Anadolu, binlerce yıldır medeniyetlerin beşiği ve tarihin açık hava müzesi olma vasfını koruyor. Ancak dünyada bir eşi daha olmayan bu eşsiz zenginlik, 19'uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren kaçakçılık faaliyetlerinin hedefi haline geldi. Toprağından koparılan sayısız eser; dünyanın dört bir yanındaki müzelere ve özel koleksiyonlara dağıtıldı.
PRIAMOS HAZİNELERİNİN KAÇIRILMASIYLA BAŞLADI
Anadolu topraklarından yurt dışına yapılan ilk büyük, organize ve belgelenmiş tarihi eser kaçakçılığı, Alman tüccar ve amatör arkeolog Heinrich Schliemann tarafından Çanakkale'deki Truva Antik Kenti'nden kaçırılan 'Priamos Hazineleri' olarak kabul ediliyor. Schliemann, 1873'te Osmanlı İmparatorluğu'ndan aldığı kazı iznini kötüye kullanarak bulduğu eşsiz altın ve gümüş takıları yasa dışı yollarla önce Yunanistan'a, ardından Almanya'ya kaçırdı.
BÜYÜK BÖLÜMÜ RUSYA'DA BULUNUYOR
Heinrich Schliemann ile Osmanlı Devleti İmparatorluğu arasında uzun süren hukuki ve diplomatik süreçlere yol açan 'Priamos Hazineleri', Schliemann'ın ölümünden sonra Berlin'deki müzelerde sergilenmeye başlandı. Hazine, II. Dünya Savaşı sırasında, Berlin'in bombalanmasıyla korunması için bir hayvanat bahçesindeki sığınaklara saklandı. Savaşın son günlerinde, şehri ele geçiren Sovyet Kızıl Ordusu tarafından hazineye el konularak savaş ganimeti olarak Moskova'ya götürüldü. Uzun yıllar boyunca hazinenin akıbeti meçhul kaldı; dünya kamuoyunda eserlerin kaybolduğu veya yok olduğu sanıldı.
1993'te Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergilenmeye başlandığında 'Priamos Hazineleri' varlığı resmen ortaya çıktı. Rusya, bu eserlerin savaş tazminatı olduğunu iddia ederek iadelerine yanaşmıyor. Türkiye'nin iade mücadelesi devam ederken Almanya da benzer şekilde hazine üzerinde hak iddia ediyor.
SİSTEMLİ BİR MÜCADELE VERİLİYOR
Türkiye'nin tarihi eserleri ait oldukları topraklara döndürme konusundaki kararlı mücadelesi, yalnızca fiziksel bir iade süreci değil; aynı zamanda tarihi adaletin tesisi, toplumsal öz güvenin inşası ve kültürel hafızanın yeniden kazanılması anlamına geliyor.
Türkiye'nin kültür varlıklarını geri kazanma mücadelesindeki ilk somut adımlar 1980'de atıldı. ABD'den iadesi sağlanan 6 adet 'Aphrodisias' eseri, bu uzun ve meşakkatli yolculuğun miladıydı. 1990'lar ve 2000'lerde ise bu mücadelenin sistematik bir hal aldığı; diplomatik gücün hukukla birleştiği döneme geçildi.
M.Ö 2000’in sonuna tarihlenen bronz kılıç, 2023'te ABD tarafından iade edildi. 1993'te ABD'den iade alınan 363 parçalık Lidya Hazinesi, Türkiye'nin bu konudaki kararlılığının küresel ölçekteki ilk büyük ilanı oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın verileri, mücadelenin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Son 23 yılda 13.454 kültür varlığı Türkiye'ye kazandırılırken, iadelerin 9.139'u sadece son 8 yılda gerçekleştirildi. Bu istatistiksel başarı; dijital takip sistemlerinin ve kanıta dayalı diplomasinin etkin bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde ABD'den iade edilen Zeugma Antik Kenti kökenli mozaik pano, Anadolu tarihini koruma mücadelesinin hız kesmeden sürdüğünün en somut kanıtı oldu.
Zeugma Antik Kenti kökenli mozaik panosunun 13'üncü paneli, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından Gaziantep'teki Zeugma Müzesi'nde ait olduğu yere yerleştirildi. PARADİGMA DEĞİŞİMİ: ESERLERİN KENDİ TOPRAKLARIYLA BÜTÜNLEŞMESİ
Anadolu'nun sessiz çığlıkları olan eserlerin ait oldukları antik topraklara dönmesi, tüm dünyada 'Yerinde koruma' bilincinin doğmasına neden oldu. Bu bilinç doğrultusunda eserler artık metropol müzelerinde yabancı birer tarihi obje değil, doğdukları coğrafyanın hikâye anlatıcıları olarak sergileniyor.
Boğazköy Sfenksi, 2011'de Almanya'dan iade alındı. SAHİPLİK KAVRAMI ETİK SORUMLULUK KAVRAMINA EVRİLDİ
Türkiye'nin bu kararlı tutumu, uluslararası kültürel miras yönetiminde bir 'Paradigma değişimi' etkisi oluşturdu. Türkiye'nin kararlılığı, üzerlerinde ciddi bir etik baskı oluşturan müze ve koleksiyonerleri 'Eser geçmişi' konusunda oldukça hassas olmaya zorluyor. Geçmişte ön planda olan 'Sahiplik' kavramı, Türkiye'nin çabaları sonucunda küresel ölçekte 'Etik sorumluluk' kavramına evrildi. Türkiye'nin elde ettiği başarılar, dünyanın diğer ülkeleri için de bir emsal teşkil ederken menşe ülkelerin haklarını korumaya yönelik UNESCO 1970 Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk normlarının artık daha sert uygulanmasını zorunlu kılıyor.
Orpheus Mozaiği, 2012'de ABD'den getirildi. ARTIK RİSKLİ BİR YATIRIM OLACAK
Türkiye'nin iade sürecinde elde ettiği başarılar, sanat piyasasındaki gri alanlarını her geçen gün daraltırken kaçak kazı ürünü olan eserlerin piyasa değeri düşmekte ve bu tür eserleri satın alacak kurum / kişi bulmayı imkansızlaştırıyor. Yakın bir zamanda yasa dışı yollarla elde edilmiş bir kültür varlığına yatırım yapmak, hem hukuki hem de itibari açıdan riskli bir yatırım olacak.
Roma dönemi mezar steli, 2023'te İtalya tarafından iade edildi. BİLİMSEL ORTAKLIKLAR KURACAKLAR
Eskiden eser iadesi büyük bir mağlubiyet veya kayıp olarak görülürken, günümüzde prestijli müzeler için bu bir etik sorumluluk ve kültürel iş birliği göstergesi haline gelmeye başladı. Türkiye'nin sistematik takibi ve hukuki süreçleri, eserleri elinde bulunduran kurumları, sonu mağlubiyetle sonuçlanması mutlak olan bir mücadeleye girme yerine iş birliği yaparak onurunu koruma düşüncesine itiyor. Yaşanılan gelişmelerden dolayı, yakın zamanda, gönüllü iade süreçlerinin daha da artacağını; müzelerin ellerindeki şaibeli eserleri dostane bir şekilde iade ederek Türkiye ile akademik ve bilimsel ortaklıklar kurmayı tercih edeceklerini öngörmek mümkün.
Herakles Lahdi, 2017'de İsviçre'den getirildi. Zira; kültürel sömürgecilikten kültürel paydaşlığa geçişin bir simgesi olan iadeler, gelecekte, büyük müzelerin yağmalanmış eserlerle dolu olduğu dönemin sona erdiği; yerini, menşe ülkelerin haklarına saygı duyan ve eserleri ortak bir miras olarak gören daha adil bir sistemin aldığı bir sürece doğru ilerliyoruz.
Yorgun Herakles, 2011'de ABD'den iade alındı. MÜZELERİN ZİYARETÇİ SAYISINI ARTIRIYOR
Kültür varlıklarımızın ülkemize döndürülmesi, sadece bir tarihi adalet meselesi değil, aynı zamanda müzecilik ve turizm açısından bir kaldıraç etkisi oluşturuyor. Bir eserin, ait olduğu coğrafyada, kendi hikâyesinin bir parçası olarak sergilenmesi, müze ziyaretlerini doğrudan ve olumlu yönde etkiliyor. Örneğin, Zeugma kökenli bir mozaiği Gaziantep'te, o mozaiğin yapıldığı coğrafyada görmek, ziyaretçi için çok daha sahici ve bütüncül bir deneyim olacak. Bu sahicilik, ziyaretçinin müzeye olan sadakatini ve memnuniyetini artıracak.
ABD; Lucius Verus heykeli, Attis heykelciği, Apollon heykelciği ve Kusura tipi idolü 2022'de iade etti. İade edilen eserler sayesinde ziyaretçi sayısının arttığı müzelerimiz küresel çapta tanınan kültür merkezleri haline geliyor. Ayrıca her iadede halkın kültürel mirasa olan aidiyeti ve sahiplenme duygusu perçinleniyor.
TOPLUMSAL HUZUR VE TATMİN DUYGUSU SAĞLIYOR
Eser iadeleri, çalınarak yurt dışına çıkarılmasıyla toplumun bilinçaltında oluşan gasbedilme travmasının iyileşmesinde önemli pay sahibi oluyor. Eserlerin ülkeye geri dönmesi, geçmişin yanlışlarının düzeltildiğine dair toplumsal bir huzur ve tatmin duygusu sağlıyor.
Kağnı Heykeli, 2020'de İngiltere tarafından iade edildi. Kültür varlıklarının iadesi, ayrıca çalınarak yurt dışına çıkarılmasıyla toplumun bilinçaltında oluşan gasbedilme travmasının iyileşmesini sağlarken 'Eksiklik ve yarım kalmışlık' duygusunu gideriyor. Yüzyıllar boyunca batı müzelerinde sergilenen Anadolu eserlerinin geri alınması, toplumda kendi değerine sahip çıkamama psikolojisini yerle yeksan ederek "Tarihimizi koruyabiliyoruz" öz güvenini tesis ediyor. Kültürel sömürgecilikten kültürel paydaşlığa geçiş, gelecek nesillere bırakılan mirasın sadece bir obje değil, bir kimlik olduğunu gözler önüne seriyor. Toplumun kendi değerine olan inancını pekiştiren, tarihteki mağduriyetleri onaran ve geleceği, geçmişin mirasına sahip çıkarak kurma vizyonunu destekleyen eser iadeleri çok güçlü bir psikolojikleştirme aracı olarak öne çıkıyor.