Mehmet Şimşek

Araştırmacı-yazar Nazif Arıman'ın üzerinde uzun yıllar çalışıp iki sene önce kültür hayatımıza kazandırdığı (2018) "İstanbul'un Bilezik Yazıları" adlı çalışmadan bahsediyorum.




Fotoğrafta Fatih Camii'nin avlusunda bulunan sütundaki bilezik yazısı...

SÜTUN BİLEZİKLERİNE YAZILAN YAZILAR

Günümüzde grafiti denilen duvar yazıları batıdan ithal ettiğimiz bir kelime. Oysa Osmanlı döneminde grafittiye benzer duvar yazılarının bulunduğunu Arıman'ın kitabından öğreniyoruz. Osmanlılar bu tür yazıları rastgele duvarlara değil de özellikle padişahların yaptırdığı cami avlularında bulunan sütunların tunç, bronz ve pirinçten yapılan bileziklerine yazıyorlardı. Bu örneklere türbelerde, şadırvanlarda, caminin iç mekânlarında ve Topkapı Sarayı'nın muhtelif bölümlerinde de rastlıyoruz.


 

Ketebehu El-Fakir Osman Çelebi Kasımpaşalı Sene 1020 (miladi 1611)

HATTATLAR ÇİZİYOR HAKKAKLAR KAZIYORLARDI

Osmanlı döneminde ahşap ya da mermer yapılar üzerine yazı, mühür kazıyan kişilere 'hakkak' ismi verilirdi. Hakkaklar, çelik kalemle ve özel yapılmış tokmaklar kullanıyordu. Eğitimli kişilerden oluşan hakkaklar bilezik, mühür, kitabe, mezar taşı gibi zeminleri kazıyarak sanatlarını icra ediyorlardı.

DÖNEMİN DENETMENLMERİ: MAHİN-NÜKUŞLAR

Özellikle kamusal alanlarda dikkati çeken yazılar öyle her isteyenin kaleme alacağı işlerden değildi. Bunun için elbette bir izin gerekiyordu. Yapılara kazınan yazıların uygunluğunu kontrol eden görevlilere "Mahin-nukuş" ya da "maniin nükuş" ismi veriliyordu. Mahin-nükuşlar cami, medrese, türbe ve tuvalet gibi binaları dolaşarak bunların duvarlarına yazı yazılmasını ve resim yapılmasını denetleyen, uygunsuz olanları tasfiye ediyorlardı. Bu görevliler vakfiyeler tarafından yaptıkları hizmet karşılığında belirli bir ücret alırlardı. (Fatih Kanunnamesi'nde 2 Akçe ödendiği kaydediliyor)

Sultanahmet Camii'nde bulunan sütundaki beddua: "Ah Hüseyin vah Hüseyin Dilerim Allah'ından bulasun Hüseyin" Bedestenli Hünkâri

"AH HÜSEYİN VAH HÜSEYİN DİLERİM ALLAH'INDAN BULASUN HÜSEYİN"

Bilezik yazılarının en yoğun bulduğu yapı İstanbul'daki Sultanahmet Camii. Burada ortalama 100 adet bilezik yazısını görmek mümkün. Bunların içinde hakkaklar tarafından 'hakk edilmiş' bir beddua örneği var ki, başlı başına çok ilginç: Ah Hüseyin vah Hüseyin dilerim Allah'tan bulasın Hüseyin. Bedestenli Hünkâri



Fatih Camii'ndeki sütundan: Vema arafnake hakka ma'rifetike Ya Maruf (Manası: Seni hakkıyla bilemedik. Ey bilinmeye en layık olan Allahım) 


OSMANLI DÖNEMİNİN HABER KAYNAKLARI

Araştırmacı-yazar Nazif Arıman ile ayaz kesen bir İstanbul sabahı Şehzade Camii'nde buluşuyoruz. Yoğun işlerinden fırsat bularak davetimizi kırmayan Arıman, caminin avlusunda bulunan üç bileziği hızlıca okuyor ve bilezik yazılarının 16. yüzyıl ile 18. yüzyıl arasında dönemin önemli olaylarının kaydedildiği bir nevi duvar gazetesi işlevi gördüğünü anlatıyor. Yaşadığımız dönemin ruhuna uygun olarak 'zamanın sosyal medyası' diyebilir miyiz şeklindeki soruma şu yanıtı veriyor Arıman: Evet öyle de denilebilir ama bence bir nevi duvar gazetesi veya dönemin haber kaynakları işlevi görmüş....



Fatin Camii'nde bir sütun... Kınalızade, mubarek Zilkadenin on üçünde Lazgrad'a gitti. Sene 1041. (Miladi 01/06/1632)

İSTANBUL'DA 287 ADET YAZI BULUNUYOR

Bilezik yazılarını 16. yüzyıl ile 18 yüzyıl arasında dönemin olaylarının kaydedildiği bir haber platformları gibi de düşünebiliriz. En çok külliye şeklinde inşa edilen selatin camilerde rastlanıyor onlara. Bu camilerde talebe ve cemaat yoğunluğu fazla olduğu için (yine günümüzün kavramıyla konuşursak kamusal alan) camilerin aynı zamanda sosyalleşme ve yeni haberler duyma merkezi olduğunu söyleyebiliriz. İstanbul cami ve türbelerinde rastlanılan 285 adet yazının, 76 adedinde tarih bulunuyor. Tarih bulunanların en sonuncusu 1779, bu da I. Abdülhamid dönemine karşılık geliyor. 29 tanesinde ise tam tarih kaydı var.

YANGINLAR, TAYİNLER VE VEFATLAR, DUALAR

Peki tarih düşmenin yanısıra başka hangi konularla ilgili yazılar kazınmış? Nazif Arıman şöyle konuşuyor: Bazen Arapça, bazen Osmanlıca ve Farsça kazılan yazıların bir kısmı yarım kalmış. Sadece kendi ya da devrin sultanın ismini, caminin mimarının ismini yazmış olanlar var. Bunun yanında Kur'an'dan bir ayet ve bazen o günlerde yaşanmış en mühim hadiseler kaydedilmiş bileziklere. Şehirde çıkan bir yangından tutun da Osmanlı'nın sefere çıktığı güne kadar. Bazılarında tayinler, vefatlar, temenni ve dualar bulunuyor. Aynı zamanda Arapça ve Farsça özlü sözler, nasihatler, beyitler dikkat çekiyor. Dahası var, Arıman Topkapı Sarayı Harem dairesinin duvarların birinde, bir cariyenin buhranlı döneminde yazdığı notun günümüzde görülebildiğini söylüyor.





Üsküdar'da bulunan Mihrimah Sultan Camii'nin sütunundaki bilezik yazısı: Elçiler Şah'a gittiler. Muharremin ikisinde. Sene 1017 (Miladi 18/04/1608)

"RIZIK İÇİN KALBİ YARALI OLMA"

Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nin sütununda kazınan Arapça nasihatte şunlar yazıyor: Rızık için kalbi yaralı olma. Zira rızık için Allah kerimdir... Beyit dönemin ünlü hakkakı Kasımpaşalı Osman Çelebi imzasını taşıyor. Aynı caminin en solda bulunan sütununda tarihi bir hadise için not düşülmüş: Elçiler gönderildiği bildiriliyor: Elçiler şaha gittiler Muharremin ikisinde. Sene 1017...



Sultanahmet Camii'ndeki sütun: Kırımî sene 1102 (Miladi 1690)

ANADOLU'DAKİ YAZILAR DA TOPARLANACAK

Nazif Arıman'ın bilezik yazılarıyla yaptığı çalışmalar bunlarla da sınırlı değil. Şimdiki hedefi ise Anadolu'da çeşitli yerlere dağılan yaklaşık 200'e aşkın cami ve türbelerde bulunan yazıları toparlayıp, yeni bir kitapla kültür hayatımıza kazandırmak.

Kalemine sağlık diyerek uğurluyoruz Arıman'ı...

RAPTİYE

Nazif Arıman, İstanbul'un Bilezik Yazıları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, 2018