100 bin fiş tek tek incelenip yakalandı! 3 kez idam kararı verilen katil, cezaevinde Hamlet oldu
İstanbul Harbiye'deki Tekel deposunda gece bekçisi Abdurrahman, başına keserle vurularak vahşice öldürüldü. 1956 yılına damga vuran ve İstanbul'u ayağa kaldıran "Harbiye cinayeti" için 65 polis seferber oldu, 121 kişi dinlendi, şüpheliler birer birer sorgulandı. Ancak katilin hesaba katmadığı iki sessiz tanık vardı: Kasa ve ampul üzerinde bıraktığı parmak izleri... Bilgisayarın, dijital veri tabanının olmadığı o yıllarda 100 bini aşkın parmak izi tek tek incelendi ve sonunda katilin izi bulundu. Gündemi sarsan cinayetin, üç kez verilen idam kararından cezaevinde oynanan Hamlet'e uzanan inanılmaz hikayesi Kriminal Dosyalar'da... Mustafa Şekeroğlu'nun özel haberi...
Yıl 1956... Tarih yaprakları 13 Ocak’ı gösteriyordu. İstanbul, soğuk bir cuma gecesine hazırlanıyordu. Harbiye’nin en hareketli noktalarından Cumhuriyet Caddesi’nde hayat olağan akışında devam ediyordu. Caddenin üzerinde bulunan Tekel Satış Deposu'nda da mesai sona ermek üzereydi. Çalışanlar birer birer depodan ayrıldı. Geride yalnızca gece bekçisi kaldı. 50 yaşındaki Abdurrahman...
Ordu’nun Koyulhisar ilçesinden İstanbul’a gelmişti. O gece de her zamanki gibi sabaha kadar depoyu bekleyecekti. Ancak Abdurrahman için o nöbetin sabahı olmayacaktı. Saatler sonra açılan bir kapı, İstanbul polisini günlerce uğraştıracak vahşi bir cinayeti ortaya çıkaracaktı. Katilin geride bıraktığı küçücük bir iz ise dönemin imkânları düşünüldüğünde inanılması güç bir kriminal çalışmanın başlangıcı olacaktı.
SABAH DEPONUN KAPISI AÇILDIĞINDA...
14 Ocak sabahı saat 09.00 sıralarında Tekel Satış Deposu'nda çalışan Osman isimli hamal iş yerine geldi. Her sabah olduğu gibi kepengi açmak istediğinde kilidin kırılmış olduğunu fark etti. İçeri girdiğinde ise gece boyunca depoda olağan dışı şeyler yaşandığını gösteren izlerle karşılaştı. Büyük kasa zorlanmış, ortalıkta iki keser ile bir tornavida bırakılmıştı. Keserlerden birinin üzerinde kan izleri bulunuyordu. Daha da önemlisi, gece boyunca depoda bulunması gereken bekçi Abdurrahman da ortada yoktu.
“ESRARLI İŞLER OLMUŞ” İHBARI
Osman durumu depo amiri Mithat’a bildirdi. Mithat da vakit kaybetmeden Şişli Emniyet Amirliğini arayıp, “Burada esrarlı işler olmuş. Gece bekçimiz Abdurrahman ortalıkta yok. Kepengin kilidi kırılarak içeri girilmiş. Kasa kurcalanmış. Meydanda kanlı keserler var” diyerek ihbarda bulundu. Bunun üzerine karakol komiseri, yanına iki polis memurunu alarak hızla olay yerine gitti.
KANLI KESER İLK ŞÜPHEYİ DOĞURDU
Polislerin ilk dikkatini çeken nokta kepengin kilidi oldu. Kilidin zorlandığı belirlendi. Ardından deponun içerisindeki büyük kasa incelendi. İçinde 632 lira 50 kuruş bulunan kasa uzun süre zorlanmasına rağmen açılamamış, hatta yerinden dahi oynatılamamıştı. Kasanın yakınında iki keser ile bir tornavida bulundu. Keserlerden biri depoya aitti ancak diğer keser ile tornavidanın iş yerine ait olmadığı tespit edildi. Üstelik keserlerden birinin üzerinde yoğun kan izleri vardı.
KAN DONDURAN GÖRÜNTÜ
Kanlı keserin bulunmasıyla birlikte polis, kayıp gece bekçisi Abdurrahman’ın başına bir şey gelmiş olabileceği ihtimali üzerinde durdu. Önce kendisine ayrılan odaya bakıldı. Abdurrahman burada değildi. Üstelik yatağının dahi bozulmadığı görüldü. Bunun üzerine deponun alt katında arama yapıldı. Polisler tuvaletin kapısını açtıklarında korkunç manzarayla karşılaştı. 50 yaşındaki Abdurrahman, göllenmiş kanların içerisinde yerde yatıyordu. Başına keserle defalarca vurulmuş, kafatası aldığı darbeler sonucu parçalanmıştı. Olay yerinde bulunan kanlı keserin cinayette kullanılmış olabileceği değerlendirildi.
PARALARI ALINMAMIŞTI
Polisin dikkatini çeken bir başka ayrıntı ise Abdurrahman’ın üzerindeki paraların alınmamış olmasıydı. Yapılan kontrolde üzerinden farklı miktarlarda banknotlar ile bozuk paralar çıktı. Bu durum, saldırının doğrudan Abdurrahman’ın üzerindeki parayı almak amacıyla gerçekleştirilmediğini gösteriyordu. Artık ortada sıradan bir hırsızlık girişiminden çok daha ağır bir suç vardı. Depoya giren kişi ya da kişiler kasayı açamamış, geride kanlı bir keser bırakmış ve gece bekçisini vahşice öldürmüştü.
“KİMSE BİR YERE DOKUNMASIN”
Karakol komiseri, olayın basit bir hırsızlık vakası olmadığını hemen anladı ve durumu merkeze bildirdi. Kısa süre sonra olay yerine Olay Yeri İnceleme ekipleri geldi. Ekipte yıllardır görev yapan Kemal Komiser’in ilk sözleri, “Kimse bir yere dokunmasın” oldu.
KASA VE AMPUL ÜZERİNDE PARMAK İZİ ELDE EDİLDİ
Komiser Kemal ve iki kişilik ekibi olay yerinde titiz bir çalışma yapmaya başladı. Amaç, katile ait olabilecek bir parmak izine ulaşmaktı. Ortadaki tablo, burada bir boğuşma yaşandığını gösteriyordu. İlk bulgulara göre katil ya da katiller depodaki kasayı açmak istemiş, ancak bunu başaramamıştı. Komiser Kemal ve ekibi saatler süren çalışmalarını tamamladı. Kasanın üzerinde ve alt katta bulunan elektrik ampulünde parmak izleri tespit edildi. Komiser Kemal, katile ait olabileceği değerlendirilen bu izleri büyük bir titizlikle aldı.
“FIRTINA” İHSAN SORUŞTURMANIN BAŞINA GEÇTİ
Gece bekçisinin öldürüldüğünün anlaşılması üzerine dosya artık yalnızca bir hırsızlık girişimi olmaktan çıkmıştı. Cinayet Masası Başkomiseri “Fırtına” İhsan ve ekibi olay yerine gelerek soruşturmayı devraldı. İlk değerlendirmede, kişi ya da kişilerin depoya kasadaki parayı çalmak amacıyla girdiği, kasayı açmayı başaramadığı ve kendilerini fark eden Abdurrahman’ı öldürdükten sonra kaçtığı ihtimali üzerinde duruldu.
İHTİMALLER DEĞERLENDİRİLDİ
Ancak Başkomiser İhsan yalnızca bu ihtimale bağlı kalmak istemiyordu. Bekçi, katilini tanıyor olabilir miydi? Depoya giren kişi içerideki kasanın yerini önceden biliyor muydu? Bekçinin hangi saatlerde depodan ayrıldığını bilen biri olabilir miydi? Olayın gelişigüzel bir hırsızlık mı, yoksa depoyu yakından tanıyan birinin planladığı bir suç mu olduğu araştırılmaya başlandı.
KASA HIRSIZLARI İNCELEMEYE ALINDI
Deponun soyulmaya çalışılması nedeniyle Hırsızlık Masası da soruşturmada aktif rol aldı. “Kemik Ahmet” lakaplı Başkomiser Ahmet, İstanbul’daki kasa hırsızlarını ve benzer yöntemlerle işlenen hırsızlıkları incelemeye aldı. Bu ihtimali güçlendiren önemli bir ayrıntı daha vardı. Tekel deposunun yakınlarında bir süre önce başka bir kasa soygunu meydana gelmişti. Polis, iki olay arasında bağlantı bulunup bulunmadığını araştırırken bilinen kasa hırsızlarının izine düşmeye başladı.
65 POLİS GÖREVLENDİRİLDİ
Cinayet, o dönem Türkiye gündemini sarsan olaylardan biri oldu. Vaka, “Harbiye cinayeti” adıyla günlerce gazete manşetlerinde yer aldı. Kamuoyu, cinayetin aydınlatılmasını merakla bekliyordu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hayrettin Nakipoğlu, olayın çözülmesi için toplam 65 polisi görevlendirdi. Polis ekipleri sahada çalışmalarını sürdürürken Komiser Kemal ise olay yerinden elde edilen iki parmak izinin sahibini arıyordu.
BİR CİNAYET DAHA
İstanbul polisi bekçi Abdurrahman cinayetine kilitlenmişken, birkaç gün sonra Çamlıca Korusu’nda kimliği belirsiz bir erkek cesedi bulundu. Yapılan incelemede, gencin başına ağır bir cisimle vurularak öldürüldüğü belirlendi. Polis, bu cinayetin “Harbiye cinayeti” ile bağlantılı olabileceği ihtimalini de değerlendirdi. Abdurrahman’ı iki kişi öldürmüşse, bu iki katil sonradan aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucu birbirine düşmüş ve biri diğerini öldürmüş olabilir miydi? Bu ihtimal de göz ardı edilmedi. Yapılan çalışmalarda cesedi bulunan kişinin Unkapanı’nda oturan 21 yaşındaki Hasan olduğu tespit edildi. Ancak Hasan’ı kimin öldürdüğü bilinmiyordu.
PARMAK İZİ SABIKALILARLA UYUŞMADI
Soruşturma hız kesmeden devam ederken Olay Yeri İnceleme Şubesinde de ayrı bir hareketlilik vardı. Almanya’dan getirilen yeni bir cihazla parmak izi taraması yapılıyordu. Kemal Komiser ve ekibi önce İstanbul’daki sabıkalıların parmak izlerini incelemeye aldı. Günlerce süren karşılaştırmaların sonunda olay yerinden elde edilen iki parmak izinin de sabıkalıların kayıtlarıyla uyuşmadığı belirlendi. Bu sonuç soruşturma açısından önemliydi. Katil, daha önce parmak izi kaydı bulunan sabıkalılardan biri değildi. Peki kimdi? Bu sorunun cevabı, Komiser Kemal ve ekibinin yapacağı çok daha geniş kapsamlı bir araştırmayla ortaya çıkacaktı. Kemal Komiser kararlıydı; olay yerindeki iki parmak izinin sahibini bulacaktı.
EHLİYET ALAN ŞOFÖRLER İNCELEMEYE ALINDI
O dönem her vatandaştan otomatik olarak parmak izi alınmıyordu. Ancak şoförlük, özellikle taksi, kamyon ve otobüs gibi ticari araç kullanan profesyonel sürücüler açısından kamu güvenliği nedeniyle emniyetin denetimi altındaydı. Bu işi meslek olarak yapacak kişilerden ehliyet, yani şoför vesikası alırken emniyet arşivine konulmak üzere mürekkepli parmak izi kartı alınıyordu. Sabıkalıların kayıtlarından sonuç alamayan Komiser Kemal, bu kez ehliyet almak için parmak izi veren şoförlerin bulunduğu arşive yöneldi. Şimdi önünde binlerce parmak izi kartı vardı.
KAN LEKELİ PANTOLON
Bu sırada çevredeki araştırmalar da genişletilmişti. Başkomiser İhsan ve ekibi çok sayıda kişinin ifadesine başvurdu. İfade verenlerin sayısı 121’e ulaştı. Şüpheli görülen kişiler de nezarethaneye alındı. Bunlardan biri marangoz kalfasıydı. Pantolonunda kan lekelerine benzeyen izler bulunması, şüphelerin onun üzerinde yoğunlaşmasına neden oldu. Ancak Cinayet Masası bir taraftan şüphelileri sorgularken, soruşturmanın kaderini belirleyecek asıl çalışma parmak izi arşivinde devam ediyordu.
“BULDUM” DİYE BAĞIRDI
Komiser Kemal, elde edilen parmak izleri konusunda Başkomiser İhsan’la sürekli irtibat halindeydi. Cinayet Masası ifadeler, şüpheliler ve saha araştırmaları üzerinden ilerlerken kriminal ekip sessiz bir tanığın peşindeydi. Çünkü olay yerinde bulunan yabancı parmak izlerinden birinin katile ait olduğu belirlenebilirse, günlerdir süren soruşturmanın yönü tamamen değişebilirdi. Ehliyet alan şoförlerin parmak izi fişlerini tek tek inceleyen Komiser Kemal, 120 bin 285’inci fişe geldiğinde durdu. Olay yerinden alınan izlerle önündeki karttaki izleri karşılaştırdı. Bir kez daha baktı. İzler uyuşuyordu. Komiser Kemal heyecanla: “Buldummm!” diye bağırdı. Günlerdir aranan katile giden yol artık açılmıştı.
KATİL KAMYON ŞOFÖRÜ İSMET ÇIKTI
Kasa ve ampul üzerindeki parmak izleri, kamyon şoförü İsmet’e aitti. 29 yaşındaki İsmet, Feriköy’de oturuyor ve 6 aylık evliydi. Bu bilgi üzerine Başkomiser İhsan ve ekibi harekete geçti. İsmet’in evinin yakınında bir bakkal dükkânı vardı. Polis, şüpheliyi ürkütmeden dışarı çıkarmak için bakkalın telefonunu kullanmaya karar verdi. Cinayet Masası ekipleri dikkat çekmemek için bir çocuğu İsmet’in evine gönderdi. Çocuk, “İsmet abi, telefonla seni arıyorlar” diyerek onu bakkala çağırdı. Hiçbir şeyden şüphelenmeyen İsmet bakkala geldiğinde polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. İsmet, neden alındığını kısa sürede anlamıştı.
O GECEYİ DETAYLARIYLA ANLATTI
Bu sırada gözaltındaki marangoz kalfasının pantolonundaki kan sanılan lekenin kırmızı boya olduğu anlaşıldı. Artık katil zanlısı da yakalanmıştı. Gündemi sarsan cinayetin perde arkası, İsmet’in verdiği ifadeyle gün ışığına çıkmaya başladı. Katil zanlısı İsmet, ayağında rugan mabeyn terlikler, sırtında iyi dikilmiş koyu yeşil-beyaz çizgili elbisesiyle oturduğu sandalyede başını ellerinin arasına aldı. Kısık bir sesle konuşuyor, ara sıra gözyaşlarını siliyordu. Ardından o gece yaşananları detaylarıyla anlatmaya başladı: “Feriköy’de oturuyorum. Babam aynı semtte bakkallık yapar. Tekel deposunu ve içindeki kasayı da kamyonetimle dükkâna mal taşıdığım için biliyorum. Sık sık gittiğim için burada çalışanları da tanırım. Bundan 6 ay evvel, tam evlendiğim sırada babam bana bir kamyonet aldı. Bu arabayı 8000 liraya sattım. Bu parayla, bir de ortak bularak taksi almayı düşünüyordum. Fakat param yetmiyordu. Paramı artırmak ümidiyle kumar oynadım ve 5000 lirasını kaybettim. Bu beni son derece üzdü.”
“Hadiseyi babam ve kardeşlerim de öğrenmişlerdi. Fakat inkâr ettim, paranın durduğunu söylüyordum. Bütün ümidim ortak olarak bulduğum Mikael’deydi, nitekim o bana 5500 lira verdi. Fakat bir garajda bulduğum arabayı almaya param kâfi gelmiyordu. Bu defa da elimdeki 8500 lirayı artırmak için yılbaşı gecesi kumara oturdum. Fakat yine kaybettim. Bu defa deliye döndüm.”
HIRSIZLIĞA KARAR
“Ortağım beni sıkıştırıyordu. Ona arabayı aldığımı fakat garajda tamirde bulunduğunu söylemiştim. Birden aklıma Harbiye’deki Tekel deposu geldi. Geceleri depoda yalnız gece bekçisi kalıyor ve o da kahveye çıkıyordu. Hadise gecesi iki ayrı yerden keser ve tornavida alarak deponun önüne gittim ve beklemeye başladım. Memurlar gitti, bir müddet sonra da bekçi çöpleri dökmek üzere sokağa çıktı. Açık bıraktığı kapıdan koşarak içeri girdim ve saklandım. Sonradan gazetelerden isminin Abdurrahman olduğunu öğrendiğim bekçi yemeğini yedi ve kahveye çıktı. Ben de derhal kasanın başına geçerek zorlamaya başladım. Bir türlü açılmıyordu. Yarım saat kadar uğraştım ki bir ses duydum. Hiç beklemediğim sırada bekçi geri dönüyordu.”
SAKLANIŞ VE CİNAYET
“Derhal mahzene giden merdivene atıldım ve helaya saklandım. Bu sırada yanan ampulü de gevşeterek söndürdüm. Fakat karanlıkta ayağım orada bulunan kontrplaklara takıldı ve çıkan gürültüyü bekçi işitti. Elinde bir keser vardı. Geldi ve beni gördü. Bekçiyi tanıyordum... Keserle üstüme hücum etti. Elini tuttum ve keseri alarak vurdum. Yere düştü, ben de kaçtım.”
NASIL YAKALANDIĞINI ANLATTILAR
İtirafın ardından polis, katil zanlısının nasıl yakalandığını basın mensuplarına anlattı. Yapılan açıklamada şunlar söylendi: “Kasa ve ampul üzerindeki parmak izlerini aldık. Bunların katile ait olduğu yüzde yüzdü. Elimizde bulunan yüz bini mütecaviz parmak izini teker teker kontrol ettik ve nihayet ehliyet almak için parmak izi vermiş olan İsmet’in izine uyduğunu anladık. Ötesi kolaydı. Kendisini, evine bitişik bakkalın çırağıyla ‘Seni telefondan istiyorlar’ diye çağırttık, ayağında terliklerle geldi. Polis olduğumuzu anlayınca hiç mukavemet etmedi ve gelince de suçunu itiraf etti.”
3 KEZ İDAM İSTENDİ
Cinayet günlerce konuşuldu. Katil zanlısının sabıkasının bulunmaması da kamuoyunun ilgisini çekti. İlk duruşmayı çok sayıda kadın da izledi. İsmet, takım elbisesi ve bıyıklarıyla dönemin ünlü aktörü Ayhan Işık’a benzetildi. Mahkemede, bekçinin kendisini görüp polise haber vermek yerine üzerine saldırdığını, bu nedenle kendisini savunduğunu öne sürdü. Savunmalarına rağmen hakkında idam kararı verildi. Ancak karar üst mahkeme tarafından bozuldu. İkinci ve üçüncü yargılamalarda da idam kararı verilmesine rağmen bu kararlar da Yargıtay tarafından bozuldu.
KARAOĞLAN VE HAMLET’İ OYNADI
Üç kez verilen idam kararının bozulmasının ardından İsmet’e cezaevinde çok sayıda hayranı tarafından mektup gönderilmeye başlandı. İdam kararları bozulan İsmet hakkında daha sonra müebbet hapis cezası verildi. Çıkan afla cezası 24 yıla indirildi. Gönderildiği Buca Cezaevi’nde tiyatro çalışmalarına katılmaya başlayan İsmet, sahnede Hamlet ve Karaoğlan rollerini oynadı. Oyunculuğu büyük ilgi gördü. Daha sonra çıkan ikinci afla birlikte toplam 10 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.