En iyi savaş filmleri
Spike Lee'nin Vietnam Savaşı'nı konu alan 'Da 5 Bloods' filminin gündemde olduğu şu günlerde sinema tarihinin en iyi savaş filmlerini hatırladık. Ama yelpazemizi çok fazla genişlettiği için belgeselleri, savaş döneminde geçen dramları, biyografileri, esir kampları ve soykırımı anlatan filmleri seçkimizin dışında tuttuk. Listemizi yaparken sadece cepheye, savaş meydanına ve savaşın kıyıcılığına odaklanan filmleri göz önüne aldık. Habertürk film eleştirmeni Mehmet Açar'ın yazısı…
Son Mohikan (1992)
(The Last of the Mohicans)
James Fenimore Cooper’ın 1826 tarihli romanından ziyade, romanın George B. Seitz’in 1936 tarihli uyarlamasını temel alan ‘Son Mohikan’, 1757 yılında Amerikan yerlileriyle Fransa arasındaki savaş sırasında geçer… Nesli tükenmekte olan Mohikan kabilesinin son temsilcilerinin, İngiliz sömürgecilerin yanında barış içinde sürdürdüğü yaşam, albayın kızının kaçırılmasıyla alt üst olur. Yarı beyaz yarı Mohikan olan Hawkeye (Daniel Day Lewis) ve kardeşi Uncas, kızı kurtarmak için harekete geçer. Ancak bunun için taraf tutmak istemedikleri bir savaşa dahil olmak zorunda kalırlar… Michael Mann’ın yönettiği film, Trevor Jones ile Randy Edelman’ın müziklerinin katkısı, içerdiği aksiyon duygusuyla 1990’lı yılların en çok sevilen kahramanlık filmlerinden biri olmuştu.
Cesur Yürek (1995)
(Braveheart)
13. yüzyılda zalim İngiliz Kralı Edward’a karşı isyan bayrağı açan İskoç halk kahramanı William Wallace’ın hikâyesi, yönetmen Mel Gibson’ın ellerinde destansı bir isyan ve savaş filmine dönüşüyor... En sevdiği yakınlarını İngilizler yüzünden kaybeden Wallace’ın baskıya ve zulme karşı halkı ayaklandırması, etkileyici ve duygusal bir sinemayla anlatılıyor. Gibson, tarihe geçen bir özgürlük mücadelesine önderlik eden Wallace’ı tüm dünyaya hatırlatırken özelikle Akira Kurosawa’nın filmlerinden etkiler taşıyan savaş sahnelerinde sağlam bir iş çıkarıyor.
Ülke ve Özgürlük (1995)
(Land and Freedom)
Liverpool’da yaşayan Komünist Parti üyesi David Carr (Ian Hart), işsizliğini de fırsat bilerek, Cumhuriyetçiler’in safında İspanya İç Savaşı’na katılmaya karar verir. O günlerde İspanya, dünyanın birçok ülkesinden insanın faşizme karşı savaşmaya geldiği bir yerdir. Komünist İspanyolların önderlik ettiği bir gruba katılan David, kısa sürede kendini savaşın ortasında bulur. Kadınların erkeklerin omuz omuza savaştığı cephede David, grubun ideologlarından Blanca’ya (Rosana Pastor) âşık olur… Senaryosunu Jim Allen’ın yazdığı film, Sovyetlerin savaşa katılmasıyla Cumhuriyetçilerin içinde yaşanan ayrışmaları da anlatıyor… Usta İngiliz yönetmen Ken Loach, İspanya İç Savaşı’na duygusal olduğu kadar eleştirel bir gözle de bakıyor.
İnce Kırmızı Hat (1998)
(The Thin Red Line)
II. Dünya Savaşı’nda Pasifik cephesi... James Jones’un romanından yola çıkan yönetmen Terrence Malick, Guadalcanal Savaşı’nı askerlerin yaşadığı algısal ve ruhsal deneyimler üzerinden anlatıyor. Müthiş bir vahşet, askerlerin iç sesleri ve anılarıyla buluşuyor. İç sesler Malick’in şiirsel cümleleriyle şekillendirdiği düşüncelerini yansıtırken savaşın dehşetine ve anlamsızlığına dışardan bakmamızı sağlıyor. Doğayı sessiz bir tanık olarak gösteren Malick, insanın insanı neden öldürdüğünü de sorguluyor.
Er Ryan’ı Kurtarmak (1998)
(Saving Private Ryan)
Bir annenin savaşta bütün evlatlarını kaybetmesini istemeyen ABD genelkurmayı, Er Ryan’ı kurtarmak için bir grup askeri görevlendirir... Kahramanlık edebiyatı yapmadan kahramanlığın anlamını sorgulayan film, ölümle yaşam arasındaki askerlerin birbirlerinden başka kimseye güvenmediği bir dünyadan manzaralar sunuyor. Savaş öyle bir şey ki kendi gerçekliğinden başka her şeyi silip atıyor. Usta yönetmen Steven Spielberg’in Normandiya Çıkarması’nın ilk anlarını bottaki askerlerin gözünden anlattığı açılış sahnesi de mükemmel…
Iwo Jima’dan Mektuplar (2006)
(Letters from Iwo Jima)
II. Dünya Savaşı sırasında ABD ile Japonya arasında, Iwo Jima adasında yaşanan ve büyük kayıplara sahne olan çatışmaları Japon askerlerinin perspektifinden anlatan bir film… Yönetmen Clint Eastwood aynı savaşı, ‘Atalarımızın Bayrakları’nda (Flags of Our Fathers) Amerikalı askerlerin cephesinden anlatmıştı. Eastwood’un peş peşe çektiği bu iki film, savaşa iki farklı cepheden bakmaları itibarıyla sinema tarihinde özel bir yere sahip... Eastwood’un Japon oyuncularla Japonca olarak çektiği ‘Iwo Jima’dan Mektuplar’, yenilen tarafı anlatması, savaş karşıtı hümanist yanları ve içerdiği hüzün duygusuyla ‘Atalarımızın Bayrakları’na oranla daha çok beğenilmişti.
Beşir’le Vals (2008)
(Vals Im Bashir–Waltz with Bashir)
Her şey bir barda iki eski askerlik arkadaşının kâbuslardan söz etmesiyle başlar. İkisi de kâbusların 1982 Lübnan Savaşı’yla ilgili olduğuna inanırlar. Ancak Ari savaşta yaptıklarına dair çok az şey hatırladığını fark eder ve hafızasındaki boşluğu doldurmak için savaşa katılan arkadaşlarını arar. Animasyon tekniğiyle gerçekleştirilen film, bilinçdışı imgelerle başlıyor ve Ari’nin hafızasındaki karanlık bölge aydınlandıkça savaşın vahşetine götürüyor bizi. Animasyonla belgesel janrının birleştiği bu şaşırtıcı film, İsrailli yönetmen Ari Folman’ın imzasını taşıyor.