Yavuz Semerci / Gazete Habertürk

Savaş nedeni (mi?)

TÜRKİYE büyük bir devlet. Ne derseniz, hangi cepheden bakarsanız bakın büyük bir devlet. Geleneği olan, tek bir kişinin aklına teslim olmayacak kadar ortak akıl üretebilen bir devlet. Kriz dönemlerinde kenetlenmesini bilen bir devlet. Sağduyu ile teslimiyet çizgisini ayırabilen bir ülke...

Bu nedenle Türkiye’nin ABD ya da bir başka ülkenin emir eri olduğuna yönelik söylemler, kendi dinamiklerimizi anlayamamak anlamına geliyor. Bu tespitlerim, Türkiye’nin dış politikasının kusursuz işlediği anlamına gelmez. Nasıl gelsin ki? Son 14 yılda komşumuz Suriye önce savaşılacak bir ülkeydi. Sonra birlikte bakanlar kurulu toplayacak kadar kardeş olduk, ardından da uçağımızı düşürecek kadar korkusuz bir ülke haline dönüştü.

Belki ekonomi alanındaki bunca yıllık gazetecilik deneyimimden kaynaklanıyor olsa gerek, siyasi gelişmelerin ekonomik arka planını fazla önemsiyorum. Bu nedenle yaşadığımız coğrafyada siyasi ittifakların ve gerilimlerin nedenlerini açıklarken kullandığım anahtar teori, ekonomi temelli. Ülkeler kendi ulusal çıkarlarıyla, demokrasi arasında makas açıldığında kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Örneğin Türkiye, Suriye rejimini diktatörlükle suçlarken, bir ekmek kırıntısı kadar demokrasi sicili bulunmayan Arap ülkeleriyle ilişkilerini iyi tutabiliyor. Bunun güncel Sünni-Şii çatışması şeklinde açıklaması da yetersiz kalıyor. Türkiye’nin dış politika zikzaklarının temelinde de bölgede yaşanan “çıkar” fırsatlarının değişkenliği yatıyor. Özellikle de Irak kaynaklı gelişmeler belirleyici bir özelliğe ulaştı. Rusya’nın ve İran’ın meseleye bakışı da böyle. Bölgedeki hâkimiyet oyunlarının temelinde petrol ve doğalgaz var.

Teorim çok basit. Rusya, Avrupa ve dünyanın doğalgaz tekeli olma özelliğini kaybetmek istemiyor. (Bu kaybın Rusya ekonomisine yıllık maliyeti 50 milyar doların üzerindedir.) İran, Uzakdoğu’nun en önemli petrol tedarikçisi olarak kalmak istiyor. Bölgenin güçlü ülkeleri, ABD’nin Irak işgali ve oradan askerlerini çekme sürecinin ardından yaşanan boşluğun doğuracağı sonuçlardan kendisine çıkar devşirmeye çabalıyor. Artık güç savaşları Filistinİsrail ekseninde gelişmiyor. Kürtlerin hâkimiyetindeki zengin doğalgaz ve petrol yataklarının İran ve Rusya’nın uzun vadeli çıkarlarına darbe vuracak nitelikte olması, bölgede etnik ve dini çatışmaları körükleyecek bir seviyeye ulaştı. Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkileri, Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını yakın gelecekte sona erdirecek niteliğe büründü. (PKK meselesinin çözümüne yönelik Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde oluşan ortak iradenin etkisiz hale getirilmesinin, kimi ülkenin birincil sorunu haline gelmesinin nedeni de bu.) Aynı şekilde İsrail’in Güney Kıbrıs yönetimiyle ortak gaz çıkarması da bölgede çıkar eksenli yeni bir ittifak anlamına geliyor. İran’ın Irak Şii yönetimini etkileyerek, Kürt yönetimini sıkıştırmasının arkasında da aynı kaygılar yer alıyor. Çin ise enerjiye olan bağımlılığını düşünerek İran ve Rusya’nın arkasına geçmiş durumda. Suriye ise bölgesel güç kavgasının küçük bir parçası. Suriye’nin de mümkünse ABD, İsrail, Avrupa, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin içinde yer aldığı ittifakın güçlü bir temsilcisi olması isteniyor. Yani demokrasi talebi aslında “Bizden yana ol” isteğini gizleyen bir şal vazifesi görüyor. Türkiye-Suriye gerginliğinin temelinde Türkiye’yi enerji oyunundan uzaklaştıracak bir bataklık yaratma isteği olabilir. Türkiye’yi yönetenlerin bu tehlikeyi görecek tecrübeye sahip olduğunu ve tahriklere kapılmayacağını düşünüyorum. Umarım yanılmam!

 

Serpil Yılmaz / Gazete Habertürk

Suriye Güney Akım’ı bombaladı!

Başbakan ile aynı uçakta yolculuk ettiği sırada, ilk duyumları değerlendirme fırsatına sahip bir yayın yönetmeninin reflekslerini dikkate almak fena olmaz! Sözünü ettiğim gazete, iktidara yakınlığı sır olmayan Star. Suriye’nin resmi açıklaması ile “düşürüldüğü” anlaşılan F-4E Phantom savaş uçağı ile ilgili haberler, ulusal gazetelerin neredeyse tümünde manşetlerde yer bulurken, Star’ın taşra baskısında “Akdeniz Kalkanı’nda talihsiz kaza“ başlığı ile kamuoyuna sunulması dikkat çekiyor. Okuyucularına neredeyse “görünmez kaza“ dedirten haberin ayrıştırıcı yanının, “Akdeniz Kalkanı“ ifadesini kullanması olduğunu düşünüyorum. Ve buradan ilerlemek istiyorum. “Akdeniz Kalkanı“; Türkiye’nin enerji güvenliği başta olmak üzere, denizde ve havada yapılandırdığı Doğu Akdeniz askeri stratejisini temsil ediyor. 2006 yılında Milli Güvenlik Kurulu kararı ile kurulan “Akdeniz Kalkanı”; fırkateyn, hücumbot, helikopter, sahil güvenlik botları gibi donanımlarla araştırma, görüntüleme ve savunma faaliyetlerini sürdürüyor.

AKDENİZ KALKANI’NA YIKILDI
Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Lübnan’ın 2007 yılında imzaladığı “petrol arama anlaşmasına“ diplomatik cevap vermiş, devamında 1 Ekim 2006’dan beri Doğu Akdeniz’de Türk savaş gemileri ile yürütülen “Akdeniz Kalkanı Harekâtına“; fırkateynler, karakol botları ve savaş uçaklarını da katmıştı. Suriye’nin Türk savaş uçağını “düşürmesini”, Akdeniz Kalkanı ile bağlantılı hale getirmek demek; yatırımcılara Doğu’nun enerji kaynaklarını, Batı’ya ulaştıracak enerji üssü olacağı iddiasını simgeleyen “Ceyhan” terminalinde, risklerin arttığını söylemekle eşdeğer... Bilindiği gibi Ceyhan; bir Amerikan projesi olarak inşa edilen BTC Boru Hattı’nın olduğu gibi Irak’tan gelen Yumurtalık hattının da kavşak noktası... Suriye üzerinden Doğu Akdeniz enerji projesinin “etkisizleştirilmesi“; 2013 yılında inşasına başlanacak olan 35 milyar metreküp kapasiteli Türkiye-İran Avrupa Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ni (ITE) hızlandırıcı bir etki de yapabilir. Enerji koridorunda Türkiye ile İran’ın yakınlaşmasına, Rusya’nın soğuk bakmayacağı varsayımını da yabana atmamak gerekir.

EKONOMİ VE ENERJİ POLİTİKASI
Galatasaray Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Ortadoğu ve Kafkaslar Uzmanı Doç. Dr. Ali Faik Demir ile bu çerçevede görüşüyorum. Demir “Birilerinin çok iyi bildiği, kamuoyunun ise hiç bilmediği bir şeyler olduğu izlenimini veren bir durum ile karşı karşıyayız. O nedenle bu gelişmenin ekonomi ve enerji stratejisi ile birlikte değerlendirilmesinden yanayım. Suriye konusunda Türkiye ile Rusya farklı pozisyonlar almış olsa da, iki ülke enerji ve ekonomi alanlarında işbirliğini güçlendiriyor. Başbakan’ın kara harekâtlarına verdiği tepki, söz konusu hava ya da deniz olunca yumuşuyor. O nedenle bu olay, çok taraflı bir durumla karşı karşıya olduğumuz izlenimi veriyor“ diyor.

ST. PETERSBURG’DA NASIL YANKILANDI?
Suriye konusunu, Rusya’dan bağımsız olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı açık. Hal böyleyken, Suriye’nin (Rusya’dan aldığı iddia edilen) füzelerle Türkiye’nin savaş uçağını düşürmesini bu eksenin dışına taşımamız mümkün görünmüyor. Sizi uçağın düşürüldüğü saatlerde Rusya’nın “Davos’u“ olarak nitelendirilen “St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu-SPIEF“e götürmek isterim. İlk kez TÜSİAD’ın önderliğinde Türk iş dünyasının da katıldığı “zirvede“ düzenlenen “Rusya-Türkiye İş Dünyası Diyaloğu“ oturumunda, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Alman enerji firması RWE’nin Türkiye temsilcisi Cüneyd Zapsu konuşmacı olarak yer alıyor ve Rusya-Türkiye arasındaki yakınlaşmaya vurgu yapıyorlardı. Bir nokta koymak icap ederse şunu söyleyebilirim; Suriye’nin bu hamlesi, Türkiye’nin geliştirmeye çalıştığı enerji hatları projelerinin “Güney“ hattından, “Kuzey“e kayması yönünde etki yapabilir ya da en azından enerji yatırımcılarını Akdeniz’den soğutabilir!