Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mehmet AÇAR / HT GAZETE

        Altın Koza'da bu yıl yarışan 14 filmden 8 tanesi Türkiye prömiyerini Adana'da yapıyor. Bu da Ulusal Yarışmayı önceki yıllara göre daha heyecanlı ve cazip hale getiriyor. Ama gösterilen filmleri seyrettikçe beklentileri çok yükseltmemek gerektiğini düşünmeye başlıyorsunuz.

        İkinci gün gösterilen ve benim henüz seyretme fırsatı bulamadığım, Filiz Alpgezmen'in yönettiği "Yabancı", kendi aralarında açık saçık konuşan türbanlı kızları; alkollü içki satanları döven, içenleri öldüren dindar fanatikleri ve "Gülen Apartmanı"yla festivalin en çok konuşulan ve tartışılan filmlerinden biri oldu.

        Üçüncü güne ise yine kadın yönetmenler damgasını vurdu. Çarşamba günü üst üste gösterilen festivalin iki iddialı filmi, Pelin Esmer'in "Gözetleme Kulesi" ve HT Magazin'de geniş biçimde yazdığım Yeşim Ustaoğlu'nun "Araf'ı sahip oldukları ortak noktalarla seyircileri şaşırttı. Her iki filmde de yol üzerindeki mola tesislerinde çalışan ve istenmeyen hamileliklerini gizlice yaşamak zorunda kalan genç kızlar vardı. Yarışmadaki bir diğer film olan "Ateşin Düştüğü Yer"in de yine istenmeyen bir hamileliği anlattığını hesaba katarsak 50 yıldır aynı konudan vazgeçemediğimiz ortaya çıkıyor. Lise tuvaletinde, evde, otobüste doğum yapan genç kızların yaşadığı, devletin kürtaja karıştığı muhafazakâr bir ülkede bu ısrarı anlamak mümkün ama günümüzün yönetmenleri, anlatımlarındaki yenilik ve olgunluğu keşke öykülerinde de gösterebilseler. Öyküler ne yazık ki hâlâ eski Yeşilçam melodramlarının satır aralarında dolaşıyor. Bu arada "Gözetleme Kulesi"nin Nilay Erdönmez, "Araf"ın Neslihan Atagül ile en iyi kadın oyuncu ödülünün iddialı adayları arasında olduğunu belirtmem gerekiyor.

        Çarşamba günü görücüye çıkan Veli Kahramanın "Ana Dilim Nerede" ve Elfe Uluç'un "Aziz Ayşe"si de farklı açılardan ortak noktalara sahip iki filmdi. Beyazperdede kendini canlandıran karakterleriyle belgeselle kurmaca arasında gidip gelen bu filmlerden "Ana Dilim Nerede", daha derli toplu ve sadeydi.

        'DOKUNAKLI VE AKILDA KALICI'

        İlkokuldan itibaren resmi devlet politikaları gereği konuşamadığı anadili Zazaca'yı yeniden hatırlamaya çalışan, "kırılmış bir sazı" umutsuzca bir araya getirmek isteyen Mustafa Kahraman'ın öyküsü gerçekten dokunaklı ve akılda kalıcıydı. Dokunaklılık konusunda açıkçası "Aziz Ayşe"nin de pek bir sorunu yoktu. Köyden kaçıp geldiği İstanbul'da hayat mücadelesi veren, yıkık dökük evlerde yaşayıp kâğıt toplayıcılığı yaparken dahi Mehmetçik Vakfı'na yardım eden travesti Melikşah Yardımcı'nın öyküsünden etkilenmeyen herhalde yoktu. Ama Elfe Uluç'un böylesi gerçek bir karakterin çevresinde örmeye çalıştığı kurmaca unsurlar ve kişilikler ne yazık ki çok zorlama duruyor, montajla yaptığı anlatım denemeleri havada kalıyordu.

        Bu satırları yazarken henüz seyredemediğim ve Türkiye prömiyerlerini Adana'da yapacak "Devir" (Derviş Zaim), "Yük" (Erden Kıral), "Siirt'in Sırrı" (İnan Temelkuran) ve "Rüzgârlar" (Selim Evci) gibi iddialı filmlerin gösteriminden önce ödüller için bir şey söylemek zor. Ama an itibarıyla "Yeraltı" ve "Babamın Sesi" gibi İstanbul Film Festivali'nden gelen filmlerin ağır bastığını söylemek mümkün.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ