Lümpen demokrasi
"28 Şubat süreci aynen devam ediyor. "İstediğini düşün ve yaz, ama işsiz kalmayı da göze al." Sivil 28 Şubat'ın getirdiği "ileri demokrasi" herhalde böyle bir şey olacak" Mehmet Ali Kılıçbay yazdı
Zaman gazetesi, 28 Şubat 1997’de mağdur edilen bazı gazetecilerle görüşmüş. Bunlardan Mehmet Altan, orduyu sinirlendiren olayın, % 72 oranında zamlanan asker maaşlarıyla ilgili yazısı olduğunu söylüyor. “30 yıllık bir öğretmenin maaşının, askeri kariyerine yeni başlayan birinin maaşından daha az olduğunu yazmıştım. Bu yazı üzerine Genelkurmay Genel sekreteri Erol Özkasnak, Sabah’ın o sıralardaki Genel yayın Yönetmeni Zafer Mutlu’yu arayıp, benim hakkımda, ‘onun makatına süngü sokup sınır sınır gezdireceğim’ demiş. Bunun üzerine Dinç Bilgin ile Zafer Mutlu, Mehmet Altan’ın haftada dört olan yazı sayısını bire indirmişler.
Bu, 28 Şubat sürecinde gazetecilerin yaşadıkları ağır tehdide ve maruz kaldıkları mağduriyetlere dair küçük bir örnek. Süreç içinde çok fazla gazeteci işsiz kaldı, tehdit aldı, yasaklı hale geldi. Bu süreçte en dikkat çekici nokta, askerin kendini herkesten üstün görmesi ve her şeye hükmedeceğine/hükmetmesi gerektiğine olan kesin inancı idi. Aradan 13 yıl geçti. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi bir yemek düzenledi ve ildeki 8. Mekanize Piyade Tugay komutanı Tuğgeneral İsmail Gümüştekin’i de davet etti. Komutan, Rektör onu kapıda karşılamayınca kızıp geri döndü, ama işten attırırım diye tehdit etmedi/edemedi. Demokrasimiz yol alıyor! Ancak ana gövdesi 28 Şubatta oluşan Devlet Protokol listesine bakıldığında, Üniversite Rektörleri 41. sırada, korgeneraller 44., tümgeneraller 57., rektör yardımcıları 65. ve tuğgeneraller 70. sırada. Yani bir tuğgenerali, bırakın rektörün, rektör yardımcısının bile karşılaması devlet hiyerarşisine aykırı. Fakat bunun anlatılması ve anlaşılması gerekiyor. Yani bir sivilin bir askerden daha üstün olabileceğinin anlatılması ve anlaşılması şart.
Başbakanımız bize bu konuda umut vermeye devam ediyor. AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Recep Tayyip Erdoğan, “Yaşananlar ileri demokrasinin ayak sesleridir…Hukuku, adaleti, demokrasiyi çiğnemek arzusunda olanlar, bundan sonra yaptıklarının yanına kâr kalmayacağını görmelidir…Engelli demokrasi bu milletin kaderi değildir…Hiç kimse imtiyazlı değildir, hiç kimse hesap sorulamaz değildir” dedi. Yani Türkiye tam demokrasiye gidiyor. Ne güzel!
Başbakan, aynı konuşmasında, “Biz yetkilerimizin sınırlarını biliyoruz. Yargı da lütfen yürütmeye müdahale etmesin. Yürütmenin haklarına da siz saygılı olunuz” diye vurguladı. Yani “ben bilirim, onun için karışma” dedi. Oysa yargı, Yürütmeye ancak mevcut yasalar çerçevesinde müdahale edebilir ve yasaları da parlamento yapar. O halde Başbakan, Rektöre kızan Tuğgeneral gibi olmak istemiyorsa ve gerçekten “ileri demokrasi”yi kuracaksa, yargının yürütmeye müdahalesine alışmalıdır.
Başbakanımız, gene aynı konuşmasında, Çankaya’daki Gül, Erdoğan, Başbuğ üçlü zirvesini eleştiren bazı yazarlara tepki göstererek, “Bunu yazan gazetecilerin patronlarına sesleniyorum. ‘Ne yapayım köşe yazarı, hakim olamıyorum’ diyemezsin, sorumlusu sensin. O gazetecinin maaşını sen veriyorsun. ‘Herkes fikrini söylemekte serbesttir’, ama bu insanlara kalemleri teslim edenler, kusura bakma sana burada yer yok demelidir”.
28 Şubatta askerlerin söylediklerinin aynı sözler. 28 Şubat süreci aynen devam ediyor. “İstediğini düşün ve yaz, ama işsiz kalmayı da göze al”. Sivil 28 Şubat’ın getirdiği “ileri demokrasi” herhalde böyle bir şey olacak.
Başbakanımız, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği genel kurulunda konuşurken, “Nasıl yargı mensuplarını yüksek yargı yargılıyorsa, bırakın parlamentodaki siyasetçileri de parlamento yargılasın. Parti kapatmaya bırakın da parlamento karar versin” deyiverdi. Yargı mensuplarını yüksek yargı yargılar (adi suçlarda normal mahkeme), çünkü yargının işi yargılamaktır. Eğer siyasileri parlamento yargılayacaksa, futbolcuları Futbol Federasyonu, doktorları hastane kurulları, şoförleri şoför odaları… yargılasın. Buna Batı’da “İleri Demokrasi” değil, en alt kesimlere şirin görünmeye çalıştığı için “Lümpen Demokrasi” diyorlar.