Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Kerem Akça, İstanbul Film Festivali'ni değerlendirdi

        KEREM AKÇA /HABERTURK.COM

        keremakca@haberturk.com

        Bir festivali daha kapattık. 4-19 Nisan tarihleri arasında 34. İstanbul Film Festivali kapsamında 96 film izledim. Özellikle aile teması ve büyüme hikayeleri öne çıktı. “Hayal Ülkesi”, “Casanova Variations”, “Aç Kalpler”, “Kelebek”, “Kayıp Nehir”, “Güeros” gibi kurmaca, “Caligari’den Hitler”e ve “B Filmi” gibi belgeseller ise bu şenlikten geriye kalacaklar…

        Bruno Dumont’un “Küçük Serseri” (“P’tit Quinquin”, 2014) adlı muzip bir mini dizi ile çıkagelmesiyle mi, Wim Wenders’in tatmin etmeyen iki eserle boy göstermesiyle mi, mizah yapmayı beceremeyen yaratıcıların seviyeyi düşürmesiyle mi, Lav Diaz’ın 5.5 saatlik melankolik faşizm eleştirisi “Evvelden”le (“Mula Sa Kung Ano Ang Noon Mi”) mi, yoksa İtalya ve Arjantin’den genelde başarılı işler çıkmasıyla mı ansak? Aslında festivali sadece Lisandro Alonso’nun olgunluk fışkıran şaheseri “Hayal Ülkesi” (“Jauja”, 2014) ile bile zihnimize kazımak mümkün… Ama 16 günlük koşuşturmacadan geriye kalan ziyadesiyle konu başlığı var…

        AİLE TEMASI ÖNE ÇIKTI

        Aslında bu sene, ‘Aile Bağları’ bölümünü de düşününce aile teması bir adım öndeydi. “Bir Ayrılık” (“Jodaeiye Nader Az Simin”, 2011) etkili İran filmi “Melbourne”, bir mahkemeyi diyalog ve vicdanla saran “İsrail Usulü Boşanma” (“Gett”), ailelerin tekdüze ilişkilerinin yıkılmasını ele alan “Akşam Yemeği” (“I Nostri Ragazzi”), Azerbaycan kırsalına uzanan “Nabat”, Filistin’de tek mekana aristokrat kız kardeşleri sıkıştıran “Villa Touma” ve daha fazlası…

        Festivalin ‘büyüme hikayeleri’ ile birlikte en belirgin özelliği bu idi bu sene. İsrail, Filistin, Fransa, Rusya fark etmeksizin sıkıntılı aile portrelerinde dramatik gezintiler bizi bekliyordu. Diyalog yazımını öne alınca, rejiyi iyi hesaplamak değer kazandı. Sözgelimi “İsrail Usulü Boşanma”nın, Hint filmi “Mahkeme” (“Court”) ile birlikte ‘yöresel mahkeme filmi’ temsiliyle mekana yüklenmeleri gözden kaçmadı. Hint ve İsrail adalet sistemine dair, feodalim, muhafazakarlık ve feminizm kavramlarını da sorgulayan birer alegoriydi bu iki eser. “Adımı Sen Koy” (“Kak Menya Zovut”) baba-kız ilişkisinde aranın açılmasına dair ‘oyunbaz’ bir yorum gibiydi.

        BÜYÜRKEN DİNAMİK DURMAK

        Büyüme hikayelerinde “Güeros” gibi Fransız Yeni Dalgası sevgisi aşılayan, capcanlı, siyah-beyaz ve tam ekran bir iş, Meksika sinemasını gururlandırdı. “Sahipsiz Çocuk” (“Nicije Dete”) gibi savaşın kirliliğini üzerine alan bir anti-kurt çocuk filmi, Almanya’dan gelen “Victoria” gibi tek geceyi tek planda resmeden eser dikkat çekiciydi. “Son Vuruş”un (“Le Dernier Coup de Marteau”) orkestra ile futbol arasında kurduğu köprü, “Çöplük”ün (“Trash”) Brezilya favelalarından çıkarttığı çocuk suçlu meselesi de akla gelebilir.

        Öte yandan başta “Harika Çocuk” (“Il Giovane Favoloso”), “Sihirli Kız” (“Magical Girl”), “Hayatını Yaşa” (“Choone Chali Aasman”), “Bana Bak Philip” (“Listen Up Philip”) gibi eserler olmak üzere, ötekilik, anti-kahramanlık filmlerin uğrak noktasıydı. Genelde doğuştan başlayan ve çözülemeyen fiziksel problemler öne çıktı.

        Bunun yanında “Nabat” ve “Sonsuza Dek” (“Gia Panta”) gibi ‘görüntü yönetmeninin filmi’ tamlamasına yakışan ürünler de vardı. “Enayi” (“Durak”) ve “Özgürlük Tepesi” “Ja-Yu-Eui Eon-Deok”) yönetmenlerinin önceki işlerini düşününce teatral durmalarıyla yanıltmadılar.

        SİYASET YAPARKEN SİNEMAYI UNUTMAMA SANATI

        Siyasi açıdan olgun yaklaşımları da gözlemledik. “Başkan”da (“The President”) bilinmeyen bir ülkede Arap Baharı’nın “Büyük Diktator”ünün (“The Great Dictator”, 1941) yaratmaya soyunan Muhsin Makmalbaf, hem hüzünlü, hem hınzır bir taşlamaya imza atıyordu.

        Ermanno Olmi’nin anti-militarist savaş filmi “Her Şey Yeniden Yeşerecek” (“Torneranno i Prati”) ise “Harp Esirleri”yle (“La Grande Illusion”, 1937) akraba bir diyalog, açı ve oyuncu kullanımına sahipti. Toplumsal hafıza üzerinden yürüyen “Kızıl Amnezi” (“Chuang Ru Zhe”) Wang Xiaoshuai’nin ‘politika için sanat’ın ötesine geçtiğini polisiye dönüşüyle ispatladı. Lav Diaz “Evvelden”de Marcos rejiminin delirtme potansiyeline dikkat çeken sıra dışı ruh haliyle sarsıyordu. Öte yandan Panahi’nin “Taksi”deki (“Taxi”) duygusallığı bunların anti-tezi gibiydi.

        TAZE DENEMELER DAMGA VURDU

        Festivalde verimli denemeler, dinamik ruhlarıyla dikkat çekti. “Casanova Variations”ın Avusturyalı yönetmeni, içinden Kazanova, Mozart ve John Malkovich geçen bol katmanlı ve uluslararası bir eserle çığır açtı. Marco Berger “Kelebek” (“Mariposa”) ile yükselen kariyerinin paralel evren ve reenkarnasyon üzerine kurulu özgün durağına ulaştı. Çocuk sahibi olma üzerine en melankolik filmlerden “Aç Kalpler”de Leone, Bava, Argento kadar stile yoğunlaşan bir İtalyan sinemacıyı, Saverio Costanzo’yu en formda halinde gördük. Tamamına yakını tondoskop formatında çekilen epizodik “Şeytan” (“Lucifer”, 2014), “Hayat Ağacı”na (“The Tree of Life”, 2011) da göz kırparken hayranlık uyandıran bir seyir süreci sundu. Elbette Alonso’nun olgunluğa eriştiği taptaze fantastik westerni “Hayal Ülkesi” (“Jauja”) de unutulmamalı, hatta en yukarıya konulmalı…

        Doyumsuz soundtrack’iyle dahi iz bırakabilen “Kayıp Nehir” (“Lost River”), ilk filmin ne demek olduğunu sadece David Lynch’le kısıtlı kalmayan, Grand Guignol arka planlı leziz bir gizem filmine açılarak kanıtladı. “Devlet Mafya El Ele”nin (“La Trattativa”) canlandırma sahnelere arkadan arşiv görüntülerini eklediği, seyirciyi de unutmadığı çok yönlü dünyası, görülmeye değerdi. Kitsch ve çılgın komedi “Belalı Ev” (“Ukkili Kamshat”) Kazak sinemasının medarı iftiharı gibiydi. Onunla birlikte “Ölü Kar 2” (“Død Snø 2”, 2014) da kült adayıydı…

        HAYAL KIRIKLIKLARI

        “Caligari’den Hitler’e” (“Von Caligari zu Hitler: Das deutsche Kino im Zeitalter der Massen”), “B Filmi” (“B-Movie: Lust & Sound in West-Berlin 1979-1989”), “Hasret” (“Yearning”) gibi özgün, “Messi” gibi futbolseverleri hedefleyen tatminkar belgeseller de vardı. Danis Tanovic, Thomas Vinterberg ve Stephen Daldry, anlamsız dönüşleriyle ‘hangi dünyada yaşıyorsunuz?’ sorusunu hak etti.

        Michael Winterbottom, Anna Melikyan, Andrei Konchalovsky, Dagur Kari, Christian Jimenez hayal kırıklığı yarattı. Fransız sanat sinemasında Bonello ters köşe yaptı. “Saint Laurent” görülmeye değer, sanki Ozon eli değmiş bir biyografik filmdi.

        “Gerçeklik” (“Realité”) gibi Dupieux zekasının Lynch temsili, “Taşa Yazılan Mektuplar” (“Bîranînen li Ser Kevirî”) gibi Kürt sinemasına muzip bakış ‘meta-komedi’ adına ilginç denemeler sundu. “Arabulucu” (“Negociador”), “Veda Partisi” (“Mita Tova”), “Altmışından Sonra” (“Miss Sixty”) ve “Kaçış Sanatı” (“L’Art du Fugue”), yama duran mizah anlayışlarıyla komedinin zor bir şey olduğunu ispatladılar. Hızlı kurguyu seçen “Ben Ölmeden Önce” (“Before I Disappear”), “Prens” (“The Prince”) ve “Sırık” (“The Goob”) kısmen tatmin edebildi.

        CİNSELİK VE ŞİDDET

        Cinsel özgürlük konusunda “Itsi Bitsi”, “Yeni Kız Arkadaşım” (“Une Nouvelle Amie”), “Bodrumda” (“Im Keller”), “Bomba Gibi” (“A Blast”) iddialıydı. “Şiddet” (“La Violencia”), “Bela Parkı” (“Flugparken”) şiddet uygulamalarında samimi değildi. “Güzel Gençlik” (“Hermosa Juventud”), “Sırık” ve “Beden” (“Cialo”) ise sanki ‘çıplaklık koyalım birkaç yere yeter’ ruhsuzluğunun mağduruydu. Western hakim türlerden biriyken, korku motifleri de unutulmadan bambaşka kalıplara sokuldu. Bilimkurgu adına gelen iki örnek düş kırıklığıydı.

        Fransız Kültür Merkezi’nin yenilenen salonu bir kazançken özellikle geriye “Hayal Ülkesi”, “Casanova Variations”, “Aç Kalpler”, “Kelebek”, “Kayıp Nehir” ve “Güeros” kurmaca olarak kalacak. Elbette Greenaway, Seidl, Makmalbaf, Ozon da tatmin etti. Ama bu seneyi ustaların değil, alttan gelen, yolu açı ya da kariyerinin zirvesine çıkan yönetmenlerin festivali olarak anacağız.

        Kerem Akça’nın İstanbul Film Festivali’nde izleyip en çok beğendiği 15 film:

        1-Hayal Ülkesi

        2-Casanova Variations

        3-Aç Kalpler

        4-Kelebek

        5-Caligari’den Hitler’e

        6-Devlet Mafya El Ele

        7-Belalı Ev

        8-Saint Laurent

        9-Eisenstein Meksika’da

        10-Başkan

        11-Şeytan (Lucifer)

        12-Bodrumda

        13-Evvelden

        14-Yüzündeki Sır

        15-Gerçeklik

        Kerem Akça’nın yurtdışı festivallerde izlediği filmlerin kalite sıralaması:

        1-Peşimdeki Şeytan

        2-Azrail

        3-Yeni Kız Arkadaşım

        4-Bomba Gibi

        5-Melbourne

        6-A Most Violent Year

        7-Theeb

        8-Kanunun Kuvveti

        9-Sonsuz Hüzün

        Kerem Akça’ya göre İstanbul Film Festivali’nin en umut vaat eden 9 ilk filmi:

        1-Kayıp Nehir

        2-Güeros

        3-B Filmi

        4-Sahipsiz Çocuk

        5-Mahkeme

        6-Barbarlar

        7-Sırık

        8-Ders

        9-Nabat

        Kerem Akça’ya göre İstanbul Film Festivali’nin en büyük 10 hayal kırıklığı:

        1-Burgundy Dükü

        2-Meleğin Yüzü

        3-Dış Ses

        4-Star

        5-Bataklık

        6-Postacının Beyaz Geceleri

        7-H.

        8-Party Girl

        9-Beden

        10-Çöplük

        Kerem Akça’ya göre İstanbul Film Festivali’nin en zayıf 10 filmi:

        1-Özgürlük Tepesi

        2-Her Şey Güzel Olacak

        3-Doğada Tek Başına

        4-Hal ve Gidiş

        5-Krala Mektup

        6-Toprağın Tuzu

        7-Bugün

        8-Atlantik

        9-Altın Çağ

        10-Umut

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ