AK Partili Şentop'tan çarpıcı açıklamalar!
Kutlu Esendemir'in özel röportajı...
KUTLU ESENDEMİR'İN ÖZEL RÖPORTAJI
Kurban ve bugün kutlanan Cumhuriyet Bayramı nedeniyle tatile giren Meclis, yarından itibaren yoğun bir trafiğin içinde olacak. Yoğun mesainin yaşanacağı en önemli merkezse, Anayasa Uzlaşma Komisyonu... Yeni Anayasa’nın yazımı konusunda 4 partiden temsilcilerin yer aldığı komisyon, çalışmalarını yerel seçimden önce tamamlamayı hedefliyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, yeni Anayasa çalışmalarında Başbakan Erdoğan’a en yakın isimlerden. Aynı zamanda Uzlaşma Komisyonu Üyesi olan Şentop’la bu zorlu süreci konuştum.
Yeni Anayasa konusunda bir uzlaşı sağlanabilecek mi?
Ümitliyim. Bir yıldan fazla zamandır Uzlaşma Komisyonu’nun içinde bulunmuş birisi olarak söylüyorum bunu. 4 partinin yüzde yüz uzlaşmasımümkün olmaz. Komisyonda yüzde doksana yaklaşan uzlaşma çıkabilir. Geri kalan konularda başka formüller geliştirilebilir. Ben çok temel konularda, hatta “kırmızı çizgiler”de bile uzlaşma imkânının olduğuna inanıyorum.
Uzlaşma sağlanamazsa, partiniz MHP ya da CHP ile ortak bir Anayasa yapabilir mi?
Bunu konuşmak için henüz erken ve doğru olmaz. Ama yeni Anayasa Türkiye için bir zarurettir ve hiç kimse bu zaruretten kaçamaz. Bu komisyon yeni Anayasa yapamazsa, yapacak başka bir yol, yöntembulmaya mecburuz. Bu Komisyon isterse, yeni Anayasa’yı yapabilir. Yapmıyorsa veya yapamazsa, partilerin niyetiyle ilgili bir sorun var demektir.
Sizce parlamenter sistemde işlemeyen ne?
Temel sorun kuvvetler ayrılığının temin edilememesi. Yasamayla yürütme arasında birbiriyle adeta bütünleşmeye yol açan birliktelik var parlamenter sistemde. Vesayetçi sistemin parlamento dengeleri üzerinden siyaseti kontrol altında tuttuğunu unutmamak lazım. 12Mart’ta, 28 Şubat’ta parlamento açıktı ancak siyaset dizayn edilmeye çalışıldı.
Başkanlık sistemi için diğer partileri ikna etme çabanız var mı?
Elbette. Türkiye’de başkanlık sistemi çok zayıf argümanlarla tartışılıyor. Bir-ikisi hariç, dünya örnekleriyle ilgili çok ayrıntılı çalışmalar da yok elimizde. Bazıları başkanlık sistemi ile federasyonu karıştırıyor.
Neden?
Başkanlık sistemi denince akıllarına ABD geliyor.Halbuki, parlamenter sistemile yönetilmesine rağmen Almanya bir federasyon. ABD’ye bakarak başkanlıkla federasyonu birleştirmek, Almanya örneğine bakarak parlamenter sistemle federasyonu birleştirmekten farksız. Federatif yapının hem ABD’de, hemAlmanya’da ayrı şartları var. Türkiye’deyse, böyle bir altyapı ve tarihi temel yok. Osmanlı devleti de federal yapıya sahip değildi, bugünkü anlamıyla üniterdi. Yasama, yürütme, yargı tek vemerkeziydi. İdari anlamda ademimerkeziyetçilik, yani yerelin güçlendirilmesi, üniter olmaya engel değildi.
Yeni Anayasa, Kürt sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayabilir?
Ben anayasaları sorun çözücü olarak değil; sorunların çözümünü kolaylaştırıcı, sorun çözümündeki engelleri kaldırıcı olarak görüyorum. Mevcut Anayasa’da darbeci, vesayetçi anlayışın getirdiği bazı düzenlemeler var.
Nedir bu?
Hem vatandaşlıkla ilgili hem anadil öğretimini yasaklayan madde, darbe anayasalarının ürünü. Bu yasaklar ilk olarak 1961’de getirilmiş ve 1982’de de aynen benimsenmiş. Bu düzenlemeler, 1924 Anayasası’nda yok. Bu maddeler, ne İstiklal Savaşı’yla, ne de Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle alakalı. Bunlar, darbecilerin zihniyetinin ürünü.
‘82 Anayasası’nın handikaplarından biri olarak, laikliği görür müsünüz?
Türkiye’de laiklikle ilgili sorunlu uygulamalar, Anayasa’dan değil, yargı kararlarından, bürokratik yorumlardan kaynaklanıyor. Laiklik, din ve vicdan hürriyetini temin etmek amacıyla ortaya çıkmış bir kavram. Bizde din ve vicdan hürriyeti üzerinde bir kontrol mekanizmasına dönüştürülmeye çalışılmış. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan laiklik tanımı, hukuk ve siyaset ilminden, dünya örneklerinden kopuk, tamamen keyfi, ideolojik bir tanım.
‘Anayasa metninin yarısına yaklaştık’
Meclis Başkanı Cemil Çiçek Anayasa çalışmalarının 2012 yılı sonuna kadar tamamlanacağını söylüyor. Bu hedef biraz iyimser mi?
Bu, bizim takvimimiz. 19 Ekim 2011’de Uzlaşma Komisyonu çalışmaya başlarken, bazı ilkeler belirledi, bir takvim ortaya koydu. Aralık 2012 sonunda Anayasa taslağını Meclis Başkanlığı’na sunmayı hedeflediğini yazıp ilan etti. Ben bu konuda iyimserim. Şu ana kadar tasarladığımız Anayasa metninin aşağı yukarı yarısına yaklaştık. Eylül 2012 başlarına kadar rölantide giden çalışmalar, daha sonra hızlandı. Yaklaşık 25 madde yazmıştık eylüle kadar. Eylül ayı içinde, 15 günde 18 madde yazdık. Aynı hızda ve iyi niyetli olarak çalışmalarımızı yürütürsek, önümüzdeki iki ayda bu işi bitiririz.
Komisyonda 6 aylık çalışma sonrası “Temel Hak ve Özgürlükler” bölümünde görüşülen 45 maddeden sadece 10’u üzerinde tam uzlaşma sağlanmış. Anlaşmazlık en çok nerede yoğunlaşıyor?
Üzerinde anlaşmazlık olan belirli konular çok az aslında. Daha çok teferruata dair meselelerde tartışmalar var. Mesela “Kanun önünde eşitlik” maddesi. Yaklaşık 25 gün tartıştık. Hatta mayıs ayında yazamadık. Ama eylülde bir saat içinde yazdık. Bunlara takılmamak lazım.
‘Devletin milleti değil, milletin devleti anlayışı esas olmalı’
“Vatandaşlık” konusunda partinizin net görüşü nedir?
Biz başından beri, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nı savunuyoruz. Vatandaşlık, kişi ile devlet arasındaki hukuki bağdır. O zaman devletin adı ile bunu birleştirelim. Devletin vatandaşlığı olur. Anayasa’daki mevcut tanım, 27 Mayıs darbesi sonrasında hazırlanan ‘61 Anayasası’yla benimsenmiş. ‘82 Anayasası da bunu aynen korumuş. Bazılarının iddia ettiği gibi ‘82 Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımı, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle ilgili değil. Bu tarihi çarpıtmak olur. Bu iddia, kronolojiye aykırı. Cumhuriyet’in anayasası 1924’te yazıldı. 1924 Anayasası’ndaki ifade, mevcut 82 Anayasası’ndaki tanımdan çok daha ileri.
İktidar partisi olarak, “Bizim kırmızı çizgimiz yok. Buyrun; hodri meydan!” diyor musunuz?
Biz, “Müzakereye kırmızı çizgiler öne sürülerek oturulamaz” diyoruz. Elbette vazgeçilmez gördüğümüz esaslar var. Millet iradesi üzerinde vesayet kurulmasına imkân veren bir Anayasa olamaz. Artık, “Devletin milleti değil, milletin devleti anlayışı” esas olmalıdır. Temel hak ve hürriyetler, devletin, Anayasa’nın bir bahsi olmayıp, devlet ve Anayasa ötesi bir meşruiyete dayanır. Birlik ve beraberliğimizi, ülkenin ve devletin bütünlüğünü koruyan, bütün vatandaşlarımızın ülkeye ve devlete aidiyet hissini güçlendiren bir anayasa olmalı.