Oktay Yıldırım ifade verdi
Sedef Şenkal bildiriyor...
Bombalar bana ait olmayan ve evin sahibi olduğu iddia edilen Mehmet Demirtaş'ın kiracı olduğu gecekonduda bulunduğu söyleniyor. Mehmet benim Kilis'te askerimdi. İstanbul'da bir LPG istasyonu olduğu için benim de 14 yaşında bir LPG'li bir aracım olduğu için ayda 1-2 kez yanına gider aracıma LPG doldururdum. Bundan başka bir ilişkim yoktur. Ali Yiğit'i hiç tanımazdım. Orada sadece bana birkaç kez çay ikram etmiştir. Bir manav açtığında ve Mehmet bana oradan alışveriş yapmamı rica ettiği için bir kez o manava gittim. Ali Yiğit'in Mehmet Demirtaş'ın yeğeni olduğunu da o gün öğrendim. Mehmet Demirtaş o evde kiracıydı. Birbuçuk yıl kadar önce de taşınmıştır. Gözaltına alındığımda nedeni söylenmedi. Evdeki bütün ruhsatlı silahlarımı kendi ellerimle polise teslim ettim. Ancak bir tanesinin ruhsatını bulamadım. O silahım ruhsatsız işlemi gördü. İddianameye de o şekilde girdi. Emniyette polisler bombaların bana ait olduğunu Mehmet Demirtaş'ın söylediğini belirttiler. Ama Mehmet böyle bir ifade vermemiştir. Ne ben ne avukatım bu bombaları daha önce görmedim. Mahkemeniz de bu bombaları görmedi. Beni tutuklayan mahkeme bu bombaları bana sormadı bile. Sadece bıçakları sordu. Bombaların daha sonra dava dosyasında sadece resimlerini gördüm. Danıştay saldırısı sırasında Muzaffer Tekin'in intihar girişimini duyduğumda Acıbadem hastanesine gittim. Çünkü kendisi arkadaşımdır.
Röportajlar yaptım. O konuyla ilgili yazılar yazdım.
El bombalarında parmak izlerim olduğu konusuna gelince; bu bombaların çatıda üç yıldır olduğu söyleniyor. Üç yılda koli bandında parmak izi kalmaz. Bu nasıl oluyor. Bunun tespit edilmesini istiyorum. Bu arada Ali Yiğit ifadesinde kutuyu salladığını iddia ediyor. Ancak kutuda onun parmak izleri değil de benim parmak izlerimin çıkması çok anlamlıdır. 13.06.2007'de el bombaları mahkeme kararıyla imha edildi. Biz şimdi yargılama sırasında bu bombalarla ilgili bilirkişi raporu istesek bu nasıl gerçekleştirilecek. Ali Yiğit bu manavı açtığında benim o çatıya çıktığımı gören karısı, kızı veya gören kim varsa çıksın konuşsun. Araştırılsın. Eğer beni gören yoksa o bombalar çok daha önce yerleştirilmiştir. Parmak izi olması mümkün değildir. Bunun tespitini istiyorum."
İfadesinde Şemdinli'den getirdiği iddia edelin bombalarla ilgisinin olmadığını ve bunun Genelkurmay tarafından da doğrulandığını belirten Oktay Yıldırım "Olur ya bir gün tahliye olursak bir berberin çekmecesinde, bir otoparkta, bir bankta parmak izim çıkar diye beklemelimiyim sayın hakim? Sanki ben LPG istasyonunun pompacısıymışım gibi manavın çalışanıymışım gibi gösteriliyorum. Ben o dönemde Hastal Gazinosu'nda idarecilik yapıyordum. Ali Yiğit o bombaları bulacak ben yerlerini değiştirmeyeceğim ha.. Oradan bakınca ben zeka özürlü mü görünüyorum sayın hakim? Bütün bu çelişkiler
Ali Yiğit'in ve o senaristin mantığına uygun gelebilir. Ama normal insanlara göre anormaldir. Anormallik senaryodadır. Bu iddaalar çarıklı senaristin uydurmalarıdır. Bu tertibi görmeseniz, bu çarıklı senaristlerin yeni senaryolar yazmasına göz yumarsanız. Başka magdur insanlar da bu duruma düşücektir. Benim Ali Yiğit'e Kuvayi Milliye Derneği'ni anlatığım iddia ediliyor. Eğer siz böyle derin ilişkileri bakkal çırağına anlatmayı normal buluyorsanız, benim de bütün bunları Ali Yigit'e anlatmam ve örgüt üyesi olmam çok normaldir. Acı olan bu mantık hatalarının binlence görevlinin dikkatinden kaçıp savcıya dayanak olarak gelmesidir. Senarist bombalara mantıklı kaynak bulmak için Ali Yiğit'e 'benim bu bombaları 97-99 yılları arasında Şemdinli'den getirdiğim' yalanını söyletiyor. Ben Şemdinli'den koltuk değnekleriyle geldim. Askeriye de eşyalar daha sonra jandarma tarafından araç dahil sökülerek yapılan detaylı aramadan sonra gönderilir. Benim ki de öyle oldu. Keza Genelkurmay
da sözkonusu bombaların benimle bir ilgisi olmadığını rapor etti." dedi.
BOMBALARIN İMHA EDİLMESİ DOĞRU DEĞİL
Oktay Yıldırım, bombaların imha edilmesiyle ilgili olarak ise "El bombası
mühimmatlar içinde en emniyetli olanıdır. Çünkü mekanik eteşleme sistemi vardır. Patlaması için emniyet piminin çekilmesi yere atıldığında da tapasının yere isabet etmesi lazım. İstem dışı patlayabilmesi için ise çok yüksek ateşe atılması gerekir. Biz askeriyede oda sıcaklaklığının altında iki yıl özel metal kutularda sakladığımız el bombalarını patlamama riskine karşı göreve göndermeyiz." şeklinde konuştu.
"BELGEYİ İNTERNETTEN İNDİRDİM"
"İddianamenin 103. sayfasında benimde adımın yeraldığı bazı isimler hakkında savcılık 'Şüphelilerden Ayşe Asuman Özdemir, Gazi Güder, Ergun Poyraz, Güler Kömürcü ve birkaç sanığın daha çeşitli gazete, internet sitesi ve televizyonlarda örgütün amacı doğrultusunda yazı, yayın ve propaganda faailiyeti yaptıkları anlaşılmaktadır.' demektedir. Sözde örgütün ne menem bir örgüt olduğu iddianamenin 442. klasöründe MİT tarafından verilen yalanlanmış bir rapora göre; aloihbar.com isimli ve PKK orjinli bir sitede 2001 yılından beri 'Lobi Ergenekon" belgesinin yayınlanmakta olduğu ve binlerce kez tıklandığı da anlaşılmaktadır. Çok gizli örgüt belgesi diye nitelenen ve üzerinden yüzlerce komplo teorisi üretilen belgeler PKK orjinli bir siteden alınmıştır. Buna itibar edilerek aynı belgeyi tamamıyla yasal bir şekilde internetten indirdiğim için ben Oktay Yıldırım'da örgütün üyesi olarak
gösterilmekteyim."
"Orhan Pamuk'un 'Türkler bir milyon Ermeni ve 30 bin Kürdü öldürdü" hezeyanından ötürü yargılandığı davaya müdahil olarak gitmem bile bu iddianameye olay olarak konuldu. Benim bu davaya müdahil olmamdan normal bir şey olamaz. Sanki 30 bin Kürdün öldürüldüğünü gözleriyle görmüş gibi anlatıyor. Ve burada Türk ordusu mensuplarını kastediyor. Biz yakaladığımız teröristin yarasını sarıp ekmeğini veriyoruz. Ben bu uğurda sakat kaldım. Orhan Pamuk'un bunu ispatlamasını istedim. Aksi halde iftira ve
hakarete uğradığım gerekçesiyle şikayetçi olduğumu söyledim mahkemeye. Bu suç olsaydı oradaki hakime hanım beni yargılardı."
Muzaffer Tekin, Fikri Karadağ ve Kuddisi Okkır'la birlikte yer aldığı fotoğrafın
nekahat döneminde Şile'de bir piknik sırasında çekildiğini de ifadesinde anlatan Oktay Yıldırım "Muzaffer Tekin'in sayesinde oraya gittim. Sanıklardan kimseyi tanımam. Beni gezdirmek için geldiler. Orada çekildi fotoğraf. Bu da dosyaya suç delili olarak konuldu. O zaman bütün resimlerde arkadaşlarımdan biri suç işlese o resimdeki herkes suçlu mu sayılacak.Örneğin Almanya'daki Deniz Feneri davasında yolsuzluk ve sahtecilikle paraları zimmetine geçirdiği mahkeme kararıyla sabit olan
bir kişinin Türkiye'nin başbakanı ile olan ve basına yansıyan fotoğrafı başbakanı bu suça ortak mı eder? Belki bir döneme ait bir tanışıklığı gösterir ama hepsi bu kadardır. Bu mantığı hukuk içinde kabul etmek mümkün değildir."
"Danıştay'a yapılan saldırı bana yapılmıştır. Cumhuriyete yapılmıştır. Osman
Yıldırım yobaz bir teröristtir. Benim böyle bir adamla aynı ortamda olmam bile
düşünülemez. Osman Yıldırım cezaevinde hidayete erip bizim hakkımızda ifade veriyor. Bir yerde bombayı Oktay Yıldırım'dan bir yerde Muzaffer Tekin'den aldığını söylüyor. Bizim bu adamla bir arada olmamız mümkün değildir. Bu adamla birada olduğumuzu gösteren bir delil yoktur."
"Adalet mülkün temelidir yazısı şehitlerin kanlarıyla yazılmıştır. İddianamede bir diğer olay ise gaziler yürüyüşüne katılmam. Bu nasıl suç olur. Keşke sayın
savcılarda gelseydi İstiklal Marşını söyleselerdi. Gelselerdi gazi yürüyüşünde darbe ortamı oluşturulmadığını anlarlardı."
Dayanaksız iddialar ve düzmece delillerle suçlandığını da ileri süren Oktay
Yıldırım, iddianamede kimi kişilerin çeşitli vaat ve koşullandırmalarla söyledikleri yalanların itibar gördüğünü anlattı. Parmak izlerinin bulunduğu yerler ve bombaların hangi amaçla kullanılacağı konusunda iddianamede farklı anlatımlar olduğuna da ifadesinde değinin Yıldırım "Nerede kullanılacağı belli olmayan bombaları, ben Cumhuriyete atılsın diye vermişim. Ama bunlar Eskişehir'de çıkan bombalar. Bu mantık hukuk tarihine geçecektir. Hem tutuklanmadan önce hem de tutuklandıktan sonra sanık mı, tanık mı olduğu belli olmayany, eşcinsel haham sözde örgütün anatomisini açıkladı ve bu saçmalıklar gerçek kabul edildi. Kim bilir kimin hastalıklı beyin kıvrımlarından çıktığı belli olmayan bu sözde örgüt öyle bir örgüttür ki kendi sözde yöneticilerini öldürmeyi planlamaktadır. Bu öyle bir sözde örgüttür ki baskınla
girilen evlerden hiç birinde direnişle karşılaşılaşılmadığı gibi tutuklardan
bazılara telefonla çağrlıp gözaltına alınmıştır. Burada insanlar gizli belgeleri ele geçirmekten hapsedilip iddianame beklerken o gizli belgeler her gün gazete sayfaları ve televizyonlarda yayınlandı. Bu sözde örgüt öyle bir örgüttür ki yöneticileri kendi gazetelerini bombalatmaktadır. Bu sözde örgüt öyle bir örgüttür ki hem devlet içine çöreklenmiştir hem de devletin hiçbir konumu ile bağı yoktur. Her şeyi yaptığı iddia edilmekte ama hiçbir şey yapmamış olduğu, yapmayı tasarladığı da iddia edilmektedir. Yedi kocalı Hürmüz gibi, bu vakte kadar kurulmuş sağ, sol ve ayrılıkçı tüm terör örgütlerini idare etmektedir. Bu örgüt öyle ahmak bir örgüttür ki, yapacağı her şeyi telefonlarda söyleyerek adeta bilirli olarak kayıt altına aldıran sokak serserisi ve meczuplar ile adlarını önündeki akademik ünvanlara rağmen kendilerine esrarengiz bir hava vererek, yaptıkları telefon konuşmalarında ona buna küfreden, bombardıman kahanetleri yapan dangalaklar, bu örgütün muteber adamlarıdır.
"Mesela bir gizli tanık A ve bir gizli tanık B var. Ki neye tanık oldukları ve neden
gizlendikleri belli değildir. Ve üstüne üstlük bir şeye tanık olmamışlardır.
Kendilerine anlatılanlara tanık olmuşlardır. Yani tanığın gizli tanıklarıdır. Bir
buçuk yıla yakın zamandır delilleri karartma şüphesiyle tutukluyum. Benim tutuklu olduğum süre içerisinde karartamadığım ne gibi yeni deliller bulunmuştur. Bana bunun açıklanmasını istiyorum. Evinden el bombaları çıkan Ali Yiğit serbest kaldı ama siyasi kimliğe sahip kim varsa birbirleriyle ilişkilendirilerek tutuklandı. Altıncı derece teorisine göre siz de Putin ve Bush'u tanıyorsunuz. Ortak tanıdıklarınız vasıtasıyla sizi de ilişkilendirebiliriz. Ben parkta çiçek toplarken sakatlanmadım. Masa maşında elime kalem battığı için de emekli olmadım. İki park cezası dışında hiç suç işlemedim ve onları da hemen ödemiştim. Sorulacak her soruyu yanıtlamaya ve gösterilecek her tanıkla yüzleşmeye hazırım. Bir buçuk yıldır yaşadığım hiçbir şeyi hak etmedim."
Oktay Yıldırım'ın 48 sayfadan oluşan yazılı ifadesini bitirmesinin ardından
Yıldırım savcı ve avukatların sorularına yanıt verdi. Soru cevap kısmında zaman