini İslam’dır” ifadesi bulunuyordu. Tunus’un bağımsızlık sonrası cumhuriyetinin kurucusu Habib Burgiba’nın, ülkesine sosyolojik tabloyla uyuşmayan katı laik bir çehre kazandırmaya çalışırken uyguladığı bir taktikti bu. Hayranı olduğu Atatürk’ü, bu “Ali Cengiz oyununu” keşfedip uygulamadığı için eleştirdiği de bilinir. Burgiba’ya göre devleti laik olarak ilan etmek, dini din adamlarına bırakmak gibi çok ciddi bir hata içeriyordu. Oysa laikliği ilan etmeden uygulanan laiklik daha akılcıydı. Böylece din adamlarına, sivil topluma ve vakıflara dini hayatı temadi ettirecekleri bir alan bırakmamış olurdun! 2011’deki devrimi yapacağı yeni anayasa ile taçlandıracak olan Tunus’ta, söz konusu 59. maddenin içerdiği (Ülkenin dini İslam’dır) ifadenin anayasada yer alıp almayacağı ciddi tartışmalara konu oldu. Halkının çoğu dindar bir ülkenin, İslami kimliği ağır basan Nahda öncülüğünde yapılan bir devrimin anayasasının daha baskın bir İslami kimlik vurgusunu hak ettiğini düşünenler olduğu gibi, laiklikten ödün verilmemesi gerektiğini düşünen, hatta “Halkın dini İslam’dır” ibaresinin çıkarılmasını savunanlar da var. Nahda Partisi’nin tercihi “ne daha fazlası ne daha azı” üzerinde mutabakat sağlanmasına çalışmak oldu. 59. maddenin aynen korunmasına karar verildi. Gannuşi önderliğindeki parti, laiklik vurgulu bir anayasa metnine taraftar olmadı, ama anayasaya devlete din devleti hüviyeti koyacak bağlayıcı ifadeler koymaktan da kaçındı. Çünkü....
‘ASLOLAN ÖZGÜRLÜKTÜR’
Burada sözü Gannuşi’ye bırakalım: “Çünkü laiklik vurgusu baskın bir anayasa istemiyoruz. Öte yandan biliyoruz ki bir anayasanın ihtiyacı İslam hukukuna referans yapıp yapmaması değil, demokratik olup olmamasıdır. 59. maddede Tunus’un dininin İslam olduğunu söyleyen bir madde bulunması, Burgiba’nın bir ramazan günü çıkıp bir bardak suyu içerek halka ‘Ben oruç tutmuyorum, siz de tutmayın’ demesine engel olmamıştı. Ve ne o madde ne de Burgiba’nın tavırları on yıllarca halkın kendi Müslümanlığını kendisinin yorumlamasının da, yaşamasının da önüne geçememiştir. Aslolan özgürlüktür. İslam ancak doğallık üzerine yaşandığı zaman hükmünü icra eder ve zamanına bir şey söyler. İslam hiçbir zaman devlete verilmiş bir emanet değildir. İslam, ümmete verilmiş bir emanettir. Demokratik bir toplum içinde bireyler kendi özgürlüklerine kavuştukları zaman İslam’ın mesajını alacaklar ve topluma karşı yerine getirmek durumunda oldukları sorumlulukları fark edeceklerdir. Bu nedenlerle anayasanın ilgilendiği asıl konu ‘İslam’a yer veriyor mu vermiyor mu?’ meselesi değil, yeterince demokratik olup olmadığı, özgürlükçü olup olmadığı meselesidir.”
AK PARTİLİLERİ ETKİLEMİŞTİ
Nahda Hareketi ve Tunus’un yeni hükümeti AK Parti modelinden etkilendiklerini çok açık bir biçimde ifade ediyorlar. Aslında bunu söylerken biraz da tevazu göstermiş oluyorlar. Zira AK Parti modeli Nahda’yı etkiledi ama, AK Parti’nin kurucu kadrolarını da yukarıda aktardığım çizgiye 90’lı yıllarda gelmiş olan Raşid Gannuşi etkilemişti.
Gannuşi, AK Parti Kongresi’ne katılmıştı