Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat Haftanın Kitapları
        1

        ŞİİRLER
        (K. P. Kavafis)

        Kavafis tüm şiirleriyle Yapı Kredi Yayınları'nda... Kavafis daha önce pek çok şair tarafından Türkçeye çevrilmiş, özellikle “Barbarları Beklerken”, “İthaka”, “Şehir” şiirleriyle geniş bir ilgi ve sevgiyle karşılanmıştı. Çocukluğundan itibaren şiirler yazan Kavafis, zamanla Helenistik dönemi konu alan tarihi şiirlere yöneldi; geçmişteki olayları modern insanın yalnızlığı, tutkuları, hayal kırıklıkları ve cinsel kimliğiyle ilişkilendirdi. Kendine özgü, sade ve konuşma diline yakın bir üslup geliştirdi. Yunan şiir geleneğinin dilini ve edasını bambaşka düzeylere taşıdı. Tarihe ve coğrafyaya gösterdiği duyarlıkla, kederi ve mutluluğu ironiye dönüştürmesiyle ve kişisel belleği tarihsel olgularla kaynaştırmasıyla Kavafis modern şiirin büyük ustaları arasında yer alır...

        2

        İKİ İVAN'IN MÜNAKAŞASI
        (Nikolay Gogol)

        Rus edebiyatının öncü ismi Nikolay Gogol, İki İvan'ın Münakaşası’nda kibri, bürokrasinin çıkmazlarını ve taşra hayatının gerçeğini ustalıkla gözler önüne seriyor... Küçük bir kasabada, herkesin birbirini tanıdığı, gündelik hayatın ağır ağır aktığı bir dünyada, iki komşu; İvan İvanoviç ile İvan Nikiforoviç önemsiz bir mesele yüzünden ömür boyu sürecek bir düşmanlığa sürüklenir. Başlangıçta neredeyse gülünç sayılabilecek bir tartışma kısa sürede büyür, dedikodular, kırgınlıklar, gurur ve inat iki adamın arasındaki mesafeyi geri dönülmez biçimde açar. Araya girenler, barıştırma girişimleri, iyi niyetli sözler… Hepsi bir noktada tıkanır. Çünkü mesele artık sadece bir anlaşmazlık değil insanların kendilerini nasıl gördükleri ve başkalarının gözünde neye dönüştükleridir. Gogol’ün Mirgorod adlı öykü derlemesinde yer alan ve Can Yayınları'ndan çıtan “İki İvan’ın Münakaşası” adlı bu öykü yazarın keskin gözlem gücü ve alaycı diliyle küçük bir olayın nasıl büyüyüp absürd bir hal aldığını anlatırken, taşra hayatının bürokrasisini, dedikodu düzenini ve insan doğasının inatçı tarafını ustalıkla ortaya koyar.

        3

        OSMANLI'NIN MAVİ GÜCÜ: BARBAROS

        Akdeniz'i bir Osmanlı denizine dönüştüren kudretin ardında hangi seferler, hangi cenkler, hangi tanıklıklar, hangi sözler vardı? Barbaros Hayreddin Paşa'nın korsan reisliğinden kaptan-ı deryalığa uzanan destansı hayatı, XVI. yüzyılın gazi-şairi Murâdî'nin kaleminde tarih ile şiirin güçlü terkibine dönüşüyor. Kanûnî Sultan Süleyman'ın emriyle yazıldığı bilinen Gazavât-ı Hayreddin Paşa; Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa'nın gazalarını, Preveze'den Nova'nın fethine uzanan mücadelelerini, deniz seferlerinin hazırlıklarını, muharebe sahnelerini ve Akdeniz diplomasisini ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu hikaye sadece bir kahramanlık destanı değil; esir, ganimet, teşkilat, denizcilik uygulamaları ve Avrupa güçleriyle yürütülen diplomasiye dair çok katmanlı bir dönem panoraması. Çizgi Kitabevi'nden çıkan Osmanlı'nın Mavi Gücü: Barbaros, bahsi geçen eserin 373 varaklık, bilinen tek nüshasından hareketle Murâdî'nin kimliğini ve edebî dünyasını aydınlatıyor; 9187 beyitlik metni çevriyazıyla günümüz okuruna sunuyor. Fakat bu kitap, bir metin neşrinden fazlasını vadediyor: Efsanenin ardındaki insanı, güvertelerde verilen kararları, savaşın gürültüsünü ve Akdeniz'in sürekli değişen güç dengelerini görünür kılıyor.

        4

        FİLOLOJİ
        (James Turner)

        James Turner’ın kaleme aldığı, 'Filoloji' VakıfBank Kültür Yayınları’ndan çıktı. Beşerî bilimlerin ortak kökenini keşfetmeye hazır mısınız? Modern akademik dünyada antropoloji, sanat tarihi, dilbilim ve edebiyat gibi disiplinler, birbirinden tamamen kopuk, farklı diller konuşan uzmanlık alanları olarak görülüyor. Ancak Turner, bu etkileyici çalışmasında ezber bozan bir gerçeği ortaya koyuyor: Bugün “beşerî bilimler” olarak adlandırdığımız tüm bu alanlar, aslında tek bir kökten, filolojiden, türemiştir. Yazar, antik İskenderiye’deki metin eleştirilerinden 19. yüzyılda profesyonelleşen üniversite kürsülerine uzanan bin yıllık geniş bir tarihsel haritayı ustalıkla çiziyor. Disiplinler arasındaki yapay sınırların nasıl ortaya çıktığını ve bu alanların aslında nasıl ortak bir “derin yapı”yı paylaştığını anlamak için eşsiz bir rehber sunan eser, okuru Homeros metinlerinden 19. yüzyılın büyük tarihsel devrimlerine, Kutsal Kitap eleştirisinden Doğu dillerinin keşfine uzanan kapsamlı bir yolculuğa çıkarıyor...

        5

        VELHASILIKELAM
        (Ayşegül Aldinç)

        Sahnede topuğu kırılan ayakkabıdan Instagram algoritmasına, Maksim Gazinosu’ndan Eurovision’a, bayram sabahlarının kırmızı rugan ayakkabılarından “durum ilişkileri”ne, unutulmaz tesadüflerden “bir bilen”lere ve bu devrin hallerine… Ayşegül Aldinç, Üçüncü Göz Yayınları'ndan çıkan bu güncelerinde kâh sahne hayatının perde arkasını aralıyor, kâh gündelik hayatının absürtlüklerine kendine has diliyle “ayar oluyor”. Filiz Akın’la, Türkan Şoray’la beş çayı içememenin hüznünü yaşıyor; kuş dili konuşan komşu hanımlara kulak misafiri oluyor; Beckett ile Bâyezid-i Bistâmî’yi ve hatta Gülten Akın’ı aynı kitapta buluşturuyor. Velhasılıkelâm, bir “cennet kuşu”nun kendisiyle, çağıyla ve hepimizle tat tatlı dalgasını geçtiği; arkaik kelimelerle internet ağzını aynı cümlede barıştıran, okurken sesli güldüren bir kitap. Sözün kısası mı? Yok öyle bir şey; sözün en keyiflisi!

        6

        KİMSELER BEKLEMEZKEN
        (Abdullah Aren Çelik)

        Derin, doğrularından ödün vermeyen genç bir gazetecidir. Ancak dokunulmaması gereken bir dosyayı haber yapması hayatını geri dönüşsüzce değiştirecektir. Aynı gün hem annesini kaybeder hem de evi kimliği belirsiz kişilerce altüst edilir. Annesinin eşyaları arasında bulduğu eski bir kartpostal Derin'i yalnızca başka bir şehre değil, yıllardır cevabını aradığı soruların peşine sürükler. Her adımda geçmiş biraz daha gün yüzüne çıkar, her cevap yeni bir soruya kapı aralar. Yediler Teknesi ile Vedat Türkali Jüri Özel Ödülü'nü alan Abdullah Aren Çelik'in kaleminden aile sırları, hakikat, vicdan ve hafıza arasında örülmüş sürprizlerle dolu bir roman. Bunca dil öğrendim de ne oldu? İnsan kendi dilinde bile kendini anlatamadıktan, anlatacak birini bulamadıktan sonra diğer dilleri anlasa ne olur anlamasa ne olur? Everest Yayınları'ndan çıktı...

        7

        ÇİN MİTOLOJİSİ

        Kronik Kitap’ın Mitoloji Serisi’nin yeni halkası Çin Mitolojisi, kozmolojiden folklora, tanrılardan ölümsüzlere uzanan binlerce yıllık inanç ve anlatı dünyasını bütünlüklü bir çerçevede ele alıyor. Çin mitolojisinin hikâyesi ilksel kaosun içinden doğar. Bir yanda göğü ve yeri birbirinden ayıran Pangu ile insanlığı yaratan ve kırılan göğü onaran Nüwa, diğer yanda dünyayı kavuran dokuz güneşi vuran Hou Yi ve ölümsüzlük iksiriyle Ay’a yükselen Chang’e… Bu anlatılar, doğa ile insanın, ilahi olanla dünyevi olanın birbirinden ayrılmadığı bir dünyanın kapısını aralıyor. Bu kitap, Tao’nun her şeyi kuşatan akışından Yin ve Yang’ın bitmeyen dengesine; Yeşim İmparatoru’nun göksel sarayından Yanwang’ın hüküm sürdüğü yer altı dünyasına kadar uzanan geniş bir evreni inceliyor. Kadim şamanik geleneklerin, farklı etnik toplulukların halk hikâyelerinin, Taoizmin ve Budizmin yüzyıllar boyunca nasıl iç içe geçtiğini; Long ejderhalarından Sekiz Ölümsüz’e, Sun Wukong’dan Nezha’ya kadar sayısız figürün Çin kültüründe nasıl şekillendiğini gösteriyor. Çin Mitolojisi yalnızca tanrıları, kahramanları ve fantastik yaratıkları anlatmıyor; dünyanın en eski uygarlıklarından birinin evreni, doğayı ve insanın bu düzen içindeki yerini nasıl anlamlandırdığını açıklıyor.

        8

        KAPALIÇARŞI'DA FECİ BİR CİNAYET
        (Armağan Tunaboylu)

        Tren rayı şeklinde izler var. Ortası soluk, kenarları ekimozlu, yani doku içi kanamalar... (...) Cop izi gibi. On beş, yirmi, yirmi beş santimetrelik birbirini kesen tren rayları... (...) Büyüteç altında incelendiğinde kenarlardaki kesiler düzgün değil, pürtüklü ve düzensiz. Yaygın iç kanama, böbrek, karaciğer kanamaları... Ölümü tahminen on, on beş dakika içinde gerçekleşmiş. Bu kadar uzun süre birisini kamçılamak için normalin üzerinde güç harcanması gerekiyormuş. Zaten kamçının üstten alta doğru geldiği, dolayısıyla kamçılayanın güçlü ve uzun boylu olduğu tahmin ediliyor... muş... Kapalıçarşı'da on bir yıl önce işlenen bir cinayeti çözmekle görevlendirilen Komiser Berkun İstanbullu, olayın basit bir cinayet değil, yasal olmayan derin oyunlarla ilgili olduğunu ortaya çıkaracaktır... Kapalıçarşı'da Feci Bir Cinayet Maceraperest Kitaplar'dan çıktı.

        9

        DÜNYANIN SONUNDAKİ DÜNYA
        (Luis Sepúlveda)

        "Aşk ve nefret. Yaşam ve ölüm. Sır ve ifşa. Her şey aynı anda ve zamansızdır. İşte deniz budur..." Dünyanın Sonundaki Dünya, Moby Dick'i okuduktan sonra yaz tatilini Patagonya'nın uçsuz bucaksız topraklarında seyahat edip balina avlayarak geçirmek isteyen ve bereketli denizlerin kanlı gerçeğiyle yüzleşen, on altı yaşındaki bir delikanlının büyüme serüvenini anlatıyor. İnsanlığın dünyayı nasıl da acımasızca sömürdüğünü ve açgözlü şirketlerin balina avında sınır tanımadığını, kıtanın kanlı sömürge geçmişini de es geçmeden ilmek ilmek işliyor Luis Sepúlveda. Everest Yayınları'ndan çıkan romanın her zerresinde yazarımızın kadim kıtaya duyduğu sevgi, insanlarla sınırlı kalmayıp her canlıya kucak açıyor...

        10

        TORUNKA KAFE
        (Satoshi Yagisawa)

        "Geçmişi değiştiremeyiz ama yaralarımızı birlikte sarabiliriz..." Tokyo'nun dar sokaklarına gizlenmiş, sadece kedilerin ve tesadüfen yolu oraya düşenlerin bildiği o küçük kafe… Burası sadece mükemmel demlenmiş kahveler içebileceğiniz bir yer değil; aynı zamanda hayatın telaşında savrulan ruhların, kırık dökük hayallerin ve geçmişin gölgelerinden kaçanların sığınağı. Her ziyaretinde masaya peçeteden yaptığı bir balerin bırakan gizemli Chinatsu, kaybettiği mutluluğu yıllar sonra aynı mahallede arayan Hiroyuki ve sessizce yasını tutan genç Shizuku… Yolları Torunka Kafe’nin ahşap masalarında kesişen bu üç kalp, birbirlerinin acılarına ayna tutarken, en büyük mucizelerin sıradan günlerin içinde saklandığını keşfedecekler. Morisaki Kitabevi Günleri’nin yazarı Satoshi Yagisawa'dan, içinizi ısıtacak, her satırında kahve kokusu ve umut taşıyan bir hikâye, Athica Yayınları'ndan çıktı…

        11

        MİLLİ SARAYLAR ATLASI
        (Kübra Nur İşcan)

        Dört saray, dört ayrı dünya, yüzlerce hikâye! Topkapı'nın avlularında devletin izini sürmeye, Dolmabahçe'de değişen zamanlara tanıklık etmeye, Beylerbeyi'nde dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerle tanışmaya, Yıldız'ın bahçelerinde saklanan sürprizleri keşfetmeye hazır mısın? Peki bu saraylarda kimler yaşadı? Hangi odalarda, acaba hangi önemli kararlar alındı? Yüzlerce yıllık eşyalar bugüne nasıl ulaştı? Aile Yayınları'ndan çıkan Millî Saraylar Atlası, sizi kapıların ardında saklanan tarihin peşine düşürüyor. Atlası aç, merakını yanına al! Millî Sarayların kapılarının ardında, tarih kâşifliği başlıyor!

        12

        ÇOCUĞUNUZU KİM YETİŞTİRİYOR
        (Salih Uyan)

        Salih Uyan, Timaş Yayınları'ndan çıkan çalışmasında dijital dünyanın ve sosyal medya algoritmalarının aile yapısını nasıl sessizce dönüştürdüğüne odaklanıyor. Kitap, ebeveynleri sürekli bir yetersizlik hissiyle sınayan “Kusursuz Ebeveynlik Podyumu” illüzyonunu deşifre ederek, çocuk yetiştirmenin bir “proje yönetimi” değil, kadim bir “emanet” bilinci ve “halden anlama sanatı” olması gerektiğini vurguluyor. Algoritmaların tek tipleştirdiği modern ebeveynlik modellerini eleştiren yazar, okura yapay zekâdan dopamin tuzaklarına kadar geniş bir yelpazede dijital farkındalık kazandırıyor. Bunu yaparken ebeveynleri suçlamak yerine onların omuzlarındaki mükemmellik yükünü hafifletmeyi amaçlıyor. Yazar, çocukların bir kullanım kılavuzu olmadığını hatırlatarak ebeveynleri mekanik formüllerden kaçıp kendi içgüdülerine ve vicdanlarının sesine güvenmeye teşvik ediyor...

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ