Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem 27 Nisan e-muhtırası, AK Parti'ye açılan kapatma davası, askeri vesayet, Nihal Bengisu Karaca

        Bundan beş yıl önce bu ülke, askerin "Sözde değil özde laik" gibi tabirlerle kendisi için bir Cumhurbaşkanı siparişi verdiği anlara sahne oluyordu. Bundan beş yıl önce bugün bu ülke kayıtlara "e-muhtıra" olarak geçecek bir metne tanık oluyor; siyaset iktidarlara dayatılan bir "ayara" daha maruz kalıyor, neyse ki literatüre "dik durmak" diye geçen bir tavırla karşılık vermeyi seçerek "her şeyi değiştirecek" bir süreç için boşluğa doğru bir adım atıyordu.

        Bundan beş yıl önce bugün, asker, sonradan "askeri vesayetin tasfiyesi" olarak anılacak yeni bir başlangıç için kendi kendisinin topuğuna sıkıyordu.

        Bundan beş yıl önce bugün, bıçak kemiğe dayanıyor, kemikler hep bir ağızdan "Artık yeter" diye gıcırdıyordu.

        VE ASKER DEĞİŞİR...

        27 Nisan ile başlayan süreç, yani 367 katakullisi olarak tarihe geçen yetki gasbı, yani e-muhtıranın tetiklediği AK Parti'ye açılan kapatma davası ve daha birçok şey, halkın "kendine oy verme" iradesini temerküz ettirdi. Halkın verdiği yetkiye saygı duyma noktasında kararlı bir siyasi irade söz konusu olmasaydı, siyaseti askerin ve askere yaslanan bürokratik oligarşinin tasallutundan kurtaracak hukuk mekanizmanın işlemesi mümkün olamazdı.

        Bundan beş yıl önce bugün, kader akıldan da aldığı destekle bu kez halkın kazanacağı bir motifle örmeye başladı ağını. Sonrası malum: Demokrasi ile yüzleşen, yargı karşısında kendisinin de hesap verebilir olduğunu anlayan asker değişmek zorunda kaldı.

        Ancak 27 Nisan'ın değiştirdiği tek olgu ordu değil hiç şüphesiz. Bazıları da "realite" adı verilen zora tosladılar. Siyasal iktidarı ele geçirmeden devlet iktidarını kullanma günlerinin sonuna gelindiğini; kurucu ideoloji payandasına yaslanıp "Varsın halk onların olsun, varsın Meclis'te boruları ötsün; bizim arkamızda ordu var, medya var, yargı var, hayat bize güzel" denizinin sonuna gelindiğini fısıldıyordu o "realite". Sonrası malum: CHP de değişti.

        VE CHP DE DEĞİŞİR...

        Kim ne derse desin, ister iki ileri üç geri adım atmakla itham edilsin, ister gaf ebesi ilan edilsin. Ben eski CHP'den mütedeyyinleri, muhafazakârları toptan "gerici" parantezine almış, tekdüzelikte birinci bir CHP hatırlarken, yeni döneminde hiç değilse özel sohbetlerde, misal Numan Kurtulmuş'a sempati beslediğini açıkça ifade edebilen bir Kılıçdaroğlu görüyorum. Bütün seğirtmelerine rağmen CHP için "Nereden nereye" diyorum.

        Bundan beş yıl önce bugün hükümete muhtıra verilirken, o günlerde düzenlenen bazı Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri mazeret gösteriliyordu. Dönemin CHP'si, muhtıra karşısındaki sevincini gizleyemez iken, bugünün CHP'sinin lideri artık Kutlu Doğum Haftası'nda duygulu konuşmalar yapıyor, ama şaka ama gerçek "Darbe hukukunu toptan değiştirelim", "27 Nisan'ın sorumlularını yargılayalım" gibi atraksiyonlar icra ediyor.

        "CHP'nin din düşmanı algısını kaldırıyoruz" diyor mesela, (Gazete Vatan/Bilal Çetin/26.04.2012). Hem itiraf var hem çaba, hoş değil mi?

        Bosna Hersek'in ilk devlet başkanı merhum Aliya İzzetbegoviç'in mezarına çiçek bırakarak "Aliya, bizim de Aliya'mızdır" diyor, gayet "damardan" değil mi?

        AK Parti döneminde kötü muamele gördüğünü iddia ettiği camilerin takipçiliğini yapıyor, başörtülü eşlerin davet edildiği resepsiyonlar için "Sorunlar aşıldığı için memnunuz" diyor. Son derece önemli sorular da soruyor, sahi MEB ihaleleri neden Kamu İhale Yasası'nın kapsamı dışına çıkarıldı? Halk olarak "hepimizin" bilmesi gerekmez mi?

        27 Nisan'ın Türkiye'yi soktuğu sınav, AK Parti'nin kazandığı ve millete kazandırdığı sınavlar, AK Parti'yi sözde değil özde iktidar tahtına yükseltti. En nihayetinde artık, seçilmiş, gerçekten iktidardadır. Lakin tam da bu nokta, iktidar partisinin kan kaybetme noktası. Çünkü güç, eninde sonunda yozlaştırır.

        27 Nisan sonrası yaşanan macera ve ortaya çıkan tablo, CHP'yi de, ama şeklen ama kalben, ismindeki "halk" kavramıyla barışmaya, beceremiyorsa bile "mış gibi" yapmaya icbar etti. Ve tam da bu nokta, muhalefet partisinin "sözde değil özde" değişimi için şans noktası. Çünkü taklit, eninde sonunda gerçeğini doğurur.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ