Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MEHMET AÇAR / HT GAZETE

        Antalya’da herkesin ödüller üzerine tahmin yürüttüğü son güne girdik. En İyi Film dahil tüm kategorilerde kesin favorilerin olmadığı bir yıldayız. Önceki yazımda ilk 2 günün öne çıkan filmleri olarak “Elveda Katya” ve “Güzelliğin On Par’etmez”den söz etmiştim. Son 3 günde gösterilen 6 film arasında ise kendi adıma “Küf” ve “Zerre”nin ağır bastığını düşünüyorum.

        Derin devlet türü organizasyonların maşası haline gelen eli silahlı milliyetçi gençlerin çıkmazını bir suç filmi havasında anlatan, Ersin Kana‘nın “Hile Yolu” da sinemamızda alışılmadık antikahramanlarıyla yarışmanın öne çıkan bir başka filmi. Ama öyküsünün zayıflığını ve edebiyatımız ile sinemamızda antikahraman geleneğinin pek olmadığını hesaba katarsak çok fazla şansı olduğunu sanmıyorum.

        Ali Aydın, Venedik’ten Geleceğin Aslanı ödülüyle dönen ilk filmi “Küf”te, kayıp oğlunu arayan bir babanın öyküsünü anlatıyor. Ama filme damgasını vuran temel duygu arayıştan ziyade, boğucu bir taşra sıkıntısı. Oğlunun politik kimliği nedeniyle babanın yetkililerden gördüğü kötü muamele ve üzerindeki mahalle baskısı huzursuz edici bir gerilime dönüşüyor. “Küf” bu gerilimi perdede somutlaştıran resimlerine ve görsel atmosferine karşın, seyirciyi fazlasıyla kendi haline bırakan ağır ve durgun bir yapıya sahip. Oysa hikâyenin ilerlemediği bu tür filmlerin, seyircilerin zihnini sürekli meşgul eden çatışmalar, çelişkiler ve sorular içermesi gerekir ama “Küf” bu konuda zayıf kalıyor.

        TÜRKİYE’DE BİR ‘ZERRE’

        Erdem Tepegöz’ün “Zerre”si de çok düz bir öyküye sahip. Ama ana karakteri Zeynep’i (Jale Arıkan) sürekli takip eden hareketli kamerası ve akıcı montajıyla seyirciyi yakalamasını bilen bir film. Zeynep’in annesi ve hasta kızıyla varoşlardaki küçük dairede yoksulluğa karşı verdiği mücadele, duygu sömürüsünden uzak gözlemci bir yaklaşımla anlatılıyor. Geniş ekran formatında yakın planları tercih eden yönetmen Erdem Tepegöz, filmin anlamıyla bütünleşen bir görüntü ve ses tasarımı koyuyor ortaya.

        Bu tür filmlerde alışık olduğumuz soğuk renkler yerine sıcak renkleri kullanması, “Zerre”ye farklı bir hava veriyor, zor koşullara rağmen karakterlerin iyimserliklerini, teslim olmamalarını yansıtıyor adeta. Zeynep’in uçuşan toz zerrelerine bakıp düşündüğü sahneler ise bir filmin adının sinemasal anlamı ne denli zenginleştirebileceğinin bir göstergesi. Haftada 90 lira yevmiyeyle Trakya’da toplama kampı gibi fabrikalarda çalışan, belediyede kadrolu bir iş hayali kuran ve sürekli burnu kanayan Zeynep, “Büyük Türkiye” resminin içinde belki bir “zerre” kadar yer tutuyor ama yaşadığımız dünya üzerine çok şey söylüyor.

        Yarışmanın son filmi olan, Tunç Okan’ın devlet eliyle zengin edilenler ile köylüler arasındaki mücadeleyi komedi formunda anlatan “Umut Üzümleri“ni ben pek beğenmedim. Ama bu, ödüllerde şansı olmadığı anlamına gelmez.

        Jürinin ne yapacağını kestirmek hiç kolay değil. Kendi adıma “Zerre”nin finalsizliğine ve düzlüğüne rağmen yarışmanın en iyisi olarak diğer filmlerin arasından sıyrıldığını söyleyebilirim. Onu “Güzelliğin On Par’etmez”, “Küf” ve “Elveda Katya” takip ediyor. Jürinin “Elveda Katya”ya biraz daha yakın duracağını ve çok tartışma yaratmayacak seçimler yapacağını sanıyorum. Açıkçası Antalya’da bu yıl “yarışma enerjisi ve rekabeti” biraz zayıf.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ